Edebiyatta modernizm, yirminci yüzyıldan kırklara uzanan bir reform hareketini ifade eder. Dönemin yazarları bu akımı kullanarak hikâye anlatmanın yeni yollarını keşfettiler ve nesnel gerçekliğin ve gerçeğin en iyi nasıl ortaya çıkarılacağı sorusuna yeniden odaklandılar.
Marcel Proust, Gertrude Stein, James Joyce, Virginia Woolf ve William Faulkner gibi yazarlar ile Eliot ve Ezra Pound gibi şairler modernizmin edebiyat alanındaki en önemli temsilcileri arasındadır.
Bundan önce, Batı edebiyatına on dokuzuncu yüzyılın sonlarında gerçeklik hakimdi. Gustave Flaubert, Theodore Dreiser, Émile Zola ve dönemin diğer romancıları karakterleri, durumları ve sosyal koşulları tüm ayrıntılarıyla tanımlamaya çalıştılar. Ancak yirmi birinci yüzyılın başında birçok alanda ortaya atılan devrim niteliğindeki fikirler, gerçekliği arama ve tanımlamanın yolları ve nesnel bir gerçeklik olup olmadığı sorusunu da beraberinde getirdi.
Dilbilimde Ferdinand de Saussure, dilin keyfi, güvenilmez bir kültürel inşa olduğunu savundu.19. yüzyılın realistleri dünyayı mümkün olan en ince şekilde göstermeye odaklanırken, 19. yüzyılın yeni yazarları ve sanatçıları olarak adlandırılacaklardı. Modernistler bir süre sonra nesnel gerçeklik yoksa gerçekliği nasıl doğru bir şekilde tanımladıklarını sordular. Modernist yazarlar bu sorunun üstesinden gelmek için birçok girişimde bulundular. Önemli bir yenilik, bir karakterin düşüncelerini yazarın müdahalesi olmadan kelimesi kelimesine aktarma girişimi olan “bilinç akışı” yöntemiydi. Bu teknik Ulysses Joyce, Bayan Wolfe’da kullanılmaktadır. Dolloway ve Faulkner’ın The Sound and the Fury’sinde görünür. Bazı yazarlar, nesnel gerçekliğe olabildiğince yaklaşmak için öznel hikayeleri üst üste koyarak veya karşılaştırarak aynı olayı veya görüntüyü birkaç farklı açıdan tanımlamaya çalıştılar. Wolfe Deniz Feneri bu yaklaşımın önemli bir örneğidir. Bazı modernistler, özellikle Stein, kelimelerin nüanslarını keşfetmek için tekrarları ve diğer teknikleri kullanarak dil üzerinde radikal deneyler yaptı. Neredeyse tüm modernistler eserlerinde zamanın akışıyla oynamış, çizgisel zamanı göz ardı etmiş ve birdenbire geçmişe, bugüne ve geleceğe atlamıştır. Modernitenin doğuşunda I ve II. 2. Dünya Savaşı’nın insanoğlunun sosyal durumu üzerindeki etkisi de büyük rol oynar, çünkü insanların içinde yaşadıkları dünyada zorlukların üstesinden gelmeleri, yalnızlık ve mutsuzluk duygularına yol açmıştır. Dolayısıyla insanın toplum içindeki bu konumunu incelemek gerekir.Modernist yazar gerçeklikten, düşten, bilinçten ve bilinçsizlikten yavaş yavaş alır ve bunların her birinin toplamından eserlerini oluşturur.
modernitede
• Geleneksel yapı ve anlatımı terk edin.
• Gelenekseli yeniye tabi kılmak veya geliştirmek üzerine kuruludur.
• Bilinç akışı tekniği kullanılır.
• Diyaloglar ve hikaye anlatımı büyük ölçüde hariç tutulmuştur.
• Olay yerine kişilik, çevre, imaj ve semboller ön plana çıkarılır.
• Bireysel bunalım, birey-toplum çatışması, bireysel yalnızlık ve toplumdan kaçış konuları ağırlıklı olarak işlenir.
• Anlatının ön saflarında yer alan şiirsel öğeler.
• Alegorik anlatım benimsenmiştir.
• Karmaşık insan dünyasını açıklamaya çalışın.
• Derneklere geniş yer verilmiştir.
• Anlatıcı, bireysel bir farkındalıkla kendini ve özünü sunar.
• Hayatın çok boyutlu gerçeklerden oluştuğu ve anlaşılması güç olduğu söylenir.
• Topluluğun değerlerini yansıtmak amaçlanmamıştır.
• Modern toplumda sıradan olana karşı çıkarak, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını açıklar.
Modernist roman, hikâye ve şiirleri zaman zaman anlamanın zorluğunu gösteren bir tekniktir. Modernizmin Türk edebiyatındaki temsilcileri arasında Sait Faik Abasyanik, Yusuf Atilcan, Haldun Taner, Ferit Edgü, Rasim Özdenren, İhsan Oktay Anar, Oğuz Atay, Orhan Pamuk, Leyla Erbil, Hasan Ali Topbaş, Ayşe Külen ve Selim İlri sayılabilir.
kaynak:
Sosyal Bilimler Sözlüğü
yazar: Özge T.
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]