Yapıların tahribatsız yöntemlerle incelenmesi «YerelHaberler

Ülkemiz çok önemli tektonik kuşaklar üzerinde yer almaktadır. Bu nedenle sık aralıklarla şiddetli depremler yaşar. Türkiye nüfusunun neredeyse yarısı birinci derece deprem bölgelerinde yaşıyor. Geçmişte yaşanan şiddetli depremlerde birçok insan hayatını kaybetmiş, yaralanmış ve büyük maddi kayıplara uğramıştır. Ülke ekonomisi de bu kayıplardan çok zarar gördü. Bu nedenle depremler olmadan önce binaların kalitesinin kontrol edilmesi gerekmektedir. Sadece binanın yapılacağı arazinin kalitesinin kontrol edilmesi, depremin daha az hasarla ortadan kalkacağı anlamına gelmez. Zemin ne kadar sağlam olursa olsun, üzerindeki yapı da sağlam olmalıdır. Bu amaçla ülkemizde 06.03.2007 tarihinde Deprem Bölgelerinde Yapılacak Binalar Hakkında Yönetmelik çıkarılmıştır. Bu Yönetmelikte belirtilen amaç; Hafif depremlerde yapıda hasar görülmez, orta şiddette depremlerde yapıda oluşabilecek hasar sınırlı, sınırlı ve onarılabilir, şiddetli depremlerde ise can güvenliğini sağlamak için yapıya verilen hasar sınırlıdır. Deprem yönetmeliğinin temel amacı can kaybını ve yaralanmayı önlemektir. Binaların taşıyıcı elemanlarındaki çelik donatıların sayısı ve yerleri, çatlak ve boşlukların tespiti, beton kalitesinin tespiti gibi birçok faktör de bir binanın sağlam olup olmadığının göstergesidir. Bu çalışmalarda sismik ultrason yöntemi, elektriksel özdirenç yöntemi, GPR yöntemi ve Schmidt çekici yöntemi gibi tahribatsız jeofizik yöntemler yaygın olarak kullanılmaktadır. Tahribatsız jeofizik yöntemlerin temel amacı, bir yapının yapısal ve yapısal olmayan elemanlarının kalitesinin yapıya zarar vermeden belirlenmesidir.
Bina dayanıklılık kalitesinin belirlenmesi ülkemizde yeni bir kavram olup son yıllarda kentsel dönüşüm kavramı ile hayatımıza girmiştir. Kentsel dönüşüm çalışmaları kapsamında, deprem anında tehlike oluşturabilecek yapıların tespiti amacıyla yapı denetim çalışmaları yapılmaktadır.

Riskli yapı nedir?
6306 sayılı “Afet Riskli Alanların Dönüştürülmesine Dair Kanun”da ekonomik ömrünü tamamlamış, ağır hasar veya yıkılma riski taşıyan tehlikeli yapılar tanımlanmış ve bu durum bilimsel çalışmalarla tespit edilmiştir. Binanın riskli olup olmadığını anlamak için kısaca aşağıdaki işlemler yapılır.
– Tehlikeli binaların tespiti için, yapı kat maliklerinin oy birliği ile alacağı karar sonucunda, Bakanlıktan izinli binalara denetim kuruluşlarından birine başvurulur.
– Bina ile ilgili gerekli inceleme ve çalışmalar yapıldıktan sonra bu kurumlarca risk raporu hazırlanır ve bu rapor binanın bulunduğu valiliğin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Altyapı ve Kentsel Dönüşüm Müdürlüğü’ne sunulur. Rapor Müdürlük tarafından incelenir. Eksiklik veya çizgi varsa kuruluşa iade edilir. Kuruluş gerekli düzeltmeleri yaptıktan sonra raporu iade eder.
Bakanlığın riskli yapı tespit ettiği tapu müdürlüğüne bildirilir. Bu durum Tapu Müdürlüğü tarafından yapı kütüğüne işlenir ve bu karar hak sahiplerine bildirilir. Hak sahiplerinin itirazı olmaması halinde binanın yıkılması için 60 gün mühlet verilir. Bu dönemde yıkılmayan binalar valiliklerdeki mülki idareler tarafından yıkılmaktadır.

Tehlikeli yapıları tespit etmek için tahribatsız yöntemler kullanın
Bakanlıkça lisanslı kuruluşlar tarafından yürütülen tehlikeli yapıların tespitine yönelik çalışmalarda yapının zarar görmesini önlemek için tahribatsız jeofizik yöntemler kullanılmaktadır. Bu çalışmaların amacı, yapıda kullanılan betonun kalitesinin kontrol edilmesi, kiriş ve kolonlarda kullanılan çelik elemanların projede belirtilen çapta ve sayıda olup olmadığının tespit edilmesi, yapılacak olan yapıların sayısı ve yerinin belirlenmesidir. etriye, kullanılan malzemelerin aşınma durumu ve betondaki kırılma, boşluk, nem gibi parametreleri belirlemek için kullanılır.

Sismik ultrason yöntemi
Bu yöntemin temel amacı, sismik dalgaların betonda yayılma sürelerini bularak dalga hızlarını belirlemektir. Betonun kalitesi belirli sismik hızlarla belirlenir. Bu işlem için ultrason darbe test cihazları kullanılır. Bu cihazlar, bir verici ve bir alıcı olmak üzere iki prob içerir. Bu problar bir jel ile betona bastırılarak uygulanır. Verici prob tarafından iletilen ses dalgaları, alıcı prob tarafından algılanır ve kaydedilir. Bu yöntemde ölçümler üç farklı şekilde alınır:
Doğrudan doğrudan ölçüm: Verici ve alıcı sensörler beton bloğun ön ve arka yüzlerine yerleştirilerek ölçüm yapılır.
Dikey ölçü: V.Füzyon probu betonun ön yüzeyine yerleştirilirken alıcı probu betonun kenarına 1-2 cm aralıklarla yerleştirilerek yer değiştirme ölçümü alınır.
Vardiya ölçümü: Bu yöntemde verici ve alıcı problar betonun bir yüzüne yan yana yerleştirilir. Ölçüm, her iki probun belirli bir aralıkta yer değiştirmesi ve aralarındaki mesafenin sabit tutulması ile yapılır.
Verici tarafından gönderilen ses dalgasının, verici probundan ayrıldığı andan itibaren alıcı proba ulaşması için geçen süre cihaz tarafından ölçülür. Verici ve alıcı arasındaki mesafe ölçülerek betonun hızı basitçe hız = mesafe / zaman formülünden hesaplanır. Betonun hızı doğrudan malzemenin esneklik ve yoğunluk parametrelerine bağlıdır. Hesaplanan sismik hızlardan Poisson oranı (gözeneklilik), kayma modülü (çekme) ve elastisite modülü (sementasyon, sertlik ve tokluk) gibi parametreler belirlenir. Bu parametreler kullanılarak betonun mukavemeti belirlenir. Hesaplanan P dalga hızı 2000 m/s’den az ise beton dayanımı “çok zayıf”, 2000-3050 m/s arası “zayıf”, 3050-3650 m/s arası “orta”, 3650-4500 arası ise beton dayanımıdır. m/s “zayıf”. İyi – çok iyi, 4500 m/s’den büyükse mükemmel olarak tanımlanır.

Ferroscan analizi
Elektromanyetik dalgaların kullanıldığı bir ölçüm yöntemidir. Ferroscan cihazının ürettiği elektromanyetik alan, betondaki donatı demirleri üzerinde manyetik yoğuşma oluşturur. Sonuç, takviye kaplamasının yerleri, çapı ve kalınlığıdır. Bu method; Donatıların projelerde belirtilen sayı, çap ve yerlerde olup olmadığının kontrolü, projesiz yapılarda yapı elemanlarının kontrolü, hasarlı yapılarda donatıların yerinin belirlenmesi, beton kazılmadan önce, örtü kalınlığının belirlenmesinde kullanılır. , üzengi demirlerini yerleştirmek ve aralığı belirlemek için.

GPR yöntemi
Bu yöntem, elektromanyetik dalgaların yerdeki yansıma noktalarından yansıyarak tekrar alıcıya ulaşması için geçen sürenin ölçülmesi esasına dayanmaktadır. Yerdeki verici antenden ayrılan elektromanyetik dalgaların hızı, ortamın dielektrik sabitine ve manyetik duyarlılığına bağlıdır; Bir dalganın penetrasyon derinliği, dalganın frekansına ve içinde hareket ettiği ortamın elektriksel iletkenliğine bağlıdır. GPR yöntemi, 1960’lardan sonra teknolojik gelişmeler sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu yöntemle sığ derinlikler detaylı olarak incelenebilir.
Binalarda betonun X-ray görüntülerinin alınması için uygulanan GPR yönteminde betondaki donatıların yerleri, kalınlıkları ve sayıları kolaylıkla belirlenebilmektedir. Bu yöntemin binalarda kullanılabilmesi için yüksek frekanslı elektromanyetik dalgaların iletilmesi gerekmektedir. Daha yüksek frekans, incelenen derinliği azaltırken incelenen ortamın daha yüksek çözünürlüklü incelenmesine olanak tanır. Yapılarda incelenen derinlik çok yüksek olmadığı için yüksek frekanslı dalgalar kullanılarak çözünürlük artırılmaktadır. Yayılan elektromanyetik dalgaların yayılma sürelerinin iletilen dalga sayısına göre çizilmesiyle elde edilen kesitlere radar denir. Radarın derinlik mesafe bölücülerine dönüştürülmesi sonucunda yorumlar yapılmıştır. Bu yöntem ile çelik donatı çubukları 2 boyutlu kesitler halinde kolaylıkla konumlandırılabilir.

elektriksel direnç yöntemi
Bu yöntemin temel amacı betonun elektrik direncini belirlemek, betondaki çelik çubukların korozyon durumunu göstermek ve betonun nem içeriğini belirlemektir. Betonun mukavemeti esas olarak gözenekli iletkenliğe, boyuta, çimento tipine, sıcaklığa ve neme bağlıdır. Elektrik akımı anot ve katot arasında hızlı bir şekilde aktığından, yüksek dirençli betondaki korozyon süreci, düşük dirençli betona göre daha yavaş olacaktır.
Binalarda kullanılan direnç cihazlarında elektrotlar özel bir jel kullanılarak beton yüzeyine bastırılır. Elektrik akımı betona iki verici direk tarafından sağlanır ve diğer iki direkten betonda oluşan potansiyel farkı ölçülür. Ölçülen potansiyel farkı kullanılarak betonun direnci hesaplanır. Hesaplanan direnç değeri 80 ohm m altında ise korozyon riski yüksektir, 80-120 ohm m arasında ise korozyon riski vardır, 120 ohm m üzerinde ise korozyon riski vardır düşük kabul edilir. Betonun su içeriğinin artması, boşluk oranının artması, sıcaklığın artması, klorür içeriğinin artması gibi etkenler sonucu betonun dayanımı azalabilir. Bunun sonucunda betonda korozyon artar.

Schmidt Çekici
Bu test, Schmidt çekici kullanılarak şantiyede yapıya zarar vermeden yapılan klasik beton testidir. Buradaki temel amaç beton yüzeyin sertliğini belirlemektir. Bu nedenle beton üzerindeki sıva tabakasının kaldırılması, doğrudan beton üzerinde ölçüm yapılması gerekmektedir. Bu yöntemde kayaçların içsel özellikleri ihmal edilmekte, çoğu zaman istatistiksel değerlendirmeler için yeterli veriye ulaşılamamakta ve numune boyutunun etkisi ihmal edilmektedir. Schmidt çekiç cihazı kullanılarak, beton yüzeyin mukavemeti, duvara sert bir şekilde çarpmadan bastırılarak, duvarın tepkisine göre yay basıncı miktarından ölçülür.

Kaynak:
Jeofizik Mühendisliği Atölyesinde Tahribatsız Yapıların İncelenmesi – Jfmo Kocaeli Şubesi

yazar: Burak Yıldırım

Diğer gönderilerimize göz at

[wpcin-random-posts]

Yorum yapın