İnsanlık tarih boyunca “sanatı” bir kendini ifade biçimi olarak kullanmıştır. Önce mağara duvarlarına resimler yapmaya başladı. Bu ilk aşamadan sonra sanat sürekli bir değişim ve gelişime uğramıştır. Sanatın oluşumundaki birçok unsur önce insanı sonra sanatı etkilemiştir. Toplumsal olaylar sanatı etkilediği gibi sanat da bireyleri etkilemiştir. Sanatçı özelliklerini sergileyen insanlar toplumda lider olurlar. Bu sayede aydın ya da aydın düzeyine yükselen kişiler, zamanla insan toplumlarının en ön saflarında yürüyen eylemciler rolünü üstlenmişlerdir.
Bir lider olduğu kadar bir sanatçı olarak, onu muhalif bir çığlık olarak ayıran arka plana yalnızlığı koyar. Bu birlik, onun farklı düşünmesinden kaynaklanmaktadır. Öncülüğünü yaptığı fikirlerin sahibi ve yanında olan birini bulamayınca geri çekilir; Ancak bu geri çekilme yeni bir çıkış yolunu da beraberinde getirecektir. Düşünceleri ile baş başa kalan sanatçı bu mutsuzlukla yeni bir soluk alır ve icra ettiği sanat ve bu sanatın eseri ile yeniden sesini duyurmaya başlar. Sanatçı mutluluk denen olaydan en az nasibini alan kişidir. Ama aynı zamanda bu mutsuzluğu en iyi şekilde kullanabilen de kendisidir. Sanatçı bir öğrencidir. Ulaştığı hedeften sonra mutluluğa ulaşmaz. Günümüz ve gelecek kaygısıyla dünyayı aydınlatır. Kant’a göre: “Sanatçı toplumun dışında yaşar.”
Nereye gitse yine çıkıyor. “Nerede olursam olayım iyi olacağım gibi görünüyor” diyor. Baudelaire. Aslında bu, tedavisi olmayan bir “kötülük”: hiçbir yerde iyi olmayacak. Pek çok güzel rüyası olacak ama bunlar iyi olmayacak. Ve Baudelaire’in iyi olduğu yerde, gözden düşmüş durumda. Başkalarını dehşete düşüren, onu öğrenci yapar. Bir başkasında depresyona neden olan şey, onda yaratıcı güç yaratır. Baudelaire ya da sanatçı için yaratımdan kaçış yoktur. Sartre Baudelaire için şöyle der: “İnsan yaratılışta tanımlanacak, eylemde değil.
Sanatçı bu özellikleriyle sanatıyla zıt çizgilerde mücadele eder. Sosyal ortamlarda kalemini açar. Muhalefetin sesini keskinleştirme ve yükseltme süreci tarihi bir dönemeçte yaşanıyor. Sanat sanat içindir anlayışıyla çelişen sanatın toplum için olduğu görüşü Rusya’da Ekim Devrimi’nden sonra sesini yükseltir. 1917 Ekim Devrimi ile ortaya çıkan toplumcu gerçekçilik akımı bu düşüncenin en güzel örneğidir. Sovyet kültürünün yaratılması amacıyla sanatla ilgili bazı ilkeler ana hatlarıyla ortaya konulmuştur. Komünist Parti yetkililerinin sanat sosyalizmi konusunda ortaya koyduğu ilkeler, sanatçıya karşı önemli sorumluluklar içermektedir. Bu durum toplumda heyecan uyandırmaya çalışılması ve milli edebiyatla paralellikler gösterilmesi açısından örnek verilebilir. Bu durumda sanatın toplum üzerindeki büyük etkisinin en büyük kanıtıdır.
Kaynak:
Afşar Timuçin, Özgür Prometheus, İnsan Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1997, s.6.
katip:Kanan Yıldırım
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]