Depresyonun sebepleri ve sebepleri nelerdir YerelHaberler

Hiç şüphe yok ki depresyon dünya çapında 350 milyondan fazla insanı etkileyen çok ciddi bir sorundur. Ama depresif bir insanın içinde neler olup bittiğini hiç merak ettiniz mi? Bu kalıcı mutsuzluk halinin arkasında biyolojik nedenler olabilir mi?

Geçmişte, depresyonun beyindeki kimyasal bir dengesizlikten kaynaklandığı düşünülüyordu. İnsanlara mutluluk, zindelik ve zindelik hissi veren serotonin adlı bir maddenin eksikliği, depresyonun tek nedeni olarak kabul ediliyor. Bunun tek bilimsel kanıtı, depresyondaki kişilere serotonini düzenleyen ilaçlar verildiğinde bir süre sonra kendilerini daha iyi hissetmeleridir. Kimyasalların depresyon tedavisinde etkili olduğu doğrudur. Ancak durum o kadar basit değil.

Son yıllarda bilim adamları, beyin hücrelerinin gelişiminin ve hücreler arasındaki bağlantıların depresyon gelişiminde daha büyük bir rol oynadığını keşfettiler. Araştırmaların da gösterdiği gibi depresyondaki bir kişinin beyninde “hipokampus” olarak adlandırılan bölge normalden daha küçük hale gelir. Beynin diğer bölümlerinin de olumsuz etkilendiği gözlemlenmiştir ancak hipokampus beynin hafıza ve duygu merkezidir. Depresyon süresi arttıkça hipokampus bununla doğru orantılı olarak kasılır. Beyin hücreleri ve aralarındaki bağlantılar kaybolur. Hipokampal büzülmede en önemli faktör strestir. Yine yapılan çalışmalarda hipokampusta hücre büyümesi arttığında kişinin kendini daha iyi hissettiği gözlemlenmiştir.

İlginç bir şekilde, çoğu antidepresan -serotonin dengeleyicileri dahil- beyindeki hücre büyümesine katkıda bulunur. Bu nedenle serotonin dengeleyici ilaçlar tedavide olumlu sonuçlar vermektedir. Bu ilaçlar beyinde hücre yenilenmesini sağlayan diğer kimyasalların salgılanmasını artırır ve düzenler. Bu nedenle, bilim adamları artık serotonin seviyesini dengelemek yerine beyin hücrelerinin yenilenmesini hızlandırmaya odaklanılması gerektiğini savunuyorlar.

Ancak sadece sinir hücreleri değil, genler de depresyonda büyük rol oynuyor. Araştırmalar, serotonin taşıyıcı genlerinde hasar olduğunda kişinin depresyona daha yatkın olduğunu gösteriyor. Bilindiği gibi her insanda her genin iki kopyası vardır; Biri kısa, diğeri uzun. Bu genlerin her biri ebeveynlerden birine aittir. 800.000 kişi üzerinde yapılan bir araştırmaya göre, bir kısa gene ve bir uzun gene sahip kişilerin %33’ünün aşırı stresten şikayet ettiği, iki kısa gene sahip kişilerin ise daha kötü durumda olduğu ortaya çıktı. Ancak uzun boylu genler taşıyanlar için durum böyle değil. Bu insanlar strese oldukça dayanıklıdır ve daha olumlu düşünürler. Bunun dışında, depresyonda rol oynayan birkaç gen tanımlanmıştır. İkiz olan kardeşlerden birinde bipolar bozukluk varsa diğerinde %60 ile %80 arasında bipolar bozukluk vardır.

Depresyonun oluşmasındaki faktörlerin sayısı oldukça fazladır. Hepsini burada saymak neredeyse imkansız. Ancak depresyonun biyolojik nedenleri olan ciddi bir hastalık olduğunu ve bunun dışında psikolojik ve sosyal faktörlerin de depresyona neden olduğunu unutmamalıyız. Depresyon, kolayca üstesinden gelinmesi beklenen bir alışkanlık değildir; Kalp hastalığı veya kanser gibi ciddidir ve tedavi edilmezse ciddi sonuçlara yol açabilir. Ancak günlük yaşamı içine alan uygun tedavi uygulanırsa depresyon atlatılabilir ve kişi eski günlerine dönebilir. Bu nedenle, kendinizde depresyon belirtileri fark ederseniz, bir psikiyatriste görünmeye değer.

Gökçe Dorgon
gökçe

Diğer gönderilerimize göz at

[wpcin-random-posts]

Yorum yapın