Doğa olaylarının zaman içinde sık sık değişmesi, tüm canlıların vücut fonksiyonlarına yansır. Mevsimler, gelgitler, ay döngüleri, manyetik alan, ses, atmosfer gibi olaylar canlıların yaşamlarını açıkça etkileyen ve canlıların iç saatlerinin oluşmasını sağlayan gece ve gündüzün ritimleridir.
İnsanların 24 saatlik bir süre içinde 100’den fazla parametreyi değiştirdiği bulunmuştur. Bu değişim 24 saatlik çevresel değişim ile uyum içinde ve birbiriyle bağlantılıdır. Kandaki kortizol seviyesi gece saat 02:00’de yükselmeye başlar ve yatmadan hemen önce 06:00 ile 07:00 arasında en yüksek seviyesine ulaşır. Uyanıklık ve ruh hali saat 15.00 civarında en yüksek, kalp atış hızı ve vücut ısısı ise saat 17.00’de en yüksek seviyelerine ulaşıyor. Sirkadiyen ritim denilen biyolojik değişimlerden en çarpıcı olanı uyku ve uyanıklık ritmidir. Canlılarda günlük salınımların oluşmasını sağlayan bir iç sistem vardır. Bir zaman göstergesi olmadığında, insan uyku-uyanıklık ritmi kişiden kişiye değişir. Mevcut yaşam koşullarında gece çalışması ve kıtalararası uçuşlar nedeniyle gündüz-gece döngüsü ile uyku ve uyanıklığın sirkadiyen ritmi arasındaki uyum çoğu zaman bozulmakta ve bu kişiler gece çalışıp gündüz uyumak zorunda kalmaktadır. Bu kişilerde sirkadiyen ritim yeniden kurulur ve bu değişim, uyku saatleri değişen kişinin ısı değişimi için 1 haftalık, kan kortizol seviyesi için ise 3 haftalık bir süreyi gerektirir. Sirkadiyen ritimler dışındaki faktörler, iyi uyanıklığın sağlanmasında rol oynar. Farkındalık kişiden kişiye değişir ve içe dönüklük, dışa dönüklük ve nevrotiklik gibi kişilik özelliklerinden etkilenir.
Gece-gündüz ritmi ile biyolojik sirkadiyen ritim arasında uyumsuzluk olduğunda kişi geç ve sert uyur, uykusuz uyanır, uyandığında kendini dinlenmiş hissetmez ve normal yemek saatlerinde iştahı olmaz. Bazen belirli bir dış neden olmaksızın sinirsel yatkınlık, yaşlanma gibi içsel nedenlere bağlı sorunlar ortaya çıkar. Gece-gündüz döngüsü ile günlük biyolojik ritimler arasındaki uyum bozulur. Uyanıklık hali, uyku ve uyanıklık periyodlarından oluşan iki aşamalı bir sistemden ziyade, artan ve azalan bir fonksiyondur. Bu yüzden bazı kimseler için gündüz, bazı kimseler için de gece daha hayırlıdır. Uyanma fonksiyonlarının zirvesi, bireye bağlı olarak daha erken veya daha geç ortaya çıkar. Biyolojik ritimleri farklı olan uyku türlerinin biyolojik ritmleri farklıdır ve akşam insanlar ve sabah insanlar olarak ikiye ayrılır.22.00’den önce yatıp 07.00’de uyanan kişiye sabah insanı, 24.00’den sonra yatan kişiye iyi akşamlar denir. Uyku ve uyanıklık süreleri ile en yüksek vücut sıcaklığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır. Biyolojik ritimler, mesleki ve sosyal gereklilikler ve bireyin uyum sağlama yeteneği de bu saatlerin seçiminde etkilidir.
Yetişkinlerde uyku süresi, uyku gereksinimlerine bağlı olarak büyük ölçüde değişir. Bu süre de uç noktalarda 4 ve 11 saati buluyor. Çoğu insanda süresi 7-8,5 saat arasında değişirken bebeklerde doğumdan sonraki ilk günlerde 16,5 saat uykudur. Bu uyku ihtiyacı çocuğun yaşı arttıkça azalır, 2 yaşında 13,5 saat, 6 yaşında 12 saat ve 13 yaşında 9,5 saat uyur. Yani ya çok uyurlar ya da az uyurlar. Bunun nedeni, profesyonel yaşamla ilgili yükümlülüklerin ortadan kalkması ve bireysel uyku gereksinimlerindeki daha büyük farktır. Sadece yaşlılarda uykuyu geciktirirler ve dinlendirici uykunun etkisi azalır. Uzun süreli uyku kişiye zarar verebilirken, uykusuzluk da kişiyi olumsuz etkiler. Algı ve mantık sistemi bozulur ve kişi yorgunluk nedeniyle uyum sağlama yeteneğini kaybeder ve bu onun her hareketini engeller. Bilim adamlarının yaptığı deneyler sonucunda uykusuz yaşamanın imkansız olduğu kanıtlanmıştır.
katip: Elif Açıkgöz
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]