Türkiye neden iş güvenliği alanında düşüyor? ” YerelHaberler

Soma maden faciası ve Mecidiyeköy konut binasında 10 kişinin hayatını kaybettiği asansör kazasının ardından Türkiye’de iş güvenliği tartışması yeniden ciddi bir şekilde başladı. 2002 yılından bu yana 14 bin hemşehrimiz iş kazalarında hayatını kaybetti. Ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği sistemi nasıl işliyor?

Sigortalı işçi çalıştıran her şirketin bir risk kategorisi vardır. Çok tehlikeli, tehlikeli ve az tehlikeli olmak üzere üçe ayrılırlar. Bu tehlike kategorisine göre, istihdam edilmesi veya dışarıdan temin edilmesi gereken bir iş güvenliği uzmanının belirlenmesi gerekmektedir. İş Güvenliği Uzmanları da A, B ve C Sınıfı iş güvenliği uzmanları olarak 3 kategoriye ayrılmaktadır.Daha deneyimli A Sınıfı uzmanlar aşırı tehlikeli kategorideki işyerlerine hizmet verebilirken, A ve B sınıfı profesyoneller tehlikeli kategorideki işyerlerine bakabilirler. A, B ve C sınıfı profesyoneller, en az tehlikeli kategorideki işyerleriyle ilgilenebilirler. İş güvenliği uzmanlarına ek olarak, şirketlerde sağlık izlemesi yapmak için işyerinde belirli bir süre doktor olarak çalışan bir doktor görevlendirmesi gerekmektedir.
İş güvenliği uzmanı ve işyeri hekiminin göreve başlamasından sonra yapılacak en önemli iş hiç kuşkusuz tehlikelerin analiz edilmesidir.

Tehlike analizi, işyerindeki riskleri ve bu riskleri ortadan kaldırmak için alınması gereken önlemleri içeren bir belgedir. Halen yürürlükte olan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’na göre, istisnasız sigortalı işçi çalıştıran her işletmenin risk analizi yapması zorunludur. Bu risk analizi işverenin kendisi veya bir iş güvenliği uzmanı tarafından yapılabilir. Tehlikeler analiz edildikten sonra personele en az tehlikeli, 12 ve çok tehlikeli sınıflarda sırasıyla 8, 12 ve 16 saat eğitim verilmelidir. Özellikle Başbakan tarafından yapılan açıklama ile iş güvenliği eğitimi hariç her çalışanın akredite kuruluşlardan mesleki yeterlilik belgesi alması zorunlu hale getirilecek. Bunun anlamı şudur: Sertifikasız vasıfsız işçi kalmayacaktır. Şu anda akredite kuruluşlar bu eğitimleri verecek altyapıya sahip değil. Başbakan Ahmet Davutoğlu yaptığı açıklamada, 1 Ocak 2015 tarihinden itibaren bu kurumların eğitim verecek altyapıya sahip olacağına değindi.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından iş güvenliği kurallarının ihlali nedeniyle konulan cezalar da oldukça yüksektir. İş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi çalıştırmamanın cezası çalışan ve ay başına 5.600 TL’dir. Yani bir yıl süreyle iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi çalıştırmamanın cezası 12*2*5.600=134.400 TL’dir. Risk analizi yaptırmamanın cezası, ihlalin devam ettiği ay sayısı ile çarpılarak 5.000 TL’dir.

Pek çok düzenleme ve cezai yaptırımların varlığına rağmen iş kazası oranlarında istenilen düşüş neden sağlanamıyor? Birinci nedenin insan faktörü olduğu tartışılmaz. Mevzuat ve denetim ne kadar iyi olursa olsun bu işin mutfağındakiler yani işveren ve çalışanlar yeterli bilince sahip değillerse sonuç can kaybı oluyor. Bilinçli kişileri ayırmak mutlaka gereklidir ancak çoğu işveren iş güvenliği giderlerini ek bir gider olarak görürken, çalışanların büyük bir bölümü alınan iş güvenliği önlemlerinin işlerini yavaşlattığına inanmaktadır. Bir diğer sorun da iş güvenliği uzmanları ile ilgili olup, bilindiği üzere iş güvenliği uzmanları herhangi bir olumsuzluk durumunda işverene sözlü ve yazılı bildirimde bulunmakla yükümlüdür. Peki, işvereniniz bu uyarıları dikkate almaz ve önlem almazsa ne olur? Mevzuata göre bu iş yeri hakkında Bakanlığa şikayette bulunmak bilirkişinin sorumluluğundadır. Sorunların başladığı yer burasıdır. Çünkü iş güvenliği uzmanları, hizmet verdikleri işyerlerinden dolaylı olarak ücret almaktadır. Çalıştığı firmadan şikayet eden bir uzmanın iş bulması çok zordur. İş güvenliği uzmanı üzerine düşen her şeyi yapmış olsa bile, ölüm veya ağır yaralanma durumunda işverene bildirdiği önlemleri almadığı için açılan dava sonucunda rücu hakkı ile karşı karşıya kalabilir. iş kazası geçirdi ve öyle yaptı. Şirketinden şikayetçi değil.

Uygulamada birçok sorun olmasına rağmen devlet ısrarla bu konunun peşini bırakmıyor. Geniş bir perspektiften bakıldığında, ülke olarak başka seçeneğimiz yok. Çünkü her yıl ortalama 5-6 milyar dolar iş kazaları nedeniyle kaybediliyor. Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün 6 milyar dolara, Ankara-İstanbul arasındaki hızlı trenin ise 4 milyar dolara mal olduğu düşünüldüğünde ekonomiye verdiği zarar ciddi. Babasız büyümek zorunda kalan çocukların ve dul eşlerin acısı bu bedellerle ölçülemeyecek kadar derin.

katip: Burak

Diğer gönderilerimize göz at

[wpcin-random-posts]

Yorum yapın