Büyük Selçuklu Dönemi Mezarları | YerelHaberler

Beşik tonozlarda bu olasılıklar sınırlı, değişmeyen yüzeyler olarak kalır. Abarkuh’ta Kümbet Ali’den sonra gelen bu üç Selçuklu kubbesinin sekizgen planlı olması karakteristiktir.

Dehistan’da Meşhed adı verilen büyük nekropolde 12. yüzyılın başlarından günümüze ulaşan türbeler, basit bir tuğla yapı göstermekte ve çeşitli formlarıyla dikkat çekmektedir. Aşağıdan yukarıya doğru hafifçe daralan bu silindirik veya sekizgen kubbeler, önlerinde alçak eyvanlar şeklinde girişleri olan masif yarı silindirik veya dik kuleler ve kemerli yüzey nişleriyle çevrilidir.

Son yıllarda Sar-ı Pul’da (Anbir, Cüzcan Merkezi) Afganistan’ın büyük Selçuklularına ait iki türbe (zirat) keşfedilmiştir. Bunlardan ilki, İmam Hurd diye anılan Yahya bin Zeyd’in türbesidir ve kare alan üzerine kubbeli, önünde dikdörtgen bir ek olan sade bir yapıdır. Dışı kerpiçlerle kaplı gizemli bir yapı olan türbenin içindeki son derece zengin stucco bezeme ve çiçekli kufi yazıtlar şaşırtıcıdır. Mihrap süslemeleri 960 tarihli Nain Camii’ni uzaktan hatırlatmaktadır. Bu zarif çiçekli kufi süslemeler ve yazıtlar, on birinci yüzyıla kadar uzanıyor. YY. sona girer.

Gazneliler yazıtlarına uygun bir üslûba sahiptirler. Mihrap kemerini ve heykelin kaidesini tercüme eden kitabede mimar Mima Ameli Ebu Nasr Muhammed ibn Ahmad el-Hanna et-Tirmizi’nin ve mimar Tirmizi Ahmed’in isminin geçtiği ve daha sonra anlaşıldığı anlaşılmaktadır. mühendis Karahanlı devletinden geldi.

Diğer bir kabartma ise duvarların üst kenarını geniş bir kuşak haline getirmektedir. Tanrı’nın adı, örgülü yıldızlar ve çeşitli kufi çizgilerle benzersiz bir özgünlükle yazılmıştır ve bu yazıt, mihrabın etrafındakilerden daha kalitelidir. Burada, Gazneliler’den sonra, onuncu yüzyıl. Sondan itibaren en olgun çiçekli Kufi yazıtını buluyoruz. Türbenin üst kısmı, bindirmeli kemerler şeklinde farklı kıvrımlarda bir kubbe ile örtülmüştür.

Sar-ı Pul’a 1 km. Batısındaki diğer Selçuklu ziyareti ise İmam Kalan olarak adlandırılmaktadır. Aynı şekilde kerpiç bir yapı olup, oymaları ve süslemeleri oldukça harap durumdadır. Öndeki dikdörtgen kısımdan tonozlu mekana açılan kemerin üzerinde kayan yazı vardır. Ancak bu köhne kitabede sadece “şehir içinde şehir ahan tis’a…” okunabilmektedir.

Burada mihrap, aştuk, Niyin Camii’ni andıran süslemeler ve Cuma Camii’nin Zevari Camii’nin mihrabı oldukça harap durumdadır. Buradaki yazıt, Selçuklular tarafından görülen en eski örnektir. Gazneliler’in Sultan İbrahim (1059-99) devrinde, Gazne’deki anıtlarda kufi yazılı veya kufi yazısız unutulmuş yazıtlar vardı. İlk kez 1108 yılında Büyük Selçuklular döneminde İsfahan’da Cihil Duhteran’ın minaresinde görülmüştür. İmam Kalan’ın kitabesindeki 9 sayısını H. 509 olarak kabul edersek bu türbenin 1117 yılına yerleştirilmesi gerekir.

Büyük Selçuklular zamanında Horasan bölgesindeki türbelerde belirgin bir sistematik gelişme ortaya çıkmıştır. On birinci. Yüzyılın sonlarına atfedilebilecek Sarh’ta Ebu’l-Fadl ve Mihani’de Ebu Said’in türbeleri, Yarti’nin 1098’deki türbesi, yine Siras yakınlarında, Abdullah İbn Büreyde’nin Fikil Çarşısı’ndaki türbesi, Asnababa’daki Alimberdar, Muhammed’in Merv’deki on ikinci yüzyılın başlarından kalma mezarı İbn Zeyd’in mezarı bu gelişimin farklı aşamalarını göstermektedir.

Serahların yanında yer alan Yartı Kümbet, 12’ye 12 metre ölçülerinde oldukça büyük bir yapı olup, yonca biçimli kemerleri ve Arap Ata’nın mezarından çıkan zengin mimari süslemeleriyle dikkat çekmektedir. Duvarlar basamaklı nişlerle düzenlenmiş, giriş (güney) cephesi yarım silindirik, arka cephe dik açılı kulelerle sağlamlaştırılmıştır. Benzer şekilde Alemberdar’ın (Astanababa’daki) türbesi de dar kubbesi, basamaklı nişlerle yapılandırılmış cepheleri ve köşe tonozlarıyla aynı gruptadır.

Abdullah bin Buraydah’ın (Kar Tak) küçük boyutlu olmasına rağmen oldukça zengin mimari süslemelere sahip türbesi de Vekil Çarşısı’ndadır. Leşker-i Bazar Sarayı’nın kubbelerinden tanıdığımız basamaklı kemerlerin burada yeniden kullanılmış olması karakteristiktir. Ayrıca 11. yüzyıl kufi yazıtları ve tuğla veya kütüklerden yapılmış tuğla süslemeleri ile cephe ve iç duvarları aşmaktadır. Yüzyıl binasının kendine özgü bir dönüşüdür. Kemerleri çevreleyen, hafifçe içe doğru sivrilen ve duvarların üst kenarını saran büyük Kufi kuşağı, damarlı rumi ve eğrisel duvar halılarıyla çiçekli Kufi kabartmalarının en erken örneklerinden biridir.

on ikinci Yüzyılın başlarından itibaren Merv’de bulunan Muhammed ibn Zeyd’in 1112-1113 tarihli türbesi, tuğla harflerle yazılmış çiçekli kufi yazıtları ve farklı tuğla türlerinden (balıksırtı vb.)

Yine on ikinci. Yüzyılın başından itibaren Merv’e 28 km. Kuzeyde bugün kubbesi yıkılmış olan Hüdayi Nazar Evliya Türbesi, niş cephesi, yanlardaki geniş geometrik bordürleri ve taş süslemeleriyle Serahs ve Mihne’nin büyük türbeleriyle ilişkilendirilmektedir.

Türkmenistan’ın güneyinde bugün xi. Yüzyılın sonlarına ait iki Selçuklu türbesi, Karahanlılar ve Gazneliler’in tuğla mimarisini sürdürmekle birlikte, sadece 10 m genişliğindedir. Kubbeleri çaplarını aşan çok büyük yapılardır. Bunlar Sarhas şehrinde Sarh Baba olarak bilinen Ibul, Fadl ve Mehni şehrinde Ebu Said’in mezarlarıdır. Ebu’l-Fadl’ın Sarh’daki mezarı, doğu cephesinde, dışta nişlerle bölünmüş çok kalın duvarlarda öne doğru çıkıntı yapan bir portalı olan çift kubbeli bir anıttır. Bugün dış kubbenin yıkılmasından bu yana açığa çıkan iç kubbe açığa çıkmış ve dış peyzajının ahenkli oranları bozulmuştur. İçeride kal

Duvarlara dikdörtgen nişler oyulmuştur. İşte onbirinci. Çifte kubbenin 19. yüzyılın sonlarında ve Selçukluların ilk dönemlerinde ortaya çıkması çok önemli ve ilginç bir yeniliktir.

Benzer şekilde İbu Said’in Mihni’deki türbesi de kalın duvarlar üzerine çift tonozlu bir yapı olup, içine sivri kemerli nişler yerleştirilmiş ve duvarların alt yarısı bugünkü durumuna göre düz bırakılmıştır. Mukarnaslı pandantiflere oturan kubbenin devamı, sonraki yüzyılda Selçuklu camilerinin kubbelerinde daha gelişmiş bir biçimde görülmektedir.

Tonozlu yapının cephesi ve portalleri ile genel görünümü açısından Karahanlı Ata-Arabi türbesine olan benzerliği göz ardı edilemez. Karahanlılar’ın Özkent türbelerinde dört duvar üzerine kubbe şeklinde devam eden gelenek, onlar kadar zengin süslemelere sahip olmasa da büyük Selçuklular’da kendini gösteriyor. Bu gelişmenin Anadolu dışındaki Asya’da son sınırlarına Sultan Sensar’ın Merv’deki 1157 tarihli türbesi ile ulaştığı söylenebilir.

Diğer gönderilerimize göz at

[wpcin-random-posts]

Yorum yapın