Devlet sınırları içinde yönetim, hukuk, eğitim, ticaret ve resmi dil gerektiren diğer durumlarda hem sözlü hem de yazılı iletişimde kullanılan dil devlet dilidir. Devlet dili genellikle anayasada belirtilir. Devlet dilinin kullanımı yasal olarak düzenlendiği için devlet kurumları ile devlet vatandaşları arasındaki ilişkilerde olduğu gibi devlet kurumları arasındaki ilişkilerde de zorunlu hale gelmektedir. Devlet dili terimi, daha yüksek devlet düzeyinde konuşulan veya yazılan, yavaş olan ve genellikle yalnızca ilgili kişiler tarafından bilinen yazılı ve sözlü stil için de kullanılabilir. Osmanlı Devleti’nde ilk Meşrutiyet’e kadar durum böyleydi. Dili Türkçe’dir ancak yazı dili olarak kullanmak ve anlamak özel eğitim gerektirir. Yazılı Osmanlı dili öyle bir dildi ki, Arapça ve Farsça unsurlarla konuşma dilinden uzaklaştı.
23 Aralık 1876 tarihli ilk Meşrutiyet’in 18. maddesi devlette görev almak isteyenlerin, 68. maddesi ise milletvekili olacakların Türkçe bilmesi gerektiğini belirtmektedir. 57. madde heyetler arası müzakere dilinin Türkçe olacağını belirtmektedir. Böylece Türkiye anayasal desteği almış oluyor. Daha sonraki anayasalarda devlet dili ile ilgili bir madde vardı. Osmanlı İmparatorluğu sona erdiğinde, yerini İstanbul lehçesine dayalı, ancak yine de ortak dilden uzak, esnek ve canlı bir üslup aldı.
1876’da ilan edilen Kanun-i Esasi’de Türkçe ile ilgili maddeler şunlardır:
Madde 18: Osmanlı Devleti’nin sığınağı sayılan ülkede çalışmak, devletin resmî dili olan Türkçeyi bilmeyi gerektirir.
Madde 57: Heyetler arası görüşme dili Türkçe olup, görüşmeden önce müzakere edilecek belgelerin suretleri üyelere dağıtılır.
Madde 68: Delegenin delegesi şunları yapamaz: Birincisi, Türkçe bilmeyen ve Aley uyruğunda olmayan haham için, ikinci sıradaki geçici hizmet imtiyazı ve Türkçe bilmeyen ve bunu yapmayan kişi, Tassini yasası uygarlıktan yoksun bırakılan bir kabile olarak uyruğunu iddia eden kişidir, Sasyan yasalarına boyun eğmeyen Samninler ölüm cezasına çarptırıldı. Bunlar milletvekili olamaz. Dört yıl sonra kurulacak kurullarda milletvekili olabilmek için mümkün olduğu kadar çok Türkçe okuyup yazmak gerekecek.
1924 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu, devlet dilinin Türkçe olduğunu açıkça belirtmektedir. Ancak anayasanın yazıldığı dil konuşma dilinden uzaktır. 1945’te Anayasa’nın dili basitleştirildi: dil maddesinin çeşitli biçimleri, dildeki değişikliği açıkça gösteriyor:
1924’te: “Türk devletinin dini İslam’dır. Resmi dili Türkçedir. Kuvvet Ankara şehridir.”
2/5/1937 tarihinde: Türk devleti cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, laik ve devrimci bir devlettir. Resmi dili Türkçe’dir. Makari, Ankara’nın şehridir.”
[1945’tesadeleştirilmişşekli:”TürkdevleticumhuriyetçimilliyetçihalkçıdevletçiyiğitvedevrimcidirDevletdiliTürkçedirBaşkentAnkara’dır”
1961: “Türk devleti vatanı ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Resmi dili Türkçedir. Başkenti Ankara’dır.”
1982’de: “Türk devleti, vatanı ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe’dir. Bayrağı beyaz ay-yıldızlı kızıl bayraktır, şekli kanunla belirlenmiştir. İstiklal marşı ‘ İstiklal Marşı’ Başkent Ankara’dır.”
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]