Güzellik kavramı, sadece insanı değil, diğer organizmaların yaşam ve varoluş davranışlarını da şekillendiren en önemli unsur olmuştur. Güzellik olgusuna ilişkin tartışmalar ve kuramlar, eski çağlardan günümüze Mısırlılardan Çinlilere, Yunanlılardan Romalılara kadar tüm büyük uygarlık ve kültürlerde insan yaşamının gündemini her zaman meşgul etmiştir. Güzelliğe dair eski tartışmalar, bilimin evreni açıklamada ağırlık kazanmasıyla birlikte daha bilimsel ve nesnel bir bakış açısıyla ele alınmıştır. Güzellik kavramının ilk tanımları sağlık kavramıyla doğrudan bağlantılı olarak ele alınmıştır. Hatta daha sonraki bilimsel çalışmalarda güzelliğin sağlıklı bir metabolizmanın, genotipin ve bunların kombinatoryal bütünlüğünün sonucu olduğu gözlemlenmiştir.
Güzellik kavramının ana tanımlarına bakacak olursak:
Güzellik, insana zevk ve hayranlık uyandıran tüm dış fiziksel özelliklerdir.
Güzellik, bir canlının şekli ve büyüklüğü arasındaki dengedir.
– Bir kişinin yüzünün özellikle hissedildiği simetri, orantı ve renk gibi güzellik
Sıfatların eğlenceli bir karışımı.
Genel olarak güzelliği açıklayan tanımların vurguladığı bir nokta vardır. Bu, psikolojide “gestalt” ile ifade edilen parça ile bütün arasındaki ilişkidir. Gestalt’a göre bütün, onu oluşturan parçalardan daha önemlidir. Gestalt Algı İlkesinin de vurguladığı nokta, güzelliğin bütünün bir yansıması olduğudur.
Günümüzde bilimsel olarak en çok araştırma ve yatırım yapılan insani konuların başında güzellik gelmektedir. Bunun nedeni ise medya ve toplum tarafından empoze edilen güzellik kavramının, günlük hacmi milyarlarca dolarla ifade edilen devasa bir kozmetik sektörünü beslemesidir. Estetik cerrahi cephesine bakıldığında, güzellik kavramı üzerine pek çok araştırmacı ve bilim insanının çalışmaları olduğu için bu sektörün ne kadar gündem oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu çalışmalardan biri olan “Lorenz Güzellik Teorisi”, dönemin moda ve medya sektörlerinin sunduğu güzellik anlayışını en iyi ve en kapsamlı şekilde açıklayan teorilerden biriydi.
İçindekiler
Lorenz güzellik teorisi
Teorinin mimarı Avusturyalı etikçi Konrad Lorenz’dir. Lorenz, hayvan davranışları üzerine yaptığı çalışmalardan dolayı 1973 yılında Nobel Tıp ve Fizyoloji Ödülü’ne layık görüldü. Bugün hayvanlar alemi ve değişen organizmalar hakkında birçok bilinmeyene dair bilgimizi Lorenz’e borçluyuz. Lorenz, Essays on Animal and Human Behavor adlı çalışmasında güzellik kavramının nasıl geliştiğini ve güzellik kavramının organizmalarda nasıl işlev gördüğünü ortaya koydu. Lorenz, popüler kültürdeki güzellik tanımlarında güzelliğin öznel yönünü vurgulayan, güzelliğin büyük ölçüde nesnel ve dürtüsel bir mekanizmaya sahip olduğunu iddia eden ilk bilim adamlarından biridir. Lorenz’e göre doğal güzellik duygusu içimizdeki masumiyet, şefkat, hayranlık, sempati ve sevgi gibi duyguları harekete geçiren hormonal bir niteliğe sahiptir. Bu hayvanların yetişkin figürleri, bir resimde yan yana yerleştirilmiş iki canlıdan nispeten yuvarlak çizgiler ve pembe ve kırmızı renklerle her türden yavrularıyla birlikte insanlara gösterildiğinde, insanların bu hayvanların özelliklerini ele aldıkları görülür. yavruları daha şefkatle ve şefkatle. Lorenz bunu, koruma ve sahip olma arzusunu harekete geçiren yaradılışın genetik bir özelliği olarak açıklıyor. Evcil hayvan olarak satılan canlıların birçoğunun da insan yavrularına benzer fiziksel görünüm özelliklerine sahip olması ilginç görünüyor, bu da Lorenz’in teorisini destekliyor. Scottish Fold kedileri ve British Shorthair kedilerinin oval kafa yapıları bu yaygın ve sempatik algıda büyük rol oynar. Bu özellik sadece insanlarda geçerli değildir, bu içgüdüsel duruma diğer hayvanlarda da otomatik olarak rastlanır.
Lorenz’in güzellik teorisine göre insanlarda güzellik algımızı ve tercihlerimizi belirleyen temel parametre çocuksu özelliklere yatkınlıktır. Lorenz, organizmaların genetik olarak yavruları korumak için kodlarla programlandığını savunuyor. Bebeklerin fiziksel tasarım özellikleri, sesleri ve kokuları gibi ipuçları canlılardaki temel çekim gücüdür. Bebeklerdeki bu sinyaller, insanlarda saflık, sağlık, şefkat, dürüstlük ve masumiyet ile ilişkili duyguları besler.
Lorenz’in güzellik teorisinde vurguladığı hususlar, moda ve kozmetik sektörü başta olmak üzere medya, halkla ilişkiler ve reklamcılık gibi çeşitli alanlarda bu meslekler için temel imaj ilkelerinin başında gelmektedir. Bunları ana hatlarıyla incelediğimizde şunları söyleyebiliriz:
Çok azımız animasyon sanatını sevmiyoruz. Bunun mizahi içerikle alakalı olduğunu düşünsek bile aslında Lorenz’in güzellik teorisi ile yakından alakalıdır. Anime ve çizgi filmlerdeki karakterlerin çoğu oval yüz hatlarına, tombul yanaklara ve büyük, yuvarlak bir kafaya sahiptir. Dikkat çekilebilecek bir diğer özellik ise resimlerdeki kol ve bacakların da kısa olması. Yine bu tonlarda en çok kullanılan renkler pembe, kırmızı ve tonlarıdır. Dünyaca ünlü eğlence ve animasyon devi The Walt Disney Company, ürünlerinde her zaman küçük ve masum karakterleri ön plana çıkarıyor.
Kadınların genel olarak erkeklerden daha çekici ve sevecen özelliklere sahip olduğu bilinmektedir. Nitekim kadına yönelik adaletsizlik ve şiddet toplumun en hassas noktalarından biridir. Bu fevri davranışın sebeplerinden biri de Lorenz’in güzellik teorisinde ifade ettiği bu tavırdır. Erkeklerle karşılaştırıldığında, kadınlar yetişkinliğe ulaştıklarında çocuksu yüz özelliklerinden birkaçını kaybederler. Sesleri ve ten rengi bakımından da aynı durumdan söz etmek mümkündür. Bireysel duyarlılığımızın altında yatan sebeplerden biri de çocuklara karşı bu koruma ve empati duygusudur. Güzelliğin bu yönünün farkında olan bazı portre uzmanları, danıştıkları sanatçılarda bu özellikleri ortaya çıkararak saf ve özgün güzelliğe ulaşmaya çalışmışlardır. Bunlar arasında Amerikalı aktris Brigitte Bardot da var. Brigitte Bardot, dağınık saçları ve (taklit eden) çocuksu yüz ifadeleriyle bir nesil boyunca bir güzellik ikonu haline geldi. Brigitte Bardot’nun sunduğu anlayış, Lorenz’in teorisini daha spesifik olarak günümüz kadınlarının bilinçli ya da bilinçsiz olarak tercih ettiği makyaj ve moda kavramıyla desteklemektedir. Bir kadının makyajında kendini gösteren makyaj detaylarına baktığımızda çiller, allıkla parıldayan pembe yanaklar, yarı saydam, parlak cilt, uzun kirpikler, sarı bukleler, dolgun ve belirgin yanaklar, çekici dudaklar gibi öne çıkan özellikler. Parlak ve rujla işaretlenmiş (çoğunlukla silikon dolgulu) karşı cinsin özellikle düşkün olduğu, sempati, şefkat ve sahiplenme duygularını çağrıştıran çocukluk özelliklerini yansıttığını görüyoruz. Kadınlar, yüz ifadeleriyle garip, masum, saf kalpli, kararsız, duygusal, meraklı, hassas vb. gibi davranarak Lorenz’in güzellik teorisini haklı çıkarırlar. Burada Lorenz çocuk güzelliğinin sırlarını yetişkin portreleri dünyasında kullanırken zoolog Desmond Morris’in görüşlerine değinmek öğretici olacaktır. Morris, Çıplak Maymun adlı çalışmasında kadınların yüz makyajında renk ve görüntü tercihlerini erotizmi taklit ederek anlatıyor. Morris’e göre kırmızı dudaklar kadınlarda cinsel uyarılmayı, kırmızı görünen yanaklar bir zevk işareti ve siyah rimel orgazm sırasında şişen gözleri vurgulamak için. Çocuklara güzellik katan unsurlardan biri de yüzdeki simetrik dengedir. Lorenz’in güzellik teorisine ve Mueller-Lyon illüzyonuna aşina olmayan estetisyenler bile, sanki Lorenz’in teorisini desteklercesine, yüzde bir tutarlılık elde etmek için özel makyaj teknikleri uygularlar. Örneğin gözlerin iç köşelerinde simetri yanılsaması sağlanarak gözlerdeki simetrik uyumsuzluk bazı makyaj detaylarıyla gizlenebilir. Benzer teknikler kullanılarak normalden uzun veya çok geniş yüzlerde elmacık kemiklerine makyaj yapılarak doğal yüz yeniden dengelenebilir. Lorenz’in güzellik teorisi çerçevesinde bakıldığında portrenin detaylarındaki çocuksu vurgular sadece kadınlar tarafından değil erkekler tarafından da kullanılmış. 20. yüzyılın başlarından itibaren Hollywood sinemasının parlayan figürleri haline gelen Clark Gable ve Gary Cooper gibi ünlü oyuncuların görüntü stilleri incelendiğinde Lorenz’in güzellik teorisini destekleyen özellikler tespit ediliyor. Örneğin, her iki oyuncunun da bayram sabahı saçları bir yana taranmış ve akraba ziyaretine hazırlanan çocuklar imajı vardır. Yine sineğin sürekli talaşı, çocuksu bir gösterinin tatlılığına duyulan arzuyla açıklanır.
Makyajın boyutlarıyla güzelliğin çocuksuluğunun fizyolojik özelliklerinden yararlanamayan kişilerin imdadına plastik cerrahi ve diğer endüstriyel aksesuarlar yetişir. Botox teknolojisi kullanılarak yüz gerginleştirilir ve ışıltılı bir görünüm verilir. Kaz ayağı şeklinde ifade edilen göz çevresindeki kırışıklıklar düzeltilir, takma kirpikler ve saçlar düzeltilir. Dudaklar ve gerekli diğer bölgeler silikondan yapılmıştır.Bebeğin kendi tatlılığını ve sevgisini uyandıran kokular kullanılan parfüm vb. ile salgılanır. Bütün bunlar yetişkin yüzünde çocuksu güzellik etkisi yaratma amacının bilinçli ya da bilinçsiz ifadesidir. Ünlü Amerikalı süper model Sharon Stone, güzelliğin özel bir bireysel çaba ve yeteneğin meyvesi olduğunu şu sözlerle ifade etti: “Kendimi doğal ve harika bir güzellik olarak düşünmedim, ben sadece büyük bir sihirbazım.” Aslında geçmişten günümüze birçok atasözü güzelliğin doğal olmadığını, bilinçli bir çabanın sonucu olduğunu şu sözlerle anlatır: “Güzellik on, dokuz, dondur (kıyafet)”, “Güzellik %30 doğal, %70 doğaldır” süslemelerle”. Burada kişinin güzel olma çabası karşı cinsi etkileme amacı ile birlikte toplumda büyük ölçüde kabul görmesi ve sevilmesi ile açıklanabilir.
İkna sağlamak olan reklamcılığın temel amacı, her türlü mecrada kullanılan reklam yüzlerini özellikle çocuklardan yana çekmek veya reklamlardaki isimlerin Lornez’in güzellik kuramını destekleyen imaj özelliklerine sahip olmasını sağlamaktır. Bir hayır kurumu, bir bağış toplama etkinliği için bir yetişkin yerine bir çocuğu kullanırsa, daha fazla bağış üretir.
kaynak:
Fournier BF. Lorenz’in güzellik teorisi. Kozmetik Dermatoloji Dergisi 2002; 1(3): 131-136.
yazar: Erdal Oğur
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]