Bağırsakta yaşayan bakteriler beyni etkileyebilir mi? ” YerelHaberler

Beyin ve bağırsak arasındaki ilişki yıllardır incelenmiş olsa da, bu ilişkinin karmaşıklığı düşündüğümüzden daha derinlere iner. Son bulgulara göre beynimiz bağırsaklarımızda yaşayan bakteriler tarafından kontrol ediliyor olabilir.

Bağırsak, patojenlere karşı kendini savunurken, faydalı bakterilerin yaşamasını ve çoğalmasını da sağlar. Vücudumuzdaki bakterilerin çoğu kalın bağırsakta yaşar. Ancak bağırsaktaki bakteri miktarını tahmin etmek oldukça zordur. En yakın tahmin, en son dışkı miktarınızdan ölçülen 40 trilyon bakteridir. Çünkü dışkının en büyük bileşeni bakteridir. Bu sayı bize vücudumuzda kendi hücremizden daha fazla bakteri hücresi olduğunu gösterir.

Vücudumuzdaki çoğu bakteri 30 veya 40 türe bölünebilirken, bu sayı 1000 farklı türe kadar büyüyebilir. Vücuttaki bakteri türlerinin toplamına mikrobiyom denir. Bağırsaklarımızdaki bakteriler vücudumuzun sağladığı ısı ve besinlerden faydalansa da bu tek yönlü bir fayda ilişkisi değildir. Bazı bakteriler, diyet lifini, bu lifi emmemize ve kullanmamıza yardımcı olan kısa zincirli yağ asitlerine ayırır. Ayrıca vücudumuzdaki çok sayıda metaboliti metabolize eder ve B ve K vitaminlerinin sentezinde rol oynar.

Öte yandan, bağırsak mikrobiyomunun bozulması iltihaplanmaya ve otoimmün hastalıklara neden olur. Mikrobiyomun hastalık ve sağlıktaki rolü yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Bu konudaki en önemli bulgulardan biri bağırsak bakterilerinin beyni ve davranışları kontrol edebildiğidir.

Beyin bağırsak bağlantısı

Bağırsaklar boşaldığında beyne gönderilen sinyalle beyin uyarılır. Bağırsaklarda gıdaların işlenmesinde ve emiliminde bir sorun varsa beyin de uyarılır. Bağırsakta bir patojen saldırısı olursa, beyin bağırsağın çalışmasını sağlar.

Bağırsak ve beyin arasındaki ilişki. hormonal, nörolojik ve immünolojik. Bağırsakların işlevi, merkezi sinir sistemi ve enterik sinir sistemi tarafından yönetilir. Bu nedenle kaygı ve stres bağırsak hareketlerini etkiler. Aksine, araştırmacılar bağırsak mikrobiyomunun stres ve kaygı düzeylerini etkileyebileceğini keşfettiler.

Stres ve bağırsak

İnsanlarda, hipotalamus-hipofiz-adrenal (HPA) ekseni, beynin strese tepki veren ilk kısmıdır. Limbik sistemin (beynin duyguları kontrol etmekle ilgili kısmı) en önemli kısmıdır ve duygular ve hafıza ile ilişkilidir.

Stres, HPA bölümünü aktive ettiğinde ve sonunda kortizol salınımına neden olduğunda, beyin ve bağırsaklar da dahil olmak üzere birçok organ etkilenir. Bu sayede beynin strese verdiği tepki; Bağırsaktaki epitel ve bağışıklık hücrelerini, enterik nöronları ve bağırsakta serotonin hormonunu yapan hücreleri etkiler. Bu tür hücreler, bakteri popülasyonlarının etkisine tabidir. Ancak beyinde hangi bakteri türünün etkili olduğu tam olarak anlaşılamamıştır.

Mikropların zihinsel aktivitemizi etkileyebileceğine dair ilk kanıt 20 yıl önce keşfedildi. Bu çalışmada; Hepatik ensefalopatisi (ilerlemiş karaciğer hastalığı nedeniyle beyin işlevinin bozulduğu bir hastalık) olan hastalar, oral antibiyotik aldıktan sonra beyin işlevinde iyileşme yaşarlar.

Bir başka gözlem de otizmli çocukların mikrobiyomunun daha çeşitli olması ve daha fazla miktarda farklı bakteri türü içermesidir. Bir araştırmacı, bağırsak mikrobiyomunun nörotransmitterlerle (sinir hücrelerinin birbirleriyle etkileşime girmesini sağlayan moleküller) ilişkili metabolitlerin seviyesini değiştirebileceğini, bağırsak ve beyin arasındaki ilişkiyi etkileyerek beyin fonksiyonunu etkileyebileceğini açıkladı. Bağırsak bakterileri ve nörotransmitterlerle ilişkili metabolitler arasındaki ilişki, bağırsak bakterileri ile otizm arasındaki ilişkiyi anlamak için önemlidir.

2004 yılında araştırmacılar, bağırsaklarında bakteri olmayan farelerdeki HPA bölgesinin stresle aşırı uyarıldığını fark ettiler. Daha fazla araştırma, bu türün farelerinin hafıza işlevinin değiştiğini gösterdi.

Bağırsak mikrobiyotasında üretilen nöroaktif bileşenlerin etkisine ilişkin başka çalışmalar da var. Bunların dışında başka araştırmalar da nörolojik ve psikiyatrik hastalığı olan kişilerin bağırsak mikrobiyomuna bakıyor.

Genel olarak araştırma sonuçları henüz kesin değildir. Çünkü bu konuda cevaplanması gereken birçok soru var. Akıl hastalığının kendisi bağırsak mikrobiyomunda değişikliklere neden olur mu? Yoksa bağırsak mikrobiyotasındaki değişiklik psikolojik hastalığa mı yol açar? Yoksa iki yönlü bir etkileşim mi?

Stresin bağırsak geçirgenliğini azalttığı bilinmektedir. Bu, bakterilerin bağışıklık sistemine ve enterik sinir sisteminin nöronlarına ulaşmasını kolaylaştırır. Bu mekanizma, bakterilerin bizi etkileme yollarından biri de olabilir. Ancak, başka bir yöntem ortaya çıkıyor.
Bir çalışma, gıda kaynaklı patojenlerin enterik vagus sinirini (doğrudan beyne bağlı, birden fazla organa bağlı ve sindirim sisteminin faaliyetlerini yönlendiren sinir) uyararak strese neden olduğunu gösterdi.

Diğer, daha doğrudan ilişki, enterik sinir sistemindeki duyu nöronları ile mikrobiyom arasındaki doğrudan ilişkidir. Çalışmalar, bağırsak bakterisi olmayan farelerin duyusal nöronlarının daha az aktif olduğunu göstermiştir. Aynı farelere mikrobiyomlarını oluşturmaları için probiyotikler verildiğinde, nöron aktivitesi seviyesi normale döndü.

Psikolojiyi etkileyen probiyotikler

Mikrobiyomsuz fare davranışı farklıysa, başka bir soru da bağırsağa bakteri eklemenin davranışta değişikliğe neden olup olmadığıdır. Bir çalışma, probiyotiklerin insanlarda ve hayvanlarda merkezi sinir sistemi işlevini etkileyip etkilemediğini inceledi. Bu çalışmada 25 hayvan ve 15 insan incelenmiştir. Bifidobacterium ve Lactobacillus 2 ve 4 haftalık dönemlerde kullanıldı. Ancak bununla ilgili hayvan çalışmalarını insanlara uyarlamak tehlikeli bir oyundur. Çünkü bu probiyotikler; Anksiyete bozuklukları, depresyon, otizm, hafıza bozuklukları gibi ruhsal hastalıkların artmasında etkili olduğu gözlemlenmiştir.

PlosOne dergisinde yayınlanan bir başka çalışma, farelerde probiyotikler yoluyla aktinomiset ve bakteri seviyelerini değiştirerek hafızadaki yaşa bağlı düşüşün tersine çevrilebileceğini buldu. Bu çalışmadan elde edilen veriler, bağırsak mikrobiyomunun nörolojik fonksiyon üzerinde olumlu bir etkiye sahip olacak şekilde manipüle edilebileceğini göstermiştir.

Gelecekte psikiyatrik bozukluklar için belki de tıp bağırsak mikrobiyomunu daha doğrudan hedef alacaktır. Bir teşhis aracı olarak mikrobiyom, bazı hastalıklar için bir erken uyarı sistemi olabilir.

Bundan sonra yapılacak şey, bakterilerin etkilerini daha detaylı izlemektir. Bu tek hücreli organizmaların insanlar üzerindeki etkisi beklenenden daha büyük olabilir.

kaynak:
https://www.medicalnewstoday.com/articles/312734.php

yazar: Ayka Olkay

Diğer gönderilerimize göz at

[wpcin-random-posts]

Yorum yapın