Söz varlığının önemi (dil ve kültür açısından) | YerelHaberler

Milletlerin kültürel özelliklerini bir ayna gibi yansıtan söz varlığı, dilin tarihsel değişimlerine de ışık tutmaktadır. Toplumlar fikirlerini, maddi ve manevi tüm değerlerini ifade ettikleri dili millileştirerek oluşturdukları için; Kendilerine göre dilin ulusal karakterini gösteren söz dağarcığı oluştururlar. Uzun yıllar süren bu oluşum sürecinin sonunda günümüze kadar gelen dillerin anlam, ses ve morfolojik özelliklerinin tarihsel süreç içerisinde nasıl değiştiğini ve kelime bilgisi çalışmalarının yapıldığı yabancı dilleri görebiliriz. etkileşime girmek.

Dilin gelişim sürecinde yazılı metinlerin söz varlığı unsurları incelendiğinde dilin belirli tarihsel dönemlerinin varlığı ortaya çıkacaktır. Dili kullanan milletlerin yaşadıkları coğrafyadaki veya diğer toplumlarla girdikleri siyasi ilişkilerin değişmesi sonucu dillerinde meydana gelen değişimler sözlük çalışmaları sonucunda tespit edilebilmektedir. Sonuç olarak dil, içinde geliştiği belirli tarihsel dönemleri takip etmeye başlar. Türklerin Batı’ya göçleri sonucunda “Doğu Türkçesi” ve “Batı Türkçesi” olmak üzere iki farklı coğrafi bölgede yaşamış olmaları, söz varlığından takip edilirse Türk dilinin incelenmesinde kendini gösterecektir. “Doğu Türkçesi” ve “Batı Türkçesi” olmak üzere iki ayrı kol. Söz varlığı bu yönüyle dilin tarihsel olarak incelenmesine olanak sağlar.

Kelimelerin tarihsel dönemlerdeki görünümlerine bakarak dildeki bazı seslerin değişme eğiliminde olduğunu anlayabiliriz. Örneğin Eski Türkçedekötü“yane “YağSözcük ‘yabız > yavız > yavuz’ değişmesiyle günümüze kadar ulaşmıştır.Bu örnekten hareketle Eski Türkçeden sonraki dönemlerde ‘b > v’ değişimi olduğunu söyleyebiliriz.Bu Türkçede de karşımıza çıkmaktadır. ‘eb > ev’ veya “sab > sav” sözcükleri. Böylece sözcük dağarcığı, dilin ses değişikliklerine olan eğilimini göstermeye yardımcı olur.

Kelime hazinesi çalışmaları, kelimelerin en eski hallerinin ortaya çıkarılmasını sağlar. örneğinkaplumbağaSözcük, ‘kaplu + bağa’ biçiminde oluşturulmuş bileşik bir sözcüktür.”bahçeyeDivanü Lûgat-it Türk’teki “kurbağa, kaplumbağa” (III, 122 – 16) sözü. “Kurbağa” ve “kaplumbağa” gibi kelimelerin “bağa” kelimesinden oluştuğuna göre, “kur” (kemer) ve “tos” (taş) kelimelerini anlayabiliriz. Görüldüğü gibi kelime bilgisi etimoloji araştırmalarının birincil malzemesini oluşturmakta ve kelimelerin anlamsal kaygılarını tarihsel çalışmalarla ortaya koymaktadır.

Dilin söz varlığı, dili yaratan milletin kültürünü yansıtan ve taşıyan tek araçtır. Çünkü dil, kültürün yaşadığı ve gelecek nesillere aktarıldığı canlı bir varlıktır. Afrika’nın kurak ülkelerinde yaşayan birinin sözlüğünde.tamamen“Yağış” kavramı hiç var olmamış olsa da Eskimoların “kar” hakkında yüzlerce kelime biliyor olmaları ancak yaşanmışlıkların birikimi olan kültürle açıklanabilir. Arapların “devesi” için de durum aynıdır. Ayrıca “kurt” için kullanılan onlarca kelimenin Türkçe türetilmesinde de karşımıza çıkıyor. Bu durum kültürün bir dilin söz varlığını nasıl etkilediğini göstermektedir.

Günümüzde Türk sofrasının vazgeçilmez öğelerinden biridir.ekmekEski Uygur metinlerinde,geçer(As Adam. III, 12); Öte yandan Divan’da”yapmak(Çıkış III, 57) Bu da kültürümüzde yeri olan ekmeğin bin yıldır Türkler tarafından sıklıkla tüketildiğini göstermektedir.Ayrıca “Osmanlı döneminde bir yardımlaşma biçimini ifade eden”asılı ekmekUygulama zamanla unutuldu, ancak Türkler tarihi belgelerde bazen de kültürü koruyan kırsal kesimlerde yaşayan insanların zihinlerinde yer bulan ve bu geleneğin yeniden canlanmasına vesile olabilecek “asılı ekmek”i unutmayacak. Bu bağlamda, söz varlığının bir kültür taşıyıcısı olması açısından önemli olduğunu varsayar.

Uzun zaman diliminde oluşan ve günümüze ulaşan dillerdeki ekler, süreç içerisinde fonetik ya da işlevsel değişikliklere uğrayabilmektedir. Bazı boş ekler zamanla unutulur ve kaybolur. Göktürk’te “Tedbir” (KT-D: 5)+ DAKUygur döneminde aynı ekin kullanımı olan ‘bolgay’ örneğinde ‘veya’.+ eşcinselTürkçenin tarihsel gelişimine ait metinlerdeki söz varlığını inceleyerek müstakbel fiil ekinin günümüzde kullanılmadığını görebiliriz. Böylece Eski Türk dilinde söz varlığı”+tOrhun yazıtlarında yer alan “oġlıt” kelimesinden de anladığımız üzere çoğul eki bulunması, dilin köklerinde eksik olan eklerin keşfedilmesini mümkün kılmaktadır. Ayrıca Türk dilinin söz varlığına yansıyan o kişi ve “erkekler, sen, biz, sen, onlar” zamirlerinden gelen iyelik ekleri, yani gramer unsurlarının kullanımı ve görünümündeki değişikliklerdir.

Bir dilin söz varlığı, o dildeki retorik gibi anlatım zenginliğini yansıtması açısından da oldukça önemlidir. “Eteklerde çanlar çalıyor” deyimi gibi metaforlar ya da “kör kuyu” gibi benzetmeler Türkçenin anlatım gücünü ortaya koymaktadır. Genellikle benzetmeler kullanılarak yapılan süslü veya kinayeli sözcükler, dildeki güzel sözcükleri kullanarak sanat yaparken veya fikirleri farklı etkileyici ve düşündürücü ifade biçimleriyle sunarken sözcük dağarcığının ne kadar önemli olduğunu gösterir.

Söz varlığının dil tarihi açısından bir diğer işlevi de dillerin diğer dillerle olan etkileşimini belirlemede karşımıza çıkmaktadır. O. Nedim TUNA “Sümer Sözlüğü”İçeri” kelimesinden yola çıkarak Türkçe ve Sümerce arasındaki ilişki sözcük ortaklığı temelinde kurulur. Aynı şekilde dile belirli dönemlerde girdiği bilinen kelimelerin kökenine ilişkin tahminler, dilin etkilendiği veya etkilendiği yabancı dilleri göstermektedir. söz verdi. Mesela eski Türkçede”oluyor-‘fiilinin kökü Çince’de ‘vurmak’ (fırça) sözcüğüdür ve bu da Türkçenin bu dönemde Çince ile etkileşim içinde olduğunu kanıtlar niteliktedir.

Yavuz Tanır

Diğer gönderilerimize göz at

[wpcin-random-posts]

Yorum yapın