Pnömotoraks olarak da bilinen çökmüş bir akciğer, çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilir. Başka bir deyişle, kendi başına bir hastalık değil, bazı hastalıkların bir sonucudur. Akciğerler, göğsümüzün içinde hava ile dolu olan ve dış zar sayesinde sadece belirli şekillerde hava alışverişi yapan organlardır. Normalde, bu zar havayı içeride ve dışarıda tutar. Eğer bu zar yıkılır ve üzerinde bir delik açılırsa anormal bir şekilde hava açığa çıkar. Böylece istemsiz hava kaçağı yapılır. Bu hava ağız ve burun yoluyla dışarı atılamadığı için akciğerlerin üzerinde yani göğüs altında birikmeye başlar. Birikme ne kadar büyük olursa, akciğerler üzerindeki baskı o kadar artar. Bu basınç doğal yollarla yani nefes alıp vermede meydana gelen hava değişimini doğrudan etkiler ve nefes almada sorunlar yaşanır. Böyle bir durum meydana gelirse bu olaya akciğer sönmesi denir.
Zamanla, akciğer kasılma miktarı artar. Bu artışın nedeni havanın daha fazla birikim sağlamasıdır. Sonuç olarak, bazı belirtiler ortaya çıkar. En etkili semptomlar nefes darlığı ve göğüs ağrısıdır. Tamamen sönene kadar fark edilmezse tam sönme gerçekleştiğinde kişinin tansiyonu çok düşer ve vücutta morluklar oluşur. Kalp atış hızı da buna bağlı olarak artar. Semptomları erken hissedenlere göğüs röntgeni yapılır. Göğüs BT taraması da kullanılabilir. Bu yöntemlerle var ya da yok olduğu sonucuna varılır ve duruma göre tedaviye başlanır. Tedavinin amacı öncelikle o bölgenin havasını almak ve hava birikmesine neden olan hasarı onarmak. Vücuttan havanın atılması için hastanede birçok uygulama yapılmaktadır. Buna uzman doktorlar karar verir. Hava, bir şırınga ile hava çekilerek, konsantre oksijen solunarak veya bir damara bağlı ince tüpler olan kateterlerle boşaltılır. Zardaki yarayı kapatmak için ilaç verilir. Ancak bazı durumlarda laparoskopik cerrahi ya da açık cerrahi de uygulanabilir. Akciğer tümörleri, akciğer travması, enfeksiyon vb. Sebeplere bağlı olarak akciğer çökmesi meydana gelebilir ve olayın tedavi edilmesinden sonra tekrarlama riski vardır. Kendi başına bir hastalık olmadığı için kök nedenini bulmak ve tedavi etmek gerekir. Aksi halde tekrarlama riski yüksektir.
katip: Gürkan Demirci
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]