Bilişsel psikoloji, bireyin bilgiyi nasıl elde ettiği, nasıl işlediği ve nasıl koruduğuna yoğunlaşan psikoloji branşıdır. 1950’li yıllardan önce psikolojide hakim düşünce ekolü davranışçılıktı. Takip eden yirmi yıl içinde psikoloji dünyası gözlemlenebilir davranışları çalışmaktan uzaklaşarak dikkat, bellek, problem çözme, algı, zeka, karar verme ve dil işleme gibi konulara yoğunlaşarak, iç zihinsel süreçleri çalışmaya-anlamaya yöneldi. Bilişsel psikoloji psikanalizden farklıdır; çünkü psikanalistin öznel algısına güvenmek yerine, bilişsel psikoloji zihinsel süreçleri öğrenmek için bilimsel araştırma yöntemlerini kullanır. İşlem modelleri ve araştırma yöntemlerinin 1950 ile 1970 arasında oluşturulması nedeniyle bu dönem sık sık ‘Bilişsel Devrim’ olarak ifade edilmektedir. Bu kavram ilk kez Amerikalı psikolog Ulric Neisser tarafından 1967 yılında yayımlanan Bilişsel Psikoloji (Cognitive Psychology) adlı kitapta kullanılmıştır.
Bilişsel psikolojinin iki varsayımı vardır. Bunlar zihnin aktif bir bilgi işleme sistemi olduğu ve zihinsel süreçlerin bilimsel yöntemlerle incelenebileceğidir.
Dikkat
Bilişsel Psikoloji’de dikkat, bireyin özellikle kendi çevresinde mevcut bilgiyi nasıl aktif olarak işlediğiyle ilgilidir. Bir kitabı okurken aynı zamanda etrafınızdaki pek çok görüntüyü, sesi ve hissi tecrübe edersiniz: ellerinizde kitabın ağırlığı, yanınızdaki kişinin telefonda konuşma sesi, sandalyenizde oturma hissi, pencerenin dışındaki ağaçların görüntüsü, geçmiş bir konuşmanın anısı ve daha bunun gibi birçok deneyim… Bilişsel psikoloji üzerine çalışan psikologlar bir kişinin bunca his yaşıyor olup nasıl tek bir unsura ya da işe odaklanabildiğini anlamak isterler.
Dikkatin 4 çeşidi bulunmaktadır. Bunlar odaklanmış dikkat, sürekli dikkat, bölünmüş dikkat ve seçici dikkat’tir.
Odaklanmış dikkat: Belirli bir işitsel, dokunsal ya da görsel uyarıcıya verilen kısa vadeli tepki (ki bu sekiz saniye kadar kısa olabilir). Örneğin, çalan bir telefon ya da ani bir olay birinin birkaç saniyeliğine ona odaklanmasına sebep olabilir ama sonra yaptıkları işe geri dönerler ya da çalan telefonla alakasız bir şey düşünmeye başlarlar.
Sürekli dikkat: Gerçekleşmesi belli bir zaman alan devamlı ve tekrarlı bir işle ilgili sürekli sonuç veren bir dikkat seviyesidir. Örneğin, bir kişi bulaşık yıkarken sürekli bir dikkat sergiler ve bu iş bitene kadar devam eder. Eğer kişi odağını kaybederse işi yarıda bırakıp başka bir işe geçebilir. Çoğu yetişkin ve ergen bir işte yirmi dakikadan fazla sürekli dikkat gösteremez ve bunun yerine tekrar tekrar odaklanmayı seçerler (ki bu filmler gibi daha uzun süreli şeylere odaklanmalarını sağlar).
Bölünmüş dikkat: Aynı anda birçok şeye dikkatini vermek. Bu sınırlı bir yetenektir ve işlenen bilgi miktarına etki eder.
Seçici dikkat: Diğerlerini filtrelerken belirli şeylere dikkatini vermek. Örneğin, gürültülü bir partideyken etrafında başka hisler olmasına rağmen birisiyle bir konuşmayı sürdürebilirsin.
Bir kişi hislerle fazla yüklendiği zaman nelerin olduğunu ortaya koyan şey ‘dikkatsiz körlük’tür. Bu körlük, kişinin burnunun dibinde olmasına rağmen bariz bir uyarıcıyı fark edemediğinde meydana gelir. Dikkatsiz körlük herkesin başına gelir; çünkü her uyarıcıyı fark etmek fiziksel olarak da zihinsel olarak da imkansızdır. Dikkatsiz körlüğü gösteren en ünlü deneylerden biri Daniel Simon’un ‘Görünmez Goril’ testidir. Bu deneyde, bir deney grubuna aralarında ayrı ayrı birer basketbol topuyla paslaştıkları iki grup insanın (bir grup beyaz tişörtlü, diğeri siyah tişörtlü) kısa bir videosu izletilmiş ve deneklere bir grupta kaç kez paslaştıklarını saymaları istenmiştir. İki grup birbiriyle paslaşırken goril kostümündeki biri ortalarına yürüyor, orada göğsüne vuruyor ve ekrandan dışarı yürümektedir. Video bittiğinde, deneklere anormal bir şey görüp görmedikleri sorulur ve deneklerin yüzde 50’sinin gorili görmediği sonucuna varılır. Bu deney, kişinin algısı ve görsel alan arasındaki ilişkide dikkatin önemli bir rolü olduğunu göstermektedir.
Problem Çözme
Bilişsel psikolojide problem; zorluk, belirsizlik ya da şüphe içeren bir durum ya da sorun olarak tanımlanır. Problem çözmedeki zihinsel süreç keşif, analiz ve problemi çözmeyi içerir. Nihai hedef engeli aşmak ve problemi mümkün olan en iyi çözümle karara bağlamaktır.
Araştırmacılar, bir problemi çözmenin en iyi yolunun problem çözme döngüsü denen bir dizi adımları takip etmek olduğuna inanır. Ancak, bu adımlar ardışık olarak listelenmiş olsa da insanlar bu adımlar dizisini nadiren tam olarak takip ederler. Aksine, çeşitli adımları atlarlar ya da gerekli gördükleri kadar geriye giderler ve bu istedikleri sonuca ulaşıncaya kadar devam eder.
İyi tanımlanmış problemler ve kötü tanımlanmış problemler olmak üzere iki tür problem vardır. İyi tanımlanmış problemlerde hedefler nettir, çözüme giden belli bir yol vardır ve verilen bilgiler ışığında engeller kolaylıkla tanımlanmıştır. Kötü tanımlanan problemlerdeyse çözüme götüren spesifik bir yol ya da formül bulunmaz ve problemi tanıyıp, anlayıp, çözmek için araştırmaya ihtiyaç vardır.
Bir formül kullanmak kötü tanımlanmış problemleri çözemeyeceğinden bir çözüm ortaya koymak için bilgi toplanmalı ve analiz edilmelidir. Kötü tanımlanmış problemler aynı zamanda iyi tanımlanmış alt problemler içerebilir. Bir çözüm bulabilmek için problem çözme stratejilerinden bir kombinasyon gerekebilir. Araştırmacılar, elliden fazla farklı problem çözme stratejisi bulmuştur. Bunlaran en yaygın olanlarından bazıları şunlardır:
Beyin fırtınası: Değerlendirilmeden bütün seçenekleri sırala, analiz et ve birini seç.
Analoji: Benzer problemlerden öğrenilen bir seçeneği kullan.
Parçala: Karmaşık ve büyük problemleri daha küçük ve daha basit parçalara ayır.
Varsayım testi: Problemin sebebine ilişkin bir varsayım geliştir, bilgi topla ve bu varsayımı test et.
Deneme yanılma: Doğru olana ulaşıncaya kadar çözümleri gelişigüzel dene.
Araştırma: Birbirine benzeyen problemler için mevcut düşüncelerden birini benimse ve kullan.
Araçlar-amaçlar analizi: Problem çözme döngüsünün her aşamasında hedefe daha da yaklaşmak için gerekli adımlara at.
Bellek
Bilişsel psikolojide bilgiyi elde etmek, depolamak, korumak ve erişmek için kullanılan süreçler bellek olarak ifade edilir. Kodlama, depolama ve erişim olmak üzere üç ana süreç vardır. Yeni bir bellek oluşturmak için bilgi önce kodlama sürecinden geçmelidir ki kullanılabilir bir şekle girsin. Kodlamanın ardından bilgi bellekte sonra kullanılmak üzere depolanır. Belleğimizin çoğu aslında ona ihtiyaç duyulunca, bu bilgi erişim sürecinden geçer ve böylece depolanmış bellek bilinç düzeyine ulaşmış olur.
Belleğin temel yapısı ve işlevini anlayabilmek için üç ayrı evre öneren bellek evre modeline bakmak gerekir.
1- Duygusal bellek: Bu, bellek sürecinde ilk evredir. Çevreden toplanan, görülen ya da duyulanın tam bir kopyası olan duygusal bilgi, kısa bir süreliğine depo edilir. Görsel bilgi genellikle bir saniyenin yarısı kadardan daha fazla depo edilmiyorken, işitsel bilgi üç dört saniyeye kadar depo edilir. Duyusal belleğin sadece belirli yönleriyle ilgilenilir ve bu, bilginin bir kısmının bir dahaki evreye taşınmasını sağlar.
2- Kısa vadeli bellek: Şu an düşündüğümüz ve farkında olduğumuz bilgilerden oluşur, ‘aktif bellek’ olarak da bilinir. Bu bilgi 29 saniye kadar saklanır ve duygusal anılara dikkat edilerek üretilir. Kısa vadeli anıların genel olarak çabuk unutulmasına rağmen, bu bilgiler tekrar edilirse bir sonraki evreye taşınır.
3- Uzun vadeli bellek: Bu, bilginin sürekli depolanmasıdır. Freud uzun vadeli bellekten ‘bilinçdışı ve önbilinç’ olarak söz ederdi. Buradaki bilgi kişinin farkındalığının dışındadır ama ihtiyaç duyulduğunda hatırlanıp kullanılabilir. Bazı bilgileri hatırlamak kolayken, diğer bilgilere ulaşmak çok daha zor olabilir.
Uzun vadeli belleğe erişebildiğimiz ve bilgileri hatırlayabildiğimiz için, kişi bundan sonra bu anıları başka insanlarla etkileşim kurarken, karar verirken ve problem çözerken kullanabilir. Ancak bilginin nasıl düzenlendiği hala bilinmemektedir. Bununla birlikte anıların kümelenme olarak bilinen bir süreçle gruplar şeklinde düzenlendiği bilinmektedir. Kümelenmede, bilgi hatırlanması kolay olacak şekilde sınıflandırılır.
Bellek, hayatımızda büyük bir rol oynamaktadır. Kısa vadeliden uzun vadeliye kadar, deneyimlerimiz ve dünyaya bakış açımız belleğimiz tarafından şekillendirilmektedir. Konu hakkında bilinen herşey ile beraber, belleğin gerçekte ne olduğu-en temel haliyle-hala gizemini korumaktadır. Bu da bilişsel psikolojinin hâlâ yaşayan ve gelişmeye devam eden bir bilim dalı olduğunu göstermektedir.
Yazar: Gizem ŞIDIM
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]