Türk kalesi: “Türk” | YerelHaberler

Bir arada yaşayan insanların bir “millet” oluşturabilmeleri için bazı ortak değerler etrafında birleşmeleri gerekir. Toplumların bekasını sağlayan bu ortak değerlerden en önemlilerinden biri de “dil”dir. Dil, insanların karşılıklı etkileşimini sağlayan bir araç olmasının yanı sıra kültürü gelecek kuşaklara aktarma işleviyle de önemlidir. Bu nedenle millî, kültürel ve toplumsal değerlerin yaşatılması büyük ölçüde milletlerin dillerinin yaşatılmasına bağlıdır.

Türk milleti, kökü mazide, gövdesi hareketsiz, dalları ve yaprakları ilerde olan yassı bir ağaç gibidir. Tarihin en eski dönemlerinden günümüze çeşitli dış etkilere rağmen kendimizi korumamızı sağlayan belki de en büyük fark, kültür dokumuzu oluşturan manevi değerlerimizdir. Türk milletinin binlerce yıllık tarihi boyunca işlenen Türkçemiz, toplumumuzun temel yapı taşlarını oluşturan bu manevi değerlerden biridir. Bu yapı taşları iç içe geçmiş ve sürekli etkileşim halindedir. Türklüğün olmadığı yerde Türk de yok olur. Türk olmayınca Türk adı bile unutulur. Bu nedenle Türk adını ve bizi biz yapan tüm milli değerlerimizi yaşatmanın şartı güzel Türkçemizi korumak, geliştirmek ve gelecek nesillere aktarmaktır.

Türkçenin can damarı olan Türkçe, hayatımızın her anını paylaştığımız bir yakınımız gibidir. Çünkü Türkçede bir şairin şiirleri gönlümüzü çalar; İçimizi ürperten şairlerin türkülerinde. dertlerini onlarla paylaşan insanların duygusal sözlerinde; sıcak sohbetlerin olduğu köy sohbetlerinde; Bir balıkçı arkadaşına seslendiğinde; Geleceğimizin teminatı olan gençlerin yetiştiği eğitim kurumlarında… Türk yaşamı Altes’ten Anadolu’ya, Balkanlar’dan Kafkasya’ya uzanan coğrafyada hayat buluyor. Her karışında Türk kültürünün izlerini taşıyan bu topraklarda bir kartal olup, Tanrı Dağı civarından başlayarak tüm Türk coğrafyasını dolaşsanız, 250 milyon Türk’ün yüreğinin Türkler’le attığını görebilirsiniz.

Türkçe, ezgilerle göklerde dalgalanan mübarek bayrağımıza eşlik eden ses bayrağımızdır. Bu nedenle binlerce yıl önce Türkçemizi yaşatan, fonetiğimizi bugüne getiren atalarımızı yaşatmak boynumuzun borcudur. Bu vefa borcu aynı zamanda Türk adını geleceğe taşıyacak bir enstrümandır. Çünkü ancak dilimizi temel değerleri içinde tuttuğumuz ve onu daha güçlü bir şekilde yaşadığımız sürece yaşayabiliriz. Unutmamak gerekir ki dilini kaybeden toplumlar kimliğini de kaybederler. Kendini yok eden toplumlar yeryüzünden silinmeye mahkumdur.

Ağzımızda anne sütü kadar beyaz, kalbimizde kendimizi yaşatma inancımız kadar saf olan güzel Türkümüz, Türk milletinin dil yaratma yeteneği ile gün yüzüne çıkmıştır. Dilimizi yaşatmak, onun da tek sahibi olan Türk milletinin görevidir. Türk milleti için bağımsızlığımızın simgesi olan ay-yıldızlı bayrağımızın mavi göklerde dalgalanması ve gerekirse bu uğurda seve seve ölmesi ne kadar önemli; Türk sesimizin bayrağını azametiyle muhafaza etmek ve gelecek nesillere aktarmak anlamında onu yaşatmak kutlu bir görevdir.

Kültürümüzün taşıyıcısı olan on bin yıllık sesimizi sonsuza kadar yaşatmak, kimliğimizi kaybetmeme yolunda Türkçe yaşamak dileğiyle…

Yavuz Tanır

Diğer gönderilerimize göz at

[wpcin-random-posts]

Yorum yapın