Obezitenin genetik faktörlere bağlı olarak vücut ağırlığının %40-80’ini belirlediği yapılan araştırmalarla gösterilmiştir. Obezite birçok nedenden dolayı ortaya çıkan bir hastalıktır. Obezite oluşumunda hem kalıtım, hem aile hem de çevresel çevrenin etkileri görülmektedir.
Çalışmalar, zorunlu olarak obeziteye yol açan tek bir genetik bozukluğu veya mutasyonu henüz ortaya koymadı. Obezite eğilimine neden olan bazı genler tanımlanmış olmasına rağmen, popülasyonda obezitenin yaygın olarak görülmesini açıklayamamaktadır.
Ebeveynleri obez olan çocukların %25’i obezdir. Obez çocukların obez olma olasılığı iki ila üç kat daha fazladır.
Obeziteye neden olan genler henüz tam olarak bilinmiyor. Genetik tarama yoluyla, kromozomun obeziteye neden olabilecek genlerin bulunduğu bölgeleri belirlenir. Bugüne kadar 5 büyük çalışmada bazı kromozomlarda obeziteye neden olabilecek gen bölgeleri tanımlanmış olsa da, bu bölgedeki genlerin daha detaylı araştırılmasına ihtiyaç vardır.
Fransa’da obez hastaların incelenmesi, 10. kromozom üzerinde bir bölgenin varlığının obezite gelişimi için önemli olduğunu göstermiştir. Obez Alman çocukları üzerinde yapılan çalışmalar bu bulguyu desteklemektedir. Bu sonuçlar, kromozom 10 üzerindeki bir bölgenin obeziteye neden olan önemli bir bölge olduğunu göstermektedir.
Yapılan çalışmalar sonucunda; Obezitenin sadece bir gendeki kusurdan kaynaklandığı düşünüldüğü ve popülasyondaki obez hastaların sadece %5’inde görüldüğü belirlendi. Obeziteye neden olan tek gen bozuklukları şunlara bağlıdır: leptin hormon geni, leptin reseptör geni, prohomonconvertase 1 geni, pro-piomelanocortin (POMC) geni, peroksizom proliferatörü ile aktive olan reseptör gama 2 geni, melanokortin reseptörü 4 geni Çoklu gen bozukluklarına bağlı obezite %95’ini oluşturan toplumda görülen bir obezite hastalığıdır yani obezitenin birden fazla genetik bozukluktan kaynaklandığını ortaya koymaktadır.
Beta-3 adrenerjik reseptör (B3AR) ve onkoplin protein 1 (UCP1) genleri, besinlerin yakılması ve vücutta enerji üretimi ile ilgili genlerdir. Lipoprotein lipaz ise yağların parçalanmasında görev alan bir enzimdir ve bu genetik değişikliğin kilo alımında rol oynayabileceği düşünülmüştür. Bu genlerin farklı popülasyonlarda obezite ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Ancak 147 obez hasta üzerinde yapılan bir çalışmada beta3-adrenerjik reseptör, protein 1 ve lipoprotein lipaz genlerindeki bozuklukların obeziteye neden olmadığı gösterilmiştir. UCP-1 ve LPL gen bozukluğu olan obez kişilerde kan şekeri ve kan lipitlerinin daha yüksek olduğu bulundu. Bu sonuç, obez hastalarda bazı genetik bozuklukların kan şekeri ve lipid yüksekliğine neden olabileceğini göstermesi açısından oldukça önemlidir.
Leptin vücudumuzdaki yağ dokusundan salgılanan ve beyne sinyaller göndererek iştahı azaltan bir hormondur. Bu hormon olmadan kişi aşırı yer ve obez olur. Çalışmada yaklaşık 10 obez hastanın kanında leptin hormonu seviyesinin düşük olduğu belirlendi. Bu eksikliğin leptin hormonunu üreten gendeki bir kusurdan kaynaklanma olasılığını ortaya koydu. Bu çalışmada hastalar obez (ağırlıkları 150-160 civarında), ergenliğe girmemiş, görünür cinsel organları olmayan ve bir çok hormonal bozukluğu bir arada bulundu. Böylece dünyada ilk kez leptin hormonunun üreme organlarının gelişiminde önemli rol oynadığı ve bu hormon olmadan ergenliğe girilemeyeceği belirlendi. Leptin gen bozukluğu ve leptin eksikliği olan hastalardaki klinik bulgular aşağıda sıralanmıştır.
1. Aşırı yemek
2. Doğumda kilosu normal ancak obezite daha hızlı gelişiyor,
3. Sürekli yiyecek arama,
4. Sempatik sinir sisteminin çalışmaması,
5. Erişkinlerde göbek bağı organları iyi gelişmemiştir, x
6. Zayıf bir bağışıklık sistemi veya vücut direnci.
7. Küçük beyin boyutu.
8. FSH, beyindeki hipofiz bezi tarafından salgılanır. LH. Büyüme hormonu, TSH ve ACTH salgılarının bozulması.
9. Kandaki belirli minerallerin (selenyum, manganez ve çinko gibi) düşük seviyeleri, x
10. Bir hastada diabetes mellitus saptanması ve diğerlerinin kanında insülin artışı.
11. Bir erkek hastada kemik rezorpsiyonu ve serum kalsiyum düzeylerindeki değişiklikler.
Tüm bu çalışmalar yağ dokusundan salgılanan leptinin yaşam için çok gerekli bir hormon olduğunu göstermektedir.
Herkes için sağlıklı yaşam.
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]