Telif hakkı ve özgünlük nedir? Neden önemlidir? ” YerelHaberler

Telif hakkı kelimesi tercüme edilemezlik ve taklit edilemezlik haklarına eşdeğer anlamına gelir. Bu haklar aslında manevi olmakla birlikte hukuki bir boyutu da vardır. Telif hakkının doğabilmesi için özgün bir şekilde ifade edilen edebi veya sözlü karşılığı olan bir yeniliğin türetilmesi gerekir. Söz konusu yenilik taşınmaz, devredilemez, objektif değil tamamen sübjektiftir.

Bu noktada özgünlüğün anlamından bahsetmemiz gerekir, özgünlük, merkezinde yalnızca özgün bir düşünce sürecini barındırarak, kişisel görüşlerin veya farklı bir üslupla türetilen buluşların söze dökülmesidir. Yani özgünlük bir çeşit ilhamdır ve sadece ilham kaynağı bir başkasının uzun vadeli fikirleri sonucunda ortaya koyduğu fikir, icat, görüş, eylem, söz veya deyimlerin kopyası değildir ve olamaz. . Özgünlükte, ilham içimizdedir. emsalsiz; Bunu yapmak yalnızca saçma bir görüntü oluşturmakla kalmaz, aynı zamanda otomatik olarak telif hakkını ihlal eder. Telif hakkı için kayıt şartı yoktur. Fikri mülkiyet, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde açıkça tanımlanmıştır.

Örnek vermek gerekirse, iç dünyası yaratıcı fikirlerle dolu bir insan düşünelim. Bu kişinin ilmî, edebî veya artistik bir kimliğe sahip olup olmadığı. – ya da potansiyelinde bu kimliklerin hepsi var, fark etmez. -Uzun zamandır gözlem yapmış olsa da bilimsel verilerle farklı bir hipotez açıklasın.. Kişiliği ilginç ama izlediğinde sıradan ve mütevazi bir insan. Harika bir fikir bulsun, bir yakınına anlatsın. Ya da bizim örneğimizde, sohbet ederken her konuda yeni bakış açıları edinebileceğiniz bir kişiliğe sahip tanıdığınız biri yapın. Kendi fikriniz gibi bir platformda paylaşın; Ya da ihlâs noktasına kadar götürdünüz ve gerçekten kolay bir şekilde hiç çaba harcamadan (bilmeden) kullandınız ki aslında düşünülmüş ya da bir tür eylemde kullanılmış. Tabii ki bu bir hırsızlık türü olduğu için bir hak olarak ahlak ve telif hakkı suçunu işliyorsunuz.

Elbette dünyanın her yerindeki akademik tezlerden, yayınlardan, bilimsel geçerliliği olan bilgilerden alıntı yapmak bambaşka bir durum. Akademik bir çalışma yapmayı düşünüyorsanız, sadece kullandığınız kaynakları değil, dipnotlar verin. Alıntı yapacağınız cümleler, ancak akademisyenlerin ve sanatçıların içeriğini değiştirmek mümkün değilse aynı kalmalıdır. Anlamı değiştirmemek önemlidir. ya da bir sanatçının hayatını yazacak olsanız; Onun kısa filmini çekecekseniz, yaşadıklarını büyük ölçüde değiştirmelisiniz; Kurgusal bir hal içerir ve yaşayan bir insan olmasa bile değiştirmek büyük manevi ve hukuki sorumluluk gerektirir.

Telif hakkı neden önemli bir konudur ve dikkate alınmalıdır?

Çünkü mesleki kimliğimiz kim olursa olsun emeklerimizin boşa gitmesini hiçbirimiz istemeyiz. İster yeni bir buluşa imza atan bir bilim adamı olalım, ister daha önce hiç çekilmemiş bir film yapıp geri dönüş yapsak da, hayata dair düzenli gözlemlerle geliştirdiğimiz fikirlerimiz bir anda iki özel kelime ile zihnimizde parlar ve biz aslında gizli bir filozofuz, bize has olanın altında başkasının imzasını görmek istemiyoruz. Bu rahatsız edici bir durumdur ve bu suçu işlemekten hiçbir rahatsızlık duymayan ve hiçbir manevi sakınca görmeyen insanlar için ilk çağda ceza boyutuna geçmiştir. Durum şu ki, ilk diş de ihlal edilmiş; Eski insanlar da hak iddia etti. Telif hakkı yasası Orta Çağ’da korunmaya devam etti ve gerçekten de matbaanın icat edilmesi ve eserlerin sürekli olarak yeniden üretilmesiyle yeni, kar amacı güden bir grup ortaya çıktı ve bu nedenle telif hakkı sahipliğine verilen önem azalmaya başladı. İngiliz Parlamentosu, 1709’da işletme sahiplerini koruyan ilk Yasayı kullandı; “Anne Yasası” olarak adlandırılan yasadır.

Türkiye’de fikri mülkiyet haklarına verilen önem; 1857’deki ilk telif düzenlemesiyle vurgulanmıştır, çünkü matbaa kullanımı Batı’ya kıyasla birkaç yüzyıl geride kalmıştır. Bu gerçekten ilk telif yasası ise; 8 Mayıs 1910’da “Telif Yasası” adıyla yürürlüğe girdi. Milli Eğitim Bakanlığı ve İstanbul Hukuk Fakültesi’nin talimatıyla hazırlanan kanun 1952 yılına kadar yürürlükte kalsa da uluslararası değişimden uzak kaldı. Bern Sözleşmesi 1951 yılında taraf olmuş ve 1995 yılında imzalanmış ve uzun yıllar ihtiyaca cevap veremediği için tadil edilmiştir. Tüm bu sürecin sonunda 2008 yılında bir değişiklik yaşansa da 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Yönetmeliği ile Berne Sözleşmesi uyarınca son şeklini almıştır.

Bütün bu tarihsel süreçlerde telif kanunları daha fazla dikkat gerektiren ve ihtiyaçlara cevap verebilecek, eser ve fikir sahiplerine ince detaylarıyla adalet verebilecek, yeni ihtiyaçlara cevap verebilecek düzeyde olmalıdır. Çünkü bilginin ve üretilenin hızlı ve kolay bir şekilde paylaşıldığı ve yayıldığı, tabiri caizse internet çağındayız. Aynı zamanda sosyalleşme adı altında sayısız çeşitli platformlar üretilmiş ve tüketime sunulmuştur. Özellikle yayınlanmamış basılı yayınlar ve fikirler anında patlamaya neden oldu. Yine birçok ilkel tüketici, birçok insanın bilgisini ve özgün üretimini hızlı ve gelişigüzel bir şekilde paylaşıyor. Aslında fikirler ve doğrudan yaratıcılık, konuyla uzaktan yakından ilgisi olmayan kişiler tarafından bile kullanılabilir ve yayılabilir. Bunu kendi fikirleri adı altında yaptıklarını tahayyül edersek, o zaman aslında şok edici bir bilgi, fikir ve veri hırsızlığı ortaya çıkıyor. Bu konuda yapımcıların daha dikkatli olması, çalışmalarını ve fikirlerini hem sözlü hem de yazılı olarak paylaşan kişi ve platformlara daha fazla dikkat etmesi gerekiyor. Ancak bu uçsuz bucaksız internet ortamındaki tüm verileri kontrol edecek platform ne yazık ki geliştirilemediğinden bilgimiz dışında fikri mülkiyet haklarına sahip olunduğunda sessiz kalmamak, etkileşimde bulunmamak ve hak beyan etmemek önemlidir. Telif hakkı ve orijinalliği korumak, solucan bilgi fikri karmaşasına son vermek ve net bir sürece girmek açısından hepimizin takdir etmesi gereken hassas bir konudur.

Görünüşe göre özgünlüğün cazibesi, benzersiz bir kokuya, duyuya ve sezgiye sahip olmakla başlar; Başka ve başka şeylerin tekrarlayamayacağı bir özelliği vardır. Yüzyıllardır orijinali taklit etme dürtüsü sanırım bu durumdan geldi ve gelmeye de devam ediyor. Zamanımızı bilgi tüketicisi olarak değil, üretici olarak gören herkes telif hakkına saygı göstermelidir. tüketicilerin olabildiğince çabuk üretemeyeceği şeylere saygı; Uzun mücadeleler, çabalar, yaşamlar ve deneyimler sonucunda elde edilen, düşünce süreçlerinden geçen ve yeni ortaya çıkan eserleri, fikirleri ve malları kullanmadan önce çok dikkatli olmalıdırlar. Bilgi bulanıklığında kafa karışıklığı mı yaratıyorum? Bu fikir ve sözlerin sahibi ben miyim? Bu soruları daha sık sormalı ve internette paylaşmalılar.

kaynak:
http://www.telifhaklari.gov.tr/Telif-Hakki-Nedir

yazar: Julesa Didoğlu

Diğer gönderilerimize göz at

[wpcin-random-posts]

Yorum yapın