Çocuk yetiştirirken göz önünde bulundurulması gereken en önemli unsurlardan biri aile içinde sevgi bağının olması, çocuğa doğru disiplin anlayışı, ödül ve ceza anlayışının verilmesidir. Ailesini seven bir birey yetiştirilirse olgun bir insan olur. İnsanı, çevreyi ve doğayı sevme yeteneğini sevgi ile kazanır. Sevginin temeli, kabul edilmiş ve onaylanmış hissetmekten gelir. Hayatının ilk yıllarını yaşayan bir çocuğun tek yardımcısı anne babasıdır. Bu nedenle çocuk, anne babası tarafından sevildiğini anlamalı ve hissetmelidir. İnsanlar sadece bebeklik ve çocuklukta sevgiye ihtiyaç duyarlar. İnsanların sevgi ihtiyacı yaşamları boyunca devam eder.
Elbette çocuğu severken onun bazı özelliklerini ön plana çıkarmak doğru bir adım olmayacaktır. Bir çocuğun güzelliği, yetenekleri ve başarıları tek başına sevgi nedeni olmamalıdır. Bir çocuk, ne tür bir birey ya da başarısızlık olursa olsun, yine de ebeveynleri tarafından sevilmelidir. Çünkü çocuk ailesinden koşulsuz sevgi bekler. Çocuk, anne babasının onu sevip sevmediğini, onunla ilgilenip ilgilenmediğini, ona zaman kazandırıp kazandırmadığını anlar. Çocuğa sevgi göstermek, onun duygu ve düşüncelerini anlamak, onunla eğlenceli aktiviteler yapmak, kendini onun yerine koymak, ona sempati duyarak onu anlamaktır.
Bir çocuk sevgisiz büyürse çocukta pek çok davranış ve uyum bozukluğu oluşur. Sevmeyen çocuk kendini değersiz görür ve dışlanmış hisseder. Bu da çocukta özgüven gelişimini engeller. Bir çocuğu saf sevgiyle boğmak da yanlıştır. Çocuğun yaptığı yanlış davranışlar konusunda çocuk uyarılmalı ve gerekli disiplin sağlanmalıdır. Disiplin, sağlıklı ve dengeli bireyler yetiştirmek için önemlidir. Disiplin, bireylerin sosyal davranışlara uyum sağlaması için alınan tüm önlemler olarak tanımlanabilir. Ailede düzgün bir düzenin kurulabilmesi için anne babalar çocuklarının özgürlüklerini ihlal etmemelidir. Disiplin kendini tanımakla başlar. Disiplini edinmenin amacı, düzenli, tutarlı ve sorumlu davranışlar kazanmaktır. Çocuğa düşkünlük bencillik ve içe kapanmaya neden olurken, aşırı baskıcı yaklaşım anne babaya karşı korku, nefret ve öfkeye yol açar. Bu da çocuğu bağımlı ve asi yapar.
İyi bir disiplin oluşturmak için doğru zamanda uygun ödül ve cezalar önemlidir. Ödül, istenen davranışları pekiştirmek için kullanılır. Bu da çocuğun gelişimini olumlu yönde etkiler. Ödül, çocuk istenen davranışı yaptığında verilmelidir. Güzel söz, öpücük, övgü gibi ödüllerle çocuk cesaretlendirilmeli, sık sık parasal ödüller verilmemelidir. Bir çocuğun hangi davranışın ödüllendirildiğini bilmesi pedagojik açıdan çok önemlidir.
Ceza, istenmeyen davranışın tekrarlanmasını önlemek için kullanılır. Çocuk toplumun gereklerine uygun hareket etmiyorsa cezalandırılmalıdır. Bunun için çocuğa toplumda bilmesi gereken kurallar öğretilmelidir. Çocuğa kuralları sorgulama hakkı da verilmelidir. Cezalar küçük düşürücü ise ve çocuğun kendini ifade etmesine izin verilmiyorsa bu, çocuğun özgüvenini sarsar ve bağımsız bir birey olmasını engeller. Suç ile çocuğa verilen ceza arasında bir denge olmalıdır. Ceza makul olmalı ve çocuk bunu kendisinin yaptığına inanacak şekilde olmalıdır. Bazı aileler şiddeti ceza olarak görüyor. Bu da istenmeyen davranışları engellemek yerine istenmeyen davranışları artırır. Şiddet, çocuğun anne babasına karşı düşmanca davranmasına neden olur. Bu şekilde cezalandırılan çocuklar saldırgan bir kişilik geliştirir ve bu da onları sorunlarını vurarak çözmeye iter. Şiddete uğrayan çocukta vicdan duygusu gelişmez, ahlaki gelişimi kötü etkilenir. Eşler ödül ve ceza vermede koordinasyon içinde çalışmalıdır.
Her birey doğduğu andan itibaren farklı özelliklerle dünyaya gözlerini açar. Bireyin kişilik özelliklerinin oluşumu, çevresel faktörler ve ebeveyn davranışları ile şekillenmektedir. Kendine has kişilik özellikleriyle yetişmiş insanların özgüvenleri yüksektir. Anne babaların çocuklarına karşı tutumları birbiriyle uyumlu olmalı, anne babalar davranışlarında birbiriyle çelişmemeli, çocuklara çok fazla baskı uygulamamalı ve gevşek davranmamalıdır.
Çocukların davranışlarının %80’inin 0-6 yaş arasında, %20’sinin ise 6 yaşından sonra kazanıldığı bilinmektedir. Bu nedenle ebeveynler çocuğa karşı davranışlarında bunu unutmamalıdır. Geleneksel aile tiplerinde aşırı baskıcı ve otoriter davranışlar sergileyen aileler görülebilir. Çocuğa yönelik katı disiplin kuralları, çocuğu hayatı boyunca sorgulamadan uymak zorunda olduğu kuralları uygulamaya zorlar. Otoriter konumlarda yetiştirilen çocuklar utangaç, içine kapanık, sessiz ve başkalarının görüşlerine açık hale gelirler. Diğerleri onları kontrol eder ve yönlendirir. Hayata bakışları istedikleri gibi değil, toplumun kurallarına göre şekilleniyor.
Ebeveynlikte karşılaştığımız bir başka yanılgı da aşırı hoşgörü ve gevşek tutumdur. Bu genellikle tek çocuklu ailelerde ve ileri yaşta ebeveyn olan bireylerde görülür. Bu aileler çocuklarını geç buldukları için çocuklarının her davranışına müsamaha gösterirler ve çocuklarının yaramazlıklarını görmezden gelirler. Dolayısıyla çocuk davranışlarını gerçekleştirirken bağımsızdır. Evdeki kuralları çocuk koyar ve aile hayatı buna göre şekillenir. Bu sınırsız özgürlük ve hoşgörü, çocuğun doyumsuz bir kişilik oluşturmasına neden olur. Kurallara uymayan, çevresindekileri isteklerini yerine getirmesi gerektiğine inandıran bencil bir birey olur. Bu şekilde yetişen bireyler sosyal hayata uyum sağlamakta zorlanırlar ve insanlarla iletişimleri kesilir.
Ebeveyn gelişimini en olumsuz etkileyen durumlardan biri de dengesiz ebeveyn davranışlarıdır. Davranışsal dengesizlikler, çatışan ebeveynlerden veya farklı ruh hallerinden kaynaklanabilir. Anne babanın aynı davranışlara farklı zamanlarda farklı tepkiler vermesi, çocuğun yanında çocuğun eleştirisi, çocuğun davranışlarına bireyin olumlu yaklaşması, bireyin olumsuz yaklaşması çocukta dengesizlik ve kararsızlığa neden olur. Dengesiz bir aile ortamında büyüyen bireyler, iç dengeleri yerinde olmayan, huzursuz, durumlar karşısında karar veremeyen kişiler haline gelirler.
Anne-çocuk ilişkisinde karşılaştığımız bir diğer durum da aşırı korumacı davranışlardır. Bu tür davranışlarda anne çocuğa güvenmez ve kendi başına bir şey başaramayacağına inanır. Bu şekilde yetiştirilen çocuklar, her durumda ebeveynlerinin desteğini beklerler. Özgüvenleri gelişmez, başkalarıyla iyi iletişim kuramazlar ve sorunlarını birilerinin yardımı olmadan çözemezler. Ya da bu kişilerden bazıları tam tersi bir tavır alıp toplumun gereklerine aykırı hareket edebilirler.
Anne baba iletişiminin iyi olmadığı ailelerde çocuk dışlanır, yok sayılır ve çocuğa ilgi gösterilmez. Bu şekilde yetişen bireylerde bir yere ait olma fikri yerleşmez ve güven duyguları zedelenir. Bu çocuklar yetişkin olduklarında agresifleşirler. Eşyalara, arkadaşlarına ve yakın çevrelerine zarar vermeye başlarlar.
Ailenin çocuklarına hoşgörülü yaklaşması, güven vermesi, desteklemesi, makul ve demokratik olduğu sürece çocuklarının isteklerini kabul etmesi çocuğun gelişimini olumlu yönde etkiler. Çocuğa kendini ifade etme hakkı verilirse çocuk uyumlu, sağlıklı ve mutlu bir birey olur. Demokratik, güvenli ve destekleyici bir ortamda büyüyen çocuk, kendine güvenen, olgun, yaratıcı, sosyal ilişkileri iyi, sorumluluk alabilen özgür bir insan olur. Anne ve babası tarafından ikna yoluyla kontrol edilen çocuk, ailenin kendisi hakkındaki düşüncelerini bilir, beklentilerini anlar ve buna göre hareket eder. Ancak aşırı demokratik bir yaklaşım, çocuğun her anlamda sınırsız bir özgürlüğe sahip olduğuna inanmasına ve her istediğini yapabileceğine inanmasına da neden olabilir. Demokratik yaklaşım aynı zamanda başkalarının haklarına saygı duymayı da öğretir. Güvenli ve destekleyici bir ortamda yetişen bireyler, kendilerini ifade edebilen, toplumsal sorunlara duyarlı yetişkinler olurlar.
Kaynak:
Yavuzir Haluk, Babalar ve Çocuklar, İstanbul, 1993.
katip:Özge Ben
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]