Gerçek hayatta karşılaşabileceğimiz olay ve durumları bazen gerçekçi bazen de fantastik kurguyla ele alan kısa hikâye türlerine hikâye denir. Hikâye, edebiyatımızda bir tür adı olarak 19. yüzyıldan sonra kullanılmaya başlanmıştır. Hikâyeye bir kişi, bir olay, bir yer ve bir zaman açısından bakıldığında bir romanın kısa versiyonu gibi düşünebileceğimiz hikâyeye “hikâye” de denir. Hikayelerde gerçek hayatta yaşanmış olaylar anlatılır. Bu nedenle etkileyici bir tür olarak karşımıza çıkmaktadır.
Hikayenin ana / dikkate değer özellikleri şunlardır:
• Hikaye çoğunlukla tek bir olaya ve basit bir olay örgüsüne dayanmaktadır.
• Romandan daha az gelişmiş birkaç karakterden oluşur.
• Romandaki gibi uzun psikolojik tahlillere, ekoloji, çevre ve karakter tasvirlerine hikâyede yer yoktur.
• Animasyon çizilirken en belirgin özelliklerin çarpıcı bir şekilde ortaya çıkarılması için diğer ayrıntılar nasıl göz ardı ediliyorsa, öykü dili de birkaç kelime kullanılarak etkili, özlü ve yoğun bir anlatım oluşturmalıdır.
• Hikaye genellikle olay örgüsünün ani bir dönüşüyle, beklenmedik ve muhteşem bir sonla, genellikle anlatıda ani bir düşüşle sona erer.
• Hikâyedeki anlatım yoğunluğu okuyucunun dikkatini gerektirir. Hikayenin kısa ve yoğun yapısı, bir çırpıda okunmasına izin verir ve okuyucunun dikkatinin dağılmasına izin vermez.
• Hikâye, kişinin iç dünyasında seçilmiş bir olaya, duruma, özel ana ya da belirli bir hassasiyet noktasına ve dikkatten kaçan ayrıntılara odaklanarak hayata, insanlara ve topluma dair önemli bir farkındalık yaratır.
• Öykü, fantezi, suç kurgu ve bilimkurgu gibi modern anlatı türlerinin biçim olarak büyük ölçüde kullandığı türdür.
Türk edebiyatında Batılı anlamdaki ilk hikâyeler Tanzimat döneminde yazılmıştır. İlk öykünün yazarları Ahmed Midhat, Amin Nihad, Samepashazad Sezai ve Naizad Nazım’dır. Halit Ziya Uşaklıgil, Türkçe öykücülüğünü mükemmelleştiren yazar oldu. Edebiyat-ı Cedide döneminde sade diliyle dikkat çeken Uşaklıgil, dikkatli gözlemiyle kurmaca olmayan öykü geleneğini başlatan yazardır. Bu dönemin diğer yazarları Hüseyin Rahmi Gürpınar, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın, Ahmet Hikmet Müftuğlu ve Safeti Zia’dır.
Meşrutiyet’in ilanından sonra gelişen yeni edebî akımla birlikte hikâyede toplumsal ve siyasi sorunlar işlenmeye başlandı. Türkçede yabancı kelimelerin temizlenmesi, yazıda konuşma diline ağırlık verilmesi, kırsal hayatın gerçekçi bir üslupla edebiyata aktarılması gibi özellikleriyle tanınan bu dönemde Ömer Şeftin, Türk hikâyeciliğinde bir ilki gerçekleştirmiştir. Onu Halide Edip Adıvar, Rashet Nuri Güntkin ve Refik Halit Karay izledi. Celaleddin, Selahattin Anis, Sadri Ertem, Cemal Kaygılı, Sabahattin Ali, Kenan Hulusi Koray, Nahit Seri Arık, Bekir Setke Kont, Mahmud Şavkat Esendal, Cumhuriyet döneminde hikâyeleri yeniden anlatan isimlerdir.
1930 sonrası Cumhuriyet dönemini kapsar. Olağanüstü bir öykü dünyası kuran Sait Faik Abasıyanık bu dönemde balıkçı Halikarnas (Cevat Şakir Kabaağaç), baş diyalog yazarları Orhan Kemal, Mehmet Seyda, Samet Ağaoğlu, Sabahattin Kudret Aksal, Hamal Bilbaşar, Kemal Tanpı ve Ahnmet’le geldi. Hikaye kitabı olarak ön planda tutulmuştur. Günümüzde Türk hikâyeciliği çok çeşitli tema ve üsluplarla devam etmektedir.
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]