Günümüzde tüketicilerin bilinçlenmesi ile birlikte tüketicilerin firmalardan beklentilerinde de bazı değişiklikler olmuştur. Önceki dönemlerde tüketicilerin firmalardan beklentileri ürün ve hizmetlerin kalitesine ve fiyatlarına odaklanırken, 1990’lı yıllardan itibaren tüketiciler bu beklentilere ek olarak ürün ve hizmet sunan firmaların sosyal sorumluluk ve etik değerlere uygun faaliyet göstermesini de beklemeye başlamıştır. . Bu durum kurumsal sosyal sorumluluk (KSS) kavramının önemini artırmıştır.
Kurumsal sosyal sorumluluk kavramı ilk olarak 1953 yılında Bowen tarafından ortaya atılmıştır. Bowen kurumsal sosyal sorumluluğu normatif bir şekilde tanımlamış ve şirketlerin karar alırken içinde bulundukları toplumun amaç ve değerlerini dikkate alma yükümlülüğü olarak tanımlamıştır. . Kurumsal sosyal sorumluluk kavramı günümüze kadar genişlemiştir. Kurumsal sosyal sorumluluğun günümüzde en yaygın kabul gören tanımlarından biri Carroll’a aittir. Carroll’a göre KSS, şirketlerin herhangi bir çıkar beklentisi olmaksızın ekonomik kazanç elde etmek, yasalara uymak, etik davranmak ve içinde yaşadıkları toplumda yaşam kalitesini artırmak amacıyla gönüllü olarak yaptıkları eylemdir.
KSS tanımları incelendiğinde KSS’nin ana unsurları şu şekilde sıralanabilir:
Uzun vadeli bakış açısı: KSS, kısa vadeli kazanımlardan ziyade uzun vadeli bir perspektife sahiptir.
– Kanundan beklentilerin ötesinde: KSS, kanunun dar çerçevesinden kurtulmayı ve kendisinden beklenen yasal sorumlulukların ötesine geçmeyi amaçlar.
Paydaşlara karşı sorumluluk: Kurumsal sosyal sorumluluk, yalnızca hissedarlara değil, tüm paydaşlara karşı sorumlulukları vurgular.
Sosyal Sözleşme: Sosyal sözleşme, derneğin proje için çalışma izni vermesi anlamına gelir. Dernek bu izni, yasal beklentiler kadar toplum beklentilerine de saygı duyan proje karşılığında verir.
– Bağlamsal süreç: KSS bağlamsal bir süreçtir, başka bir deyişle statik değildir. Toplumdaki değişimlere paralel olarak KSS faaliyetleri de değişecektir.
İş meşruiyeti: Toplum, meşruiyetini işletmeye verir. Bu meşruiyetin sağlanabilmesi için şirketlerin toplumun beklentilerine kayıtsız kalmamaları gerekmektedir.
Bu tanımlardan çıkan sonuç, KSS’nin kar elde etme amacının ötesinde bir takım görevleri olduğudur. Şirketler karar alırken sadece elde edecekleri karı değil, kararlarının içinde yaşadıkları toplum üzerindeki etkilerini de göz önünde bulundurmalıdır. Carroll, dört boyutlu bir kurumsal sosyal sorumluluk modeli yarattı:
1. Ekonomik sorumluluklar: Şirketler kuruluş amaçlarından dolayı ilk aşamada hissedarlarına karşı sorumludur. Bu sorumluluklar nedeniyle firmalar mal ve hizmet üretmek ve ürettikleri mal ve hizmetleri kârlı bir şekilde satmak zorundadırlar.
2. Yasal Sorumluluklar: İkinci aşamada şirketler faaliyet gösterdikleri ülkenin yasalarına uygun faaliyet göstermelidir.
3. Ahlaki Sorumluluklar: İşletmeler, yazılı yasalara ek olarak toplumun kendilerinden beklediği yazılı olmayan etik kurallara da uymak zorundadır.
4. Gönüllü Sorumluluklar: Şirketler, faaliyet gösterdikleri toplumdaki yaşam kalitesini artırmak için bazı adımlar atmalıdır. Bu boyutun diğerlerinden farkı, şirketlerin ihtiyari sorumluluk kapsamında herhangi bir işlem yapmasalar bile toplumdan herhangi bir tepki görmeyecek olmalarıdır.
Günümüzün küreselleşen dünyasında farklı ülkelerde yaşayan insanların birbirleri üzerindeki etkileri giderek artmaktadır. Nüfus dünya çapında artıyor ve doğal kaynaklar hızla tükeniyor veya kirleniyor. Böyle bir ortamda tüm bireylere olduğu gibi şirketlere de ciddi görevler düşmektedir. Kurumsal sosyal sorumluluk konusu, insanlığın ve şirketlerin geleceği için tüm şirketlerin dikkate alması gereken bir konudur. Belki de insan uygarlığının uzun vadeli yaşamı, KSS faaliyetleri tarafından şekillendirilecektir.
Kaynak:
SÖKMEN, A. ve TARAKÇIOĞLU, S., Mesleki Etik, Detay Yayıncılık, 2013.
Carroll, AP, Kurumsal Sosyal Sorumluluk Piramidi: Kurumsal Paydaşların Etik Yönetimine Doğru, İş Perspektifleri, 34(4), 1991.
yazar:Muhammed Umut Bişkin
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]