Sağlık alanındaki en etkili beş yenilik «YerelHaberler

İlk yenilikçi tıbbi prosedürlerden biri, kafatasında delikler açmaktı. Ortaya çıktığı anda kullanılmasının amacı, kötü ruhları kovmak veya beyin üzerindeki baskıyı azaltmaktır. bu başvuru; Avrupa, Azerbaycan, Çin, Sibirya, Kuzey ve Güney Amerika’da yaygındı. Arkeologlar tarafından bulunan Neolitik kafataslarının %5-10’u bu uygulamanın izlerini taşıyor. Ortaya çıktığı zamanda, bu yöntem faydalı ve faydalı olarak görülüyordu. Ancak daha sonra geliştirilen diğer yöntemler bu yöntemi yaygın kullanımdan kaldırdı.

Bu listeye eklenebilecek bir başka keşif de anestezidir. Humphrey Davy bir tıp uzmanı olmamasına rağmen nitröz oksidin narkotik özelliklerini keşfeden ilk kişiydi. Ancak anestezi, Davy’nin 1829’daki ölümüne kadar yaygın olarak kullanılmadı. 1928’de Alexander Fleming’in tesadüfen penisilini keşfetmesi, en önemli tıbbi yeniliklerden biridir. Fleming’in çalışması modern antibiyotikleri doğurdu ve milyonlarca hastayı ampütasyonlardan ve ölümcül enfeksiyonlardan kurtardı.

Bu liste uzayıp gidiyor. Son yıllarda en çok dikkat çeken beş farklı gelişme var.

1. Gelişmiş Gen Düzenleme Yöntemi: CRISPR adı verilen bir gen modifikasyonunun keşfinden önce, bir gende mutasyon yaratmak sıkıcı bir süreçti. Çok fazla zaman ve paraya mal olan genetik modifikasyonlar (değişiklikler) artık daha hızlı ve daha ucuza yapılabilmektedir.
Bu teknoloji bakterilerin viral enfeksiyonlarla savaşmak için kullandıkları ve Cas9 adı verilen bir enzimle çalışan bir mekanizmadan türetilmiştir. Cas9, hedef DNA’ya bağlanmak için bir kılavuz RNA molekülü kullanır. Genleri devre dışı bırakmak veya yeni diziler eklemek için DNA’yı düzenler. Her işlemin maliyeti yaklaşık 30 ABD dolarıdır. Önceki teknolojiler binlerce dolara mal oluyordu.
CRISPR teknolojisi, gelecekteki uygulamalar için büyük bir potansiyele sahiptir. Zararlı DNA dizilerini ortadan kaldırarak, genetik hastalıkları ortadan kaldırma potansiyeline sahiptir. Hastalığa neden olan dizileri kaldırabilir veya özel olarak tasarlanmış bir diziyi genomun içine sokabilir.

2- Bakım noktası dizisi: Bu yöntemde, küçük bir taşınabilir cihaz aynı anda doku örnekleri alabilir ve DNA dizilerini çıkarabilir. Bu nedenle, laboratuvarda zaman alan testlere gerek yoktur. Bakım noktası sıralayıcıları dakikalar içinde bilgi sağlar. Bu sayede enfeksiyona neden olan bakteri ve virüs türleri kolayca tespit edilebilir.

3. Kalp pili: Kısacası, kalp pili, kalp atışını düzenlemek için elektrik stimülasyonu kullanan tıbbi bir cihazdır. Vücudun kalp atışı çok yavaş olduğunda veya kalbin elektrik iletim sisteminde bir tıkanıklık olduğunda kullanılır. İlk implante edilebilir versiyon, Rune Elmqvist ve cerrah Åke Senning tarafından 1958’de İsveç’teki Karolinska Enstitüsünde tasarlandı. Dünyanın ilk kalp pili hastası olan Arne Larsson, hayatı boyunca 26 farklı pil kullanmıştır. 2001 yılında 86 yaşında vefat etti.

4- Teşhis nanosensörleri: Hastanın vücuduna yerleştirilebilen ve hastanın vücudunda kalabilen implante edilebilir nanosensörler. Hastanın hücrelerinden tanıya ulaşılabilir. Karbon nanotüplerden oluşturulan sensörler, potansiyel hastalıklar için erken uyarı sistemi görevi görebilir. Sensörler, bir hasta bir sorun olduğunu fark etmeden önce bir durumu tedavi edebilir. Birçok hastalığın kimyasal sinyallerini toplayarak belirtiler ortaya çıkmadan önce uyarı verir. Örneğin pankreas kanseri gibi bazı hastalıklar ortaya çıkana kadar herhangi bir belirti göstermezler. Hastalık ne kadar erken teşhis edilirse, hastanın hayatta kalma şansı o kadar artar. Dr. Webster’ın Northeastern Üniversitesi’ndeki çalışması, ilaca dirençli bakteriler tarafından nanoteknoloji yoluyla üretilen biyofilmlerle (koruyucu polimer yapıdaki bakteri toplulukları) nasıl mücadele edileceği hakkındadır. Sofistike nanoparçacıklar daha sonra bu biyofilmlere erişebilir. Biyofilmi yok edebilir ve sağlıklı dokuyu yeniden oluşturabilir. Nano ölçeği görselleştirmek zor. Tek bir karbon nanotüp çap olarak insan saçından 100.000 kat daha incedir. Bu boyut, nanopartiküllerin hücrelere girmesine izin verir. Ancak bu aynı zamanda onlarla çalışmayı ve kontrol etmeyi zorlaştırır.

5- Koklear implant: koklear implant; Kulağa giren sesi yeniden üreten işitme cihazlarından farklı çalışırlar. İmplantlar kulağın hasarlı kısımlarından geçerek doğrudan işitme sinirini uyarır. Koklear implantların sağladığı işitme, normal işitmeden farklı olsa da, kullanıcıların duymasını ve konuşmalara katılmasını sağlar.

kaynak:

https://www.medicalnewstoday.com/articles/307192.php

yazar: Ayka Olkay

Diğer gönderilerimize göz at

[wpcin-random-posts]

Yorum yapın