Asıl adı Mevlana Celaleddin Rumi olan bu büyük düşünür Afganistan’ın Balah şehrinde doğmuştur. Doğum tarihi 30 Eylül 1207, vefat tarihi ise 16 Ekim 1273’tür. Mevlana’yı ünlü ve büyük yapan önemli bir faktör babası Bahauddin Velid’dir. Babası o dönemde Şairler Sultanı olarak bilinir. Bu sayede Mevlana babasından eğitim alarak kendini geliştirmeye başladı.
Mevlana sadece Türk-İslam edebiyatının büyük isimlerinden biri değil, dünyaya görev vermiş çok önemli bir düşünürdür. Tasavvuf düşüncesiyle birçok insanı etkilemiş ve etkilemeye devam etmektedir.
Böylesine büyük bir ismin herhangi bir ırktan olması gurur kaynağı olacağı için hangi ırktan olduğu tartışılıyor. Bu tartışmaların büyük çoğunluğu İranlı mı yoksa Türk mü olduğu üzerinde odaklandı. Bu iddiaları değerlendirecek olursak İranlı olması açısından şunu söyleyebiliriz: Mevlana’ya İranlı denmesinin en büyük sebebi İran’da doğmamış, İran’da yaşamamış ve İran’da ölmemiş olmasıdır. . İranlı denilmesinin en büyük sebebi Farsça eserler yazmış olmasıdır. Ancak bu bilgi bize bir şey kanıtlamaz. Çünkü ; Bir şairin herhangi bir dilde eser vermesi, o şairin o dilin ırkından olduğu anlamına gelmez. Aslında bu görüş, tarihin değişmez kuralıyla çürütülebilir: “Bir olay o döneme göre değerlendirilir, geçmişte meydana gelen bir olay veya fikir, bugüne göre değerlendirilemez.” Bu görüşe sahip olanlar, onun Farsça eserlerini günün şartlarına göre değerlendirdikleri için hatalı bir görüş içindedirler. Öyle ki Mevlana, Selçuklular döneminde Konya’da yaşamış ve eserlerini burada sunmuştur. Eserlerini Farsça vermesi, o dönemin edebî dilinin Farsça olmasındandır. O dönemde Türkçe edebî dil olarak rağbet görmediği için yazar ve şairler Farsça ve Arapça’ya yöneldiler. Bunun doğru olup olmadığı tartışma konusudur. O zamanlar edebi dil Farsçaydı, tıpkı bugün yazılan bilimsel makalelerin genellikle İngilizce olması gibi. Rumi’nin Rumi’nin ismindeki mahlası da bir ipucu verebilir. Kendisine bu unvanın verilmesinin sebebi ise Anadolu’da olmasıdır. Çünkü o zamanlar Anadolu; Adı Diyar Rum’du. Ayrıca Mevlana’nın öğretilerini ve tasavvufi görüşlerini sistemleştirerek günümüze aktaran ve Osmanlı Devleti’nde de devam eden Mevlevi Oluşumu oluşmuştur. İran’da böyle bir oluşum yok ve görülmedi. Bu sadece Türklerde var olan bir tarikattır.
Ayrıca ne Mevlana’nın ne de oğlu Sultan Felid’in İran’daki Şii cemaatiyle bir ilgisi yoktur. Onların hiçbir eserinde bu mezhep hakkında bilgi yoktur. Mevlana ailesi arasında Hakkani lehçesini konuşurdu. Bu lehçe özel bir Türk lehçesidir. Bu Mahmud Kaşgar’ın Ali Şer Nefai’sinin lehçesidir. Afganistan’da doğup Konya’da yaşayan birinin sırf bu dilde yazdığı için İranlı olmasının hiçbir bilimsel dayanağı yoktur.
Yabancı kaynaklarda Mevlana İranlı bir düşünür olarak sunulur. ama ; Bunun sebebinin siyasi olduğunu varsayabiliriz. Bunun en büyük delili ise Farsça eserler vermiş olmasıdır. Ancak onun Farsça eserini delil olarak sunamayacağımızı yukarıda açıkça belirtmiştik.
Mevlana’nın İranlı olduğu tartışmaları son 45-50 yılda yoğunlaştı. Mevlana gerçekten İranlı olsaydı, bu tartışma Mevlana’nın ölümünden hemen sonra başlardı.
Mevlana onun ağzından nereden çıktı? dedi ki:
“Söyle bana, nereye gidiyorsun?”
kuyi shuma hanei hud mikuyem’de;
Senin düşüşün nesi var?
Alsam Türkest egerçi Hindî gûyem”.
Garip olma, ben de o eldenim. Senin toprağında kendi ocağımı istiyorum. Düşman gibi görünsem de düşman değilim. Hintçe konuşuyorum ama Türküm.
Ancak unutmamak gerekir ki Mevlana milletlerden ve kültürlerden üstündür.
katip: Özgün Özdemir
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]