Tarihsel olarak, Türk toplumlarının antropolojik tanımları biraz karışıktır. Hem Çin yıllıklarında hem de Batı kaynaklarında Türkler çoğunlukla Moğol tipinde (sarı ve iki başlı) tasvir edilmiştir. Eski Hıristiyan ve İslam kaynakları, doğuda efsanevi Yecüc ve Mecüc kavmi olduğuna inandıkları için o bölgede yaşayan diğer kavimleri Moğol olarak göstermişlerdir. Bu edebî geleneğin Müslüman olana kadar Türkler, daha sonra da Moğollar tarafından kullanıldığı bilinmektedir.
Eski zamanlarda Türklerin “Moğol” olarak tanıtılması, bu iki bozkır kabilesi arasındaki yakın ilişkilerle açıklanabilir. Tarih boyunca Türkler yakın komşuları olan Moğollar ile en yakın ilişkileri kurmuşlar ve geniş Moğol kitleleri Türk hâkimiyeti altına alınmış (Asya Hunlarında, Tapgaşlarda olduğu gibi) ve Türklerle (Batıda olduğu gibi) yoğun göç hareketlerine girişmişlerdir. Hunlar). ve Avarlar).
Asya’da M.Ö. 3000’den beri var olan kurgan iskeletleri üzerinde yapılan araştırmalar ve kaynaklarda verilen bilgiler ışığında Türklerin antropolojik özellikleri şu şekilde sınıflandırılmaktadır: Brekisefalik kafatası, koyu saçlı, beyaz, hafif kahverengi ten (buğday rengi), orta boylu (ortalama 167 cm), uzun boylu, beyaz yüzlü, hafif çekik ama moğol olmayan gözleri (badem), orta boy sakal ve bıyık.
Etnik antropolojinin sonuçlarına göre: Türk, üç büyük etnik aile (Europid, Mongoloid ve Negrid) içindeki Avrupa ırkına aittir. Euripid aralığının kuzey kesiminde, sarı saçlı ve açık tenli teuto-nor-dicus, dalo-nordicus ve Doğu Baltık cinsleri daha az pigmentasyona sahiptir; ortada, Orta Asya’ya uzanan kısımda; Güney kesimde ise siyah saçlı, koyu kahve tenli ve siyah gözlü Akdeniz, Toros ve Enid ırkları bulunur. Baltık, Alp, Dinarid ve Turan brakiyosefalik ırklardır, diğerleri ise bisefaldir.
Bilim dünyası tarafından kabul edilen ve Moğolların kendileri tarafından temsil edilen, doğrudan “Moğol” olarak adlandırılan ayrı bir ırk ideali vardır. Bu ırk Türk ırkından önemli farklılıklarla ayrılmaktadır. Moğol ırkının tanımına ilk olarak Herodot’un eserlerinde rastlanır. İskitlerin dışında düz burunluların da olduğunu gösterir. IV-VI. Geçen yüzyılın Latin yazarları, Hunlar arasında çok sayıda bulunduklarından şüphe duyulmayan ve Batı’ya son derece garip gelen Moğolları şu şekilde tarif etmişlerdir: çıkık elmacık kemikleri, basık burun, küçük çukur gözler, ancak canlı, sakalsız. … “.
Moğollar XIII. Yüzyılın ilk çeyreğinde büyük fetihlerinin başında, dış görünüşleriyle Yakındoğu yazarlarının da ilgisini çekmişlerdir. Bu yazarlar Moğolları anlatırken Türklerden farklılıklarını da belirtmişlerdir. Bağdatlı Muwaffaq al-Din Abd al-Latif bunlardan biri. Harzemşahların son günlerinde Yakın Doğu’ya seyahat eden bu tabip, gördüğü Moğollarla ilgili gözlemlerini anılarında kaydetmiştir. “Tatarlar, Türklere göre daha geniş bir yüze, daha geniş bir göğse, daha küçük kollara ve bacaklara ve daha koyu renklere sahiptir.” Bu kayıtta Moğolların Türklerle kıyaslanması dikkat çekicidir.
yine XIII. Ermeni Gregor, 16. yüzyılda memleketine ilk gelen Moğolları şöyle anlatır: “Başları boğa gibi iri, gözleri kuş gibi küçük, burunları kedi burnu gibi basık, çeneleri köpek gibi çıkık, beli karınca gibi ince, bacakları kısadır.” Domuz gibi sakalları yoktur.” Aynı farklılıklara dikkat çeken bir başka yazar da İbnü’l-Furat’tır. İbnü’l-Furat on dördüncü. 16. yüzyılda bir casusluk olayında önemli rol oynayan bir Douglat Moğolunu şöyle anlatır: “İri yüzlü, çekik gözlü, kel, çenesinde sakalsız.” Bütün bu kayıtlar, Moğolların antropolojisini ve Türklerden farklı yönlerini ortak noktalarla açıklayan tarihi notlardır.
Anadolu Türkleri de “Toroslar” yani Turan ırkının ön Asyalı unsurları ile karışmışlardır. Bazı teorilere göre, Moğol kanı da bireysel Türk boylarıyla karıştırılmıştır. Moğollar ise Avrupa ırkından değil, diğer Doğu Asya kavimleriyle birlikte “sinid” ve “Moğol” ırkındandır. Türkler arasında batıdan doğuya doğru gidildikçe o ırkın özelliklerini gösteren gruplarla karşılaşılır.
Bu konu ile ilgili “Türklerin Vatanı” sayfasından da yararlanabilirsiniz.
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]