Bir toplumun önünde bir fikri ve inancı savunmak ve onun savunduğu düşünce ve inancı bu topluma aşılamak için yapılan söylem türüdür. Retoriği, bünyesinde tutku ve coşkunun harmanlandığı bir konferans türü olarak da değerlendirmek mümkündür.
Retorik sanatı, ifade özgürlüğünün daha fazla olduğu toplumlarda gelişmiştir. Konuşmacı bir konu hakkındaki düşüncelerini, duygularını ve heyecanını dinleyicilere aşılamak ister. Bunu yapmak için bazı özelliklere sahip olması gerekir:
1. İyi bir konuşmacı, kimi dinlediğine duyarlı olmalıdır. Kendi çıkarlarını ve tepkilerini dikkate almalıdırlar.
2. İyi bir konuşmacı, konuştuğu konu hakkında bilgi ve fikir zenginliğine sahip olmalıdır.
3. İyi bir konuşmacı, söylediklerini amacına uygun bir şekilde, duygu ve düşünce akışını bozmadan ifade eden kişidir. Bu nedenle muhatabını yakından tanır. Söylemlerine seviyelerine göre içerik ve biçim verir.
4. İyi bir konuşmacı, konuşmanın akışında ve oluşumunda önemli yeri olan maddi unsurları çok iyi kullanmayı bilir. Tüm jestler, hareketler, duruşlar ve yüz ifadeleri ile ses tonlamaları ve dalgalanmaları konuşmayı oluşturan unsurlardır. İyi bir konuşmacı, izleyiciyi ikna etmek için bunları ustaca kullanır.
Hitabet temalarına göre farklı alt başlıklara ayrılabilir:
Siyasi Retorik: Siyasi ve siyasi konularda yapılan konuşmalar. Bu tür konuşmalara genellikle Meclis’te, seçim meydanlarında ve mitinglerde rastlanır.
Askeri Nutuk: Komutanların askerleri etkilemek, şevklerini uyandırmak, kahramanlık ve vatanseverlik duygularını harekete geçirmek için yaptıkları konuşmalardır.
Yasal retorik: Mahkemeler tarafından incelenmekte olan davalarla ilgili çeşitli yasal davalarda yapılan konuşmalardır. Davacı ve avukatların sözleri.
Dini belagat: Vaizin mabet, kilise ve cami gibi ibadet yerlerinde yaptığı konuşmadır. İnsanlara doğruluk, güzel ahlak, yardımlaşma ve iyilik duygusunu aşılamaya çalıştı.
Akademik Kamu Konuşması: Bilimsel toplantılarda, genellikle akademik kurumların açılış törenlerinde ve ödül törenlerinde yapılan konuşmalar. Bir konuşmanın başarısı, konuşmacının konuşma, ikna etme ve etkileme yeteneğine bağlıdır. İşte Mustafa Kemal Atatürk’ün 1927’de yaptığı konuşmadan Türk Gençliği’nin hitabı:
“Ey Türk genci!
Birinci vazifen, Türk istiklal ve Türkiye Cumhuriyeti’ni ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Varlığının ve bağımsızlığının tek temeli budur. Bu temel sizin en değerli hazinenizdir. Gelecekte bile, sizi bu hazineden mahrum etmek isteyen hem dahili hem de harici kötülükler olacaktır. Bir gün istiklâlini ve Cumhuriyeti müdafaa etmek mecburiyetinde kalırsan, vazifeyi üstlenmek için içinde bulunacağın mevkinin imkân ve şartlarını düşünmeyeceksin. Bu imkan ve şartlar en elverişsiz şekilde tecelli etsin ve istiklal ve Cumhuriyet’e saldıracak düşmanlar, dünyada emsali görülmemiş bir zaferin temsilcileri olsun.
Zorla ve aldatmacayla Kutsal Anavatan’ın bütün kaleleri alınmış olabilir, bütün tersanelerine girilmiş olabilir, bütün orduları dağıtılmış olabilir, ülkenin her köşesi fethedilmiş olabilir. Tüm bu koşulların en kötüsü, daha da kötüsü, ülke içinde gücü elinde bulunduranların dikkatsiz, aldatıcı ve hatta hain olabilmeleridir. Hatta bu yöneticiler kişisel çıkarlarını kayyumların siyasi hırslarıyla birleştirebilirler. Ulus yoksulluktan harap ve bitkin olabilir.
Müstakbel Türk’ün evladı, bu şartlar altında bile Türk istiklâlini ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kurtarmak senin vazifendir. İhtiyacın olan güç, damarlarındaki şerefli kanda!
Sayın Kemal Atatürk”
İçindekiler
| Sözlü Anlatım | – | Yazılı Anlatım
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]