İş hayatında kadının rolü «YerelHaberler

Sanayileşme ile birlikte toplumlarda büyük sorunlar başlamıştır. Ülkeler arasındaki üretim, ithalat ve ihracat faaliyetlerindeki hızlanma da gündeme gelmiştir. Tarıma dayalı sistem zayıflarken, emek yoğun sanayiye dayalı işgücü piyasası önem kazanmaya başlamıştır. Bu da ailelere farklı sorunlar ve sorumluluklar getirdi. Belirli bir düzeyde eğitim veya deneyim, daha hızlı ve daha hızlı iş yeteneği ve işle ilgili ayrıntılı bilgi ihtiyacı da artıyor. Bu durumda yoğun insan gücüne ihtiyaç duyulmaktadır. Bireylerin emeğini belirli bir ücret karşılığında pazarladığı işçi sınıfı da yayılmaya başladı. İşveren ile işçi arasında belli beklentiler doğrultusunda gerçekleştirilen bir üretim var.

Bu durumdan en çok etkilenen gruplar elbette kadınlar ve çocuklar. Kadınları ve çocukları ucuz işgücü olarak görmek, onları kötü koşullarda ve düşük ücretlerle çalıştırmak, kayıt dışı işlerde kullanmak yoksulluğun diğer yüzüdür. Ayrıca bu dönemlerde kadınlar ticari hayata girerek iş dünyasını tanımaya başlamışlardır. Kadınlar başlangıçta dokuma işine atandı. Ayrıca iş hayatında kadınlar erkeklere göre daha fazla sorun yaşıyor. Kadınların işyerinde taciz edilmesi, uygun olmayan işe gidip gelme süreleri ve kötü çalışma koşulları, onun kaderini belirler.
Kent yaşamının yükünü özellikle kadınlar çekiyor. Kentin işgücü piyasasında yer edinebilmek ve çalışma alanlarına dahil olabilmek için kadınlar genellikle çok düşük ücretleri kabullenmekte, görevleri dışında çalışmakta ve kadın emeği her şekilde sömürülmektedir. Politikalar, uluslararası anlaşmalar ve hatta İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kapsamındaki eşitlikle ilgili tüm söylemler ölü bir metin olarak kalsa da. Kadınlar iş, eğitim ve sosyal faaliyetlerde hep erkeklerin gölgesinde kalmış, birçok durumda kadın ve erkeğe çifte standart uygulandığı gözlemlenmiştir.

Erkeklerin işi ve işgücüne dahil olmaları bir meslek olarak tanımlansa da kadınların iş hayatında aktif olmaları onların yararlı ve basite indirgenmiş ifadelerle suçlanmasına neden olmuştur. Namus ve namus kavramları, erkekler için çalışabilme ve bir yuvaya destek olma olarak da ifade edilirken, kadınların namusları cinsiyet üzerinden değerlendirilmektedir. Bu ataerkil söylem sadece erkekler tarafından değil, ataerkil zihniyete sahip kadınlar tarafından da sürdürülüyor.
Aile dediğimiz karşılıklı sorumluluklar içeren kurumda erkek evin reisi ilan edilir ve söz sahibi olur. Erkek isterse kadını terk edebilirken, kadınlara sonradan boşanma hakkı tanındı. Siyasi alanda, hukukta, medeni hukukta ve hatta dinde, kadınlara her zaman erkeklerden sonra gelen varlıklar olarak öğretilmiştir. Eğitim ve öğretim programları en çok erkek sanayi meslek liselerinde aktifken, kadınlara açık kız meslek liselerinde çocuk gelişimi, dikiş, nakış, aşçılık gibi orta beceri ve ev içi işlerle doluydu.

Locke’un Doğal Hukuk ve Toplum Sözleşmesi’nde, Ulusun Anaları’nın deyimiyle, kadının saygınlığının sebebinin, topluma adanmış oğullar yetiştirmenin ve ülkeye erkek yetiştirmenin bir aracı olarak görüldüğü anlaşılmaktadır.

Bu araştırma, öncelikle istihdam ve işsizliğin ne anlama geldiğini, en dezavantajlı grup olan kadınların iş hayatına entegre olma süreçlerini ve karşılaştıkları sorunları, ulusal ve uluslararası düzeyde nasıl korunduğunu ve toplumda kabul gören ve geliştirilen çözüm politikalarının kadınları nasıl etkilediği. Bu amaçla toplumsal yaranın oluşum sürecini ve iyileştirme yöntemlerini özellikle toplumsal literatürden yararlanarak incelemeye dayanmaktadır.

Asıl sorunun temelinde sadece iş hayatında değil her alanda kadın-erkek eşitsizliği yatıyordu. Kanunlar kadın ve erkeği eşit sözlerle ifade etse de, kadınların ezilmesi ve boyun eğdirilmesi bazı ülkelerde kadınlara yönelik yeni politikaların uygulanmasını gerekli kılmıştır. Ücretli iznin anne olan kadın çalışanlara gebelik ve doğum izni olarak tanınması, kadınlara ayrımcılık yapmak değil, eşitliği sağlamak amacını taşımaktadır.
Kadınların eşit olmayan koşullarda çalışması, eğitimin önündeki engeller gibi diğer sorunlar da kadınların iş hayatında ilerlemesine, kariyer yapmasına ve toplumdaki statüsünün yükselmesine engel olmaktadır. Bundan dolayı erkek kendini üstün görmekte ve kadına sürekli müdahale etme hakkını bulmaktadır. Kadınların iş hayatında daha aktif olmaları için uygulanan politikalar sadece yasalarla desteklenmemelidir. Toplumun değer yargılarını şekillendiren medya, hukuk ve eğitim kapsamında kadına değer veren programların düzenlenmesi gerekmektedir.

Kız meslek liselerinde ve erkekler endüstri meslek liselerinde verilen eğitimi kadın ve erkek meslekleri olarak şekillendirmek yerine, kadın ve erkeklerin farklı meslekleri tercih etmelerine yönelik hazırlık yapılmalıdır. Bebek bakıcılığı, el sanatları, dikiş, nakış, grafikerlik gibi mesleklerin kadınların doğuştan gelen bir yeteneği olarak görülmesi ve erkeklerin makine kullanma, üst düzey endüstriyel işler, yöneticilik gibi baskın işlerle ilişkilendirilmesi ataerkil düzenin devamını sağlamıştır. . Modern çağın devam ettiği ve uluslararası birçok yeniliğin yapıldığı günümüzde, kadınların çeşitli alanlardaki yönelimleri elbette geçmişe göre daha iyi durumdadır. Ancak tam eşitlik sağlanamadı.

Kadınların çalışma hayatında aktif olabileceğini söylediğimizde her meslekte rahatlıkla ilerleyebilecekleri anlamına gelir ama aslında durum böyle değildir. Kadın ve erkek arasındaki meslek dağılımına bakıldığında erkeğin yönetici, yönetici ve asıl sorumlu kişi olarak hareket ettiği, kadının ise ona destek olan ve işini yapmasını kolaylaştıran kişi olarak görüldüğü görülmektedir. Kadınların asistanlık, sekreterlik, muhasebe gibi işlerden sorumlu tutulmalarının nedeni, fırsat eşitsizliğidir. Kadınlar çalıştıkları birimle ilgili yeterli eğitimi alamamaktadır. Özellikle eğitim alanında bu eşitlik sağlanmaya çalışılsa da kadınların eğitim sürecine entegre olamamaları da iş hayatında ilerlemelerinin önünde engel teşkil etmektedir. Yetersiz eğitim, belirli alanlarda gerekli donanımın bulunmaması, iş yerinin kontrol edilememesi veya bu yeteneğe sahip olmasına rağmen kadının ciddiye alınamaması nedeniyle başarısızlığa yol açmaktadır.

Kadınların iş yerindeki çalışmalarından daha fazla verim alınmak isteniyorsa, bireyler arasındaki eşitsizlik ortadan kaldırılmalıdır. Kadınların vasıfsız işlerde aşağılanması, taciz edilmesi, alay edilmesi ve dikkatini dağıtması da kadınların işte yaşadığı sorunlar arasında yer alıyor. Takdir, bireyin takdir edilen ve terfi ettirilen bir iş yapma isteğidir. Bir kadın daha fazla takdir edilmek için daha olumlu davranışlarda bulunacaktır. Diğer bir motivasyon aracı statüdür. Kadına tanınan statü toplumda saygınlık kazanmasını sağlar. Bu nedenle her birey kendi alanında yükselmek ve bir üst seviyeye geçmek ister. İnsanlar prestije paralel olarak prestij kazanırlar. Toplum, tanınmış bir şirkette çalışan kişilere daha saygılı davranır. Ayrıca çalışan bir kadın statüsünü yükseltmek için daha çok çalışacak ve daha üretken olmaya çalışacaktır. Bu nedenle firmaların hizmetinde verimlilik sağlanmaya devam edilecektir.

yazar:Daha erken Para cezası

Diğer gönderilerimize göz at

[wpcin-random-posts]

Yorum yapın