Türk Edebiyatında Hikâye/Öykü | YerelHaberler

Toplumların ilk edebî ürünlerinin, bazı önemli olayların anlatıldığı, akılda kalması ve etkili olması için manzum olarak söylenen destanlar olması, anlatıma duyulan ihtiyacın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Türk edebiyatında da anlatı geleneği törensel ritüeller ve destanlarla başlamış, uygarlıktaki değişimlere paralel olarak değişip zenginleşmiştir.

İslam medeniyetine geçiş sürecinde ortaya çıkan Dede Korkut hikâyelerinin ardından Arap ve Fars edebiyatından beslenen Türk hikâyeciliği. Bin Bir Gece, Bin Gün, Tottenam, Kelley ve Dimni masalları hakkında bilgi edinin. Dini masallar, kıssalar, meseller, fıkralar, mitler ve efsaneler, mason hikâyeleri, methiyeler ve âşık hikâyeleri bu anlatı geleneğinde çeşitli tür ve biçimlerdedir. Türk edebiyatı 19. yüzyılda Batı medeniyetiyle karşılaştığında arkasında zengin bir hikâye birikimi barındırmıştır. Ancak bu birikim, dini bir cemaat kültürünün, kapalı bir toplumun, farklı bilgi ve bakış açıları temelinde gelişen bir zihniyetin ürünüydü. Batı kültürü ve edebiyatı, Orta Çağ’ın sonlarında benzer bir anlayışı terk etmeye başladı ve giderek sekülerleşti. Bireyin ortaya çıktığı Batı toplumunda, bilimsel ve teknolojik gelişmeler seküler bir dünya görüşü ve kültürü şekillendirmiştir. Buna bağlı olarak anlatım biçimleri de değişmiş ve farklı edebî türler ortaya çıkmıştır.

Batı edebiyatının Rönesans’tan bu yana geçirdiği köklü değişimlerin edebiyat alanına yansıması, modernitenin en önemli edebî türü olan roman ve buna paralel olarak gelişen ve romandan farklılaşan “yeni”dir. Geleneksel hikaye – bu yüzden ona “hikaye” diyoruz. Tanzimat döneminde Batı edebiyatının etkisinde kalan Türk edebiyatının Batı’dan örnek alarak geliştirdiği yeni türlerin başında gelen roman ve hikâyenin, Batı’dan örnek alınmasının temel noktası, bir temele dayanmasıdır. pozitif bilimler ve rasyonel felsefeden oluşan dünya görüşü. Her ikisi de bireyin bakış açısından somut gerçekliği yansıtır.

Türk edebiyatındaki bu yeni anlayışta hikâyeye geçişin ilk adımı olarak on sekizinci yüzyılın sonlarında Aziz Efendi’nin Muhaylat adlı kitabı ortaya çıkmıştır. Binbir Gece Masalları’nı anımsatan bir üslupla yazılmış olsa da bu kitaptaki öyküler, İstanbul yaşamına dair bazı somut çizgiler ve yerel motifler içermesi nedeniyle eski geleneklerden biraz farklıdır. Emin Nihat Bey’in (Gece ​​Hikâyeleri) dizisi 1870-1875 yılları arasında yayınlandı ve aynı yıllarda Ahmed Midhat Efendi’nin başlattığı Lilaf al-Rifait’in öykü dizisi, eski hikâye geleneklerini halk hikâyeciliği ve Batı hikâyeciliğiyle harmanlıyor. Bu geçiş dönemi.

Türk edebiyatında Batı hikâyeciliğinin ilk aşaması Sami Paşazade, Nâbizâde Nâzım ve Halit Ziya Uşaklıgil ile başlar. Romanlarıyla dikkat çeken Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın ve Hüseyin Rahmi Gürpınar’ı bu ilk aşamada saymak mümkündür.

Ömer Seyfettin, Türk edebiyatında hikâyeciliği meslek edinmiş, hikâye türünü romanın gölgesinden çıkarıp bağımsız hale getirmiş yazardır. 20. yüzyılın ilk çeyreğinde sade bir dil ve Batılı hikâye tekniği kullanarak tamamen yerli ve özgün hikâyeler yazan Refik Halit Karay, Ömer Seyfüddin ile birlikte modern Türk hikâyeciliğinin kurucusu olmuştur. Anlatıcıları dışında Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Halide Edip Adıvar ve Reşat Nuri Güntekin bu iki anlatıcıyla ilgili hikâyeleriyle anılmalıdır.

Ömer Saifeddin’den sonra çağdaş Türk hikâyeciliğinin öncüsü, Türk hikâyeciliğinde yeni bir aşamaya ulaşan Mamduh Shaukat Esendal’dır. Sait Faik Abasıyanık, onu zarif bir üslupla ele alsa da daha coşkulu bir ifade ve tutkulu bir üslupla ondan ayrılıyor. Sabahatyn Ali toplumun ve bireyin sorunlarını ele alarak kendisinden sonra gelen toplumcu gerçekçi hikâyecilerin öncülüğünü yapmıştır. Aynı zamanda toplumcu gerçekçi bir yazar olan Sadri Ertem dışında Mehmet Shida, Reşat Enis Aygen, İlhan Tarus, İmran Nazif, Halikarnas Balıkçısı, Kemal Bilpasar, Samim Kocagöz, Samet Ağaoğlu, Necip Fazıl Kıskıruntı eseri30- Kıskıruntı 19 öykücü.

1940-50 yılları arasındaki öykücüler, öykü türünde olgunluk dönemini temsil eder: Sabahattin Ali, Sait Faik Abasyanik, Aziz Nesin, Kemal Tahir, Orhan Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar, Sabahattin Kudret Aksal, Necati Cumali, Faik Baysal, Haldun Taner , Tarık Boğa, Rıfat Ilgaz, Orhan Hanşirli Oğlu, Tahsin Yücel bu dönemin anlatıcılarıdır.

1950-60 yılları arasında hikâyede yenilikçi akımlar varken, köy edebiyatı çerçevesinde ele alınabilecek, köyün ve köylünün sorunlarını anlatan hikâyeler yazılmıştır. Yaşar Kemal, Fakir Baykurt, Mehmet Başaran, Talip Abaydin, Osman Şahin, Muzaffer Büyürokçu, Hakkı Özkan, Ziyat Celimoğlu, Tarık Dursun K. Esas olan bu dönemin isimleridir.

Ferit Edgo, Adnan Özalçener, Leyla Arbel, Sevim Burak, Yusuf 1960-1970 yılları arasında öykücüler arasındaydı.

Atılgan, Sevgi Soysal, Bekir Yıldız, Fürüzan, Tomris Uyar, Selim İleri, Necati Tosuner, Afet İlgaz, Dursun Akçam, Gülten Dayıoğlu, Muzaffer İzgü, Yusuf Ziya Bahadırlı.

70’ler sonrası hikâyecilerimiz arasında Adalet Ağaoğlu, Hulki Aktunç, Mustafa Kutlu, Nedim Gürsel, Nazlı Eray, İnci Aral, Ayla Kutlu, Erendiz Atasü, Hüseyin Akyüz, Sulhi Dölek, Cemil Kavukçu, Selğzuk Baran, Murathan Mungan, İnci Aral, Güven Turan, Rasim Özdenören, Sevinç Çokum, Şevket Bulut, Kemal Ateş, Burhan Günel, Mahir Öztaş, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, mit Kaftancıoğlu, Aysel Özatiün, Hasan Ali Toptaş, Faiza Habesilengur, Selhi Dolik ve Hakan Şenocak’ın isimlerini saymanız yeterli.

Diğer gönderilerimize göz at

[wpcin-random-posts]

Yorum yapın