Kültür kavramı, bakış açısına ve yapılan araştırmanın türüne bağlı olarak farklı şekillerde tanımlanabilir. Kültür, on sekizinci yüzyılda Fransız Kanalı boyunca ortaya çıkan anlamda, yaşam tarzı ve sosyal kurumlar açısından diğer toplumlara göre ileri bir aşamadır. Bu anlam, Türkçedeki entelektüel (Adem) kelimesinden türemiştir. Antropolojik anlamda kültür, insanların topluma ait olmaları yoluyla miras aldıkları maddi ve manevi değerlerin toplamıdır. Kilit noktalardan hareketle genel bir tanım yapılırsa kültür, bir toplumu diğerlerinden ayıran yaşam biçimi ya da bireylerin toplumda yaşamak ve kabul görmek için edindiği bilgi, inanç ve deneyimlerin tümüdür. Bu bilgi, inanç ve deneyimler kalıtsal değil, bir topluluğa özgüdür. Bireylerin günlük yaşamda öğrendikleri, neyi nasıl yapacaklarına dair yaygın varsayımlardır. Genel olarak kültür, maddi ve manevi olarak ayrılabilir. maddi kültür; Dil, tarih, gelenek, görenek, hukuk ve ahlak gibi hayatın manevi yönü ile ilgili olanlar da manevi kültür içerisinde yer almaktadır.
Dil ve kültür ilişkisine farklı boyutlarda bakmak mümkündür. Her şeyden önce dil, kültürün taşıyıcısı ve tanığıdır. Bir milletin hayatı ile ilgili her türlü maddî ve manevî değerler dil ile ifade edilmekte ve tarihten başlayarak günümüze dil vasıtasıyla gelecek nesillere aktarılmaktadır. Toplumların kadim yaşam biçimlerine, sanat ve estetik anlayışlarına, duyma, düşünme ve algılama biçimlerine ilişkin farkındalığımız büyük ölçüde dilbilimsel verilerle mümkündür. Elbette yazılı belgelerin olmadığı dönemlere ait dil dışı verilere bakan bilim dalları olsa da, dilsel malzemenin olmadığı dönemlere ait kültürel verileri belgelemek, dil verilerine göre daha zordur. Böylece dil, kültürün hem tanığı hem de taşıyıcısı olur.
Dil ve kültür ilişkisinin bir başka boyutu da dilin kültürün yaratıcısı olmasıdır. Şiir, türkü, türkü, masal ve ninni gibi en azından edebiyatla ilgili olan bazı kültürel unsurlar, dil kullanılarak yaratılır ve bir kültür unsuru olarak dilde yaşatılır. Aynı şekilde müzik, tiyatro, sinema gibi alanlarda da dil çok önemli bir yer tutar.
Dil ve kültür ilişkisinin bir diğer boyutu da dilin kültürün bir yansıması olmasıdır. Bir toplumun dilinden o toplumun kültürüne ve dünya görüşüne inilebilir. Dil verileri incelenerek, milletin eski çağlardaki yaşayış biçimi, gelenekleri, dünya görüşü, çeşitli nitelikleri, kısacası kültürü hakkında değerli bilgiler ve güvenilir kanıtlar elde edilebilir. Örneğin Anadolu’da göçebeler arasında deve için standart dilden daha fazla kelime vardır: Beşerek, dorum, İğdiş, Maya, lok, potuk vb. Aynı şekilde bu sözler Maya benzeri bir kız ‘güzel, ışıl ışıl bir kız’, pırasa gibi uzanmak/oturma ‘kaygısız, yayvan bir şekilde oturmak; saygılı bir şekilde oturmak’ ve diğer deyimsel ifadelerde olduğu gibi annelerin sevgisini ifade etmektedir. güçlü oğulları gara lokum gibi. Ancak şehirde yaşayan ve hayatında hiçbir rolü olmayanlar için develer hakkında daha az söz yeterlidir.
İnsanların hayatlarında neyin önemli olduğunu daha ayrıntılı olarak ifade etmeleri normaldir. Ancak bu konu zaman zaman abartılarak efsanelere bile konu olmuştur. Örneğin, dilbilimciler arasında, Eskimo dilinde karı farklı şekillerde ifade eden birçok kelimenin olduğu efsanesi yayılmıştır. Ancak bu doğru değil. Tek bir Eskimo dili yoktur ve karla ilgili bazı kelimeler türetilmiştir. Diğer dillerde karı farklı açılardan adlandırmak da mümkündür.
Dil ve kültür ilişkisinin üzerinde duracağımız son boyutu, kültürel hareketliliğin dilde de gözlemlenebilmesidir. Örneğin eski Uygur Türklerinin Budist ve Maniheist ortama dahil edilmesi o dönemin dilinde, Karahanlı Türklerinin ise İslam ortamına dahil edilmesi dilde görülmektedir. Günümüzde dilimize girmiş olan İngilizce kelimeler, dildeki sosyal ve kültürel değişimlerin bir yansımasından başka bir şey değildir. Türkçe, kültürel dinamizmin dile yansıması konusunda çoğu zaman büyüleyici veriler sağlayabilir. Dil değişince kültür değişir gibi bir algı var ama bu doğru değil. Dilsel olmayan alanlardaki değişimler dile de yansır.
Dilsel ve kültürel ilişkilerle ilgili çalışmalarda akrabalık ve renk adları önemli bir yer tutmaktadır. Bu anlam alanları doğal olarak her yerde aynı olsa da diller akrabalığı renklerden farklı derecelerde ayırır. Örneğin anne ve babanın erkek ve kız kardeşleri Türkçe’de ayrı kelimelerle ifade edilirken Almanca’da tek kelime ile temsil edilmektedir. Ancak bu durumun Türkçede de değişebileceğini belirtmek gerekir.
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]