Ahmet Hamdi Tanpınar (1901-1962) şiirlerine karşı çok sert bir eleştiri standardı kullanmıştır. Zamanı geçmiş, yaşanılan an ve geleceğin bir arada görüldüğü birbirine bağlı bir varlık olarak gören ve anlatan Tanpınar, okundukça etkisi artan unutulmaz şiirler yazmıştır. Tanpınar, “Bursa’da Zaman” adlı kitabında sanat eserlerini sadece canlı anları geleceğe aktardığını ortaya koydu.
Tanpınar başlangıçta hece kullanmışsa da daha sonra serbest nazıma geçmiştir. Folklordan hep uzak durmuştur. Hayata karşı olumsuz tavrı, en sevdiği kelimenin eşiğinde olması, Tanpınar’ı hayal, hayal ve gerçek karmaşasına sürükler. Estetiğini rüyalar ve masallar üzerine kuran Tanpınar’ın kişiliği pasif bir kişiliktir. Şiirde olaylar ve toplumsal huzursuzluklar yer almaz. İnsanı kaderin ve olayların tutsağı olarak gören Tanpınar, kurtulmanın tek yolunu sanata başvurmakta bulur. Günlük anlatımına göre, eşikte duran bu adam şiirlerinde erotizm arıyordu. Onu en çok ilgilendiren kadın bedeni ve onunla ilişkilendirilen imgelerdir.
Ahmed Mohib Diiranas’ın (1901-1980) şiirlerinde güçlü bir doğa sevgisini ve aşk duygusunu işlemesi, başta Baudelaire olmak üzere halk şiiri geleneğiyle Fransız şiirindeki zevki, onun güzelliğe trajik duygularla yaklaşmasını sağlar. Gençliği etkileyen şairlerden biridir.
Cahit Setki Tarangi (1910-1956), Fransız şiirini iyi bilen, kendisinden önceki bütün etkilere açık bir şairdir ve en güzel şiirleri Türkçe yazarak geleceğin şiir okurunu memnun etmeyi kendine görev bilir. Cahit Sıtkı, Tanpınar’ın romanlarında titizlikle kurduğu zaman/belleğin donmuş unsuru ile insan arasındaki ilişkiyi de kurar. Az sözle çok şey anlatmayı tercih eden, ses ve anlam bakımından söylediklerinin zenginliğine önem veren Cahit Sitaki’nin şiirlerinde ölüm tehlikesini tadan yaşama aşkını hisseder. Okur onun şiirlerinden yaşama sevincini ve mutluluğunu tadabilir.
Sürekli biçim ve ölçü denemeleri de yapan Cahit Sıtkı, şiirsel görüşlerini arkadaşı Zia Usman Saba’ya yazdığı mektuplarda dile getirmiştir: Ziya’ya Mektuplar (1957). Fazl Hasan Dağlarka (d. 1914), gerçek bir şairin hayal gücüyle doğmuş, şiirin kaynağı mitoslara uzanmıştır. 1935’ten beri bol bol akan şiirin kaynağını sunması onu bir bakıma gerçeküstücülere yaklaştırıyor.
Yaşamla ölüm arasındaki trajik durumun bireylerin davranışlarına yansımasını çok iyi yakalayan Dağlarca, vatan sevgisini ve savunmasını zamansız masallara dönüştürüyor. 1960’lardan itibaren şiir dili oldukça karmaşık bir hal alan Dağlarca, konularını da popülerleştirmiş, estetiğinin dışında da gündelik siyasi meseleleri ele almıştır.
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]