Hizmet Sektörü Çalışanları Neden Tükenmiş Hissediyor? » YerelHaberler

Bir kafe çalışanının sekiz saat boyunca neşeli bir gülümseme sergilemesi, bir hostesin sakin ve sabırlı tonunu koruması ya da bir çağrı merkezi çalışanının öfkeli bir müşteriye karşı sükunetini sürdürmesi… Bu davranışlar, mesleki beceri olarak görülse de aslında duygusal emek adı verilen görünmez bir çalışma biçimini temsil ediyor. Sosyolog Arlie Russell Hochschild’in 1983’te tanımladığı bu kavram, günümüz hizmet ekonomisinin bel kemiğini oluşturuyor ve giderek daha fazla çalışan üzerinde derin bir psikolojik yük yaratıyor. Peki, duygusal emek tam olarak nedir ve neden modern iş yaşamının en sessiz tükenmişlik kaynaklarından biri haline geldi?

Duygusal Emek Nedir? Hochschild’in Devrimsel Tanımı
Arlie Hochschild, The Managed Heart (Yönetilen Kalp) adlı çalışmasında duygusal emeği şöyle tanımlar: “Gösterilmesi iş gereği beklenen duyguları (neşe, dostluk, sakinlik) üretmek için harcanan çaba”. Bu emek türü üç temel özelliğe sahiptir:

Yüz yüze veya sesli temas gerektirir (müşteri, hasta, öğrenci ile).

Başkasının duygularını etkileme amacı taşır (müşteriyi mutlu, hastayı güvende hissettirmek).

İşveren tarafından, belirli duygu kuralları çerçevesinde kontrol edilir (“Müşteri her zaman haklıdır”).

Hochschild, duygusal emeğin iki temel stratejisinden bahseder:

Yüzeysel Oyun: Sadece dış görünüşü değiştirerek (zoraki gülümseme) beklenen duyguyu taklit etmek.

Derin Oyun: İçsel duyguları gerçekten değiştirerek, hissediyormuş gibi yapmak yerine gerçekten hissetmeye çalışmak.

Modern Ekonomide Duygusal Emek Neden Bu Kadar Yaygın?
Endüstriyel toplumdan hizmet ve deneyim ekonomisine geçiş, duygusal emeği merkeze yerleştirdi. Artık sadece bir ürün veya hizmet değil, bir duygu satın alınıyor.

Marka Vaadi: Bir kahve zinciri sadece kahve satmaz, “rahat bir üçüncü mekan” ve “sıcak bir gülümseme” satar.

Müşteri Deneyimi Odaklılık: Şirketler için müşteri memnuniyeti metrikleri (NPS – Net Promotör Skoru) kutsaldır ve bu memnuniyet, çalışanların duygusal performansına bağlıdır.

Dijital Platformlar ve Değerlendirmeler: Yıldızlar, puanlar ve online yorumlar, çalışanları sürekli bir duygusal performans denetimine tabi tutar. Tek bir olumsuz etkileşim, online itibara zarar verebilir.

Duygusal Emeğin Görünmez Bedeli: Tükenmişlik ve Yabancılaşma
Duygusal emeğin sürekli ve zorunlu uygulanması, ciddi psikolojik sonuçlar doğurur:

Duygusal Tükenme: Gerçek duygular ile sergilenmesi gereken duygular arasındaki sürekli çatışma, içsel kaynakları tüketir. Kişi, iş dışında da duygusal olarak bitkin hisseder.

Duygusal Uyuşma ve Yabancılaşma: Sürekli rol yapmak, kişinin kendi otantik duygularına yabancılaşmasına yol açabilir. “Hangi gülümseme gerçek, hangisi iş için?” sorusu belirginleşir. Hochschild buna “duygusal dissonans” (duygusal uyumsuzluk) adını verir.

Fiziksel Semptomlar: Kronik stres, baş ağrısı, uyku bozuklukları, kas gerginliği ve bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi fiziksel sorunlara yol açabilir.

Cinsiyetlendirilmiş Bir Yük: Duygusal emek, toplumsal cinsiyet rollerinden bağımsız değildir. Geleneksel olarak kadınlardan beklenen “bakım verme” ve “duygusal düzenleme” rolleri, iş yaşamında da kadınların bu tür pozisyonlara kanalize edilmesine ve bu yükü daha fazla taşımasına neden olur.

“Büyük Durgunluk”un Arkasındaki Görünmez Neden
Son yıllarda özellikle hizmet sektöründe yaşanan kitlesel iş bırakma dalgası “Büyük Durgunluk” (The Great Resignation), sadece düşük ücretler veya uzun çalışma saatleriyle açıklanamaz. Duygusal emeğin tanınmaması ve karşılıksız kalması, bu hareketin önemli bir tetikleyicisidir. Çalışanlar, artık sadece emeklerinin değil, duygularının da sömürülmesine isyan ediyor.

Çözüm Önerileri: Duygusal Adalet Mümkün mü?
Tanıma ve Adlandırma: İş tanımlarında ve performans değerlendirmelerinde duygusal emeğin açıkça kabul edilmesi, bu becerinin görünür kılınması ilk adımdır.

Duygusal Dinlenme Alanları: Çalışanların, rollerini bırakıp kendileri olabilecekleri, müşteri etkileşimi olmayan dinlenme alanları ve molalar sağlanmalıdır.

Liderlik Eğitimi: Yöneticiler, ekiplerinin duygusal yükünü anlayacak ve onlara destek olacak şekilde eğitilmelidir. “Toksik pozitiflik” (her şeyin harika olduğunu dayatmak) yerine, gerçekçi ve destekleyici bir iletişim benimsenmelidir.

Ücret ve Takdir: Duygusal emek, ücretlendirme ve terfi sistemlerinde dikkate alınan bir beceri olarak tanınmalıdır.

Bireysel Sınır Koyma Becerileri: Çalışanların, makul olmayan duygusal taleplere karşı profesyonelce sınır koymayı öğrenmeleri desteklenmelidir.

Sonuç: Yönetilen Kalplerden, Korunan Kalplere
Modern ekonomi, çalışanların yalnızca kas gücünü veya zihinsel becerilerini değil, kalplerini ve duygularını da verimli bir kaynak olarak yönetmeye odaklanmış durumda. Ancak duygular mekanik değildir; tükenebilir, yaralanabilir ve geri çekilebilir. Duygusal emeğin görünmez yükünü kabul etmek ve adil bir şekilde telafi etmek, sadece daha sağlıklı işyerleri için değil, daha insani bir ekonomi için de kritik öneme sahiptir. İş yaşamında, yönetilen kalplerden ziyade, korunan ve değer verilen kalplere yer açmanın zamanı geldi.

Kaynakça:

World Health Organization (WHO). (2019). Burn-out an “occupational phenomenon”: International Classification of Diseases. https://www.who.int/news/item/28-05-2019-burn-out-an-occupational-phenomenon-international-classification-of-diseases
Parker, S. K., & Grote, G. (2020). Automation, algorithms, and beyond: Why work design matters more than ever in a digital world. Applied Psychology.
Çelik, K. (2018). Türkiye’de Hizmet Sektöründe Duygusal Emek: Bir Alan Araştırması. İletişim Yayınları.
Güler, M. (2021). Covid-19 Sürecinde Çağrı Merkezi Çalışanlarında Duygusal Emek ve Tükenmişlik İlişkisi. Çalışma ve Toplum Dergisi.

YAZAR: Mesut KESKİNKILINÇ

Diğer gönderilerimize göz at

[wpcin-random-posts]

Yorum yapın