Küresel ısınmaya neden olan karbon salınımını azaltmak için düşük karbon ekonomisine geçmek gerekiyor. Dünya sıcaklığının 2-3 dereceden fazla artmaması için 2050 yılına kadar karbon salınımının yarıya indirilmesi gerektiği belirtiliyor. Gelişmiş ülkeler için sera gazı emisyonlarını azaltma hedefinin %80-90 arasında olması beklenmektedir. Bu hedeflere ulaşmak için düşük karbon ekonomisine geçmek gerekiyor. Hedeflenen emisyon oranlarına ulaşmak imkansız gibi görünse de, bu oranların üstesinden büyük bir enerji verimliliği ve alternatif yakıtların getirilmesi ile gelinebilir. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Çevre Değerlendirme Raporu’na göre zor ama gerekli yeni bir ekonomik düzenin başlangıcındayız. Küreselleşmenin temel unsurları olan ulaşım, bilgi ve iletişim teknolojilerindeki hızlı gelişmelerin ardından artık ileri düzeyde enerji, malzeme ve kaynak verimliliği, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının artması ve sürdürülebilir tarım konularına odaklanan yeni bir sanayi çağı yaşanıyor.
Küresel krizle birlikte gelen açmazın önünü açacak ve büyümeye ivme kazandıracak alanlardan biri de düşük karbon ekonomisine yönelik yatırımlar olacaktır. İklim değişikliğiyle mücadele, maliyetlerin yanı sıra fırsatları da içeriyor. Bu alanda özellikle gelişmekte olan ülkeler için ciddi bir büyüme potansiyeli var. Bu yeni dalganın başında yükseliş trendini yakalayan firmaları yüksek kârlar bekliyor.
İklim değişikliği ve su sorunlarını önlemek için kaynakların, malzemelerin ve faaliyetlerin verimli kullanılması, stratejik pazarlara ve gelecekteki büyüme potansiyeline işaret ediyor. Bu potansiyel sadece gelişmiş ülkeler için değil, gelişmekte olan ülkeler için de geçerlidir. Düşük karbon teknolojisi ve bu ülkelerin yatırımlarını hızlandırması, örneğin enerji verimliliğine dayalı bina teknolojileri, önümüzdeki on yılda yeşil büyüme potansiyeli için büyük fırsatlar sunuyor. Beyaz eşya, yeşil teknolojiler arasında büyüme potansiyeli en yüksek alan olarak görülüyor. Bunu bina yalıtımı, aydınlatma, ısıtma ve soğutma teknikleri izlemektedir.
Yeşil alanlara yatırım yapmak sadece maliyetleri düşürmekle kalmaz, aynı zamanda çevreye önemli faydalar sağlayarak yeni gelir potansiyeli ve çalışma alanları yaratır. Malzeme ve enerji maliyetlerinin düştüğü yerde, araştırma ve geliştirmeye daha fazla bütçe ayrılabilmekte, personelin eğitimi ve ücretlerinde artış olmaktadır.
Hükümetlerin zorunlu kıldığı ekonomik teşvik paketlerinde yeşil yatırım bölgelerine ayrılan pay yüzde 16 oldu. Kore yüzde 81 gibi yüksek bir oranla yeşil ekonomiye kaynak ayırırken, diğer dikkat çeken ülke yüzde 38 ile Çin ve yüzde 21 ile Fransa. Düşük karbon ve yüksek malzeme verimliliği ile ilgili teknolojilere yatırım yapmak, bu teknolojilerin maliyetlerini uluslararası düzeyde azaltabilir. Devlet destekli araştırma ve geliştirme projelerinin yaygınlaşması sosyal ve çevresel faydaları artıracaktır. Özellikle büyük ekonomilerde enerji, kaynak ve malzeme talebini azaltmaya yönelik yeni yatırımların artması, dünya genelinde malzeme, kaynak ve enerji fiyatlarına olumlu yansıyacaktır.
Yeşil ekonomi yatırımları hem makro hem de mikro ekonomik açıdan çok kısa sürede geri dönüştürülebilir. ABD’de yeşil büyüme alanlarına yatırılan her 1 milyar $ ile ekonomiye yıllık 450 milyon $ tasarruf sağlanması bekleniyor. Almanya’da malzeme, enerji ve kaynak verimliliğine yapılan yatırımlar, 10 yıl içinde üretim maliyetlerini yüzde 20 azaltırken, GSYİH’yı yüzde 10 artıracak ve ek 700.000 istihdam yaratacak.
- Kısıtlı kaynaklara sahip ve enerjisi büyük ölçüde dışa bağımlı olan ülkemizin bu yeni döneme ayak uydurmasını temenni ediyoruz.
yazar:Anais Ecker
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]