Kaynaklardan öğrendiğimiz kadarıyla Osmanlı’ya kadar Türklerde kentsel düzenlemelerden sorumlu belediye teşkilatı diye bir kurum yoktu. Ancak Türk şehrinde meydana gelen yapısal faaliyetlere ve kentsel düzenlemelere, her zaman o şehirde ikamet eden hükümdar veya şehzadenin bir miktar müdahalesinden bahsetmek de mümkündür.
Türklerde yerleşik hayatın başlangıcında gördüğümüz kale ve saray benzeri yerleşim birimlerinin inşası hükümdarın veya şehzadenin emrinde olduğu için bu yapı külliyelerinin mükemmel bir mimarlığın ürünü olduğu görülmektedir. tasarlanmış ve düzenli planlama. Kale ve saray formlarını andıran bu ilk Türk yerleşimlerinin, yeni konutların inşası ve şehirlerin büyümesiyle düzenli ve planlı kent dokusundan giderek uzaklaştığı kaydedilmektedir.
Ayrıca Uygurlar tarafından kurulan şehirler ile hanlar ve şehzadeler adına kurulan bazı şehirlerin sistemli planlarıyla bahsettiğimiz gelişmeye karşı durduklarını da belirtmek gerekir. Kısacası, bahsettiğimiz istisnalar dışında, Türkiye’deki kent dokusunun planlanması o kentte yaşayanların sorumluluğuna bırakılmış gibi görünüyor.
Tüm ortaçağ şehirlerinde olduğu gibi Türk şehrinin de en önemli yapısal unsurlarından biri şehrin savunmasını ve güvenliğini sağlayan surlardır. Kale ve hisarlar gibi ilk Türk yerleşimleri, genellikle dikdörtgen, bazen dikdörtgen duvarlarla çevriliydi. Kale ve kale benzeri yerleşimler gerçek şehirlere aktarıldığında, kaleyi ve tüm şehri çevreleyen surlar örülmüştür.
Üç unsurun yer aldığı Türk şehrinde her unsurun surlarla çevrili olduğu görülmektedir. Bazı şehirlerde, bu resmi Türk şehir dönüşümleri sırasında, şehir veya şehrin bir kısmı önce tepelerle çevrilmiş, ardından surlar yerlerini almıştır. Surların yanı sıra birçok şehirde surların dışında su dolu kanallar vardı. Bu hendekler şehrin savunmasını güçlendirmenin yanı sıra şehrin su ihtiyacının karşılanmasına da katkı sağlamaktadır.
Bazı şehirlerde, şehrin güvenliğini artırmak için hendekler üzerine seyyar köprülerin dikilip geceleri yükseltildiğinden bahsedilmektedir. Çeşitli uygulamalardan bahsetmek gerekirse, örneğin Buhara’da şehir, rabad’ı çevreleyen surların dışında başka bir surla çevriliydi. Güvenlik sorununu çok hisseden Safran şehrinde, şehri birbiri ardına çevreleyen 7 sur bulunduğundan bahsedilmektedir. Kiş şehrinde, kale üç surla çevriliydi. Merv şehrinde ise diğer şehirlerde pek rastlamadığımız biraz farklı bir uygulama olarak mahalleleri birbirinden ayıran surlar bulunmaktadır.
Surların şekline gelince, bazı şehirlerin ve birçok Uygur şehrinin surlarının dörtgen olduğu bilinmektedir. Karşıt örnek için, Oğuz şehri Khatun Kale’nin iç içe geçmiş iki dikdörtgen duvarı, dıştan başka bir dairesel duvarla çevrilidir. Ayrıca birçok şehrin, bölgenin topoğrafik koşullarına göre şekillenen surlara sahip olduğu görülmektedir.
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]