Edebi anlamda olmasa da ilk Türk harf örnekleri bin yıl önce Doğu Türkistan’daki Uygurlara aittir. Mektubun Türkçe karşılığı “betik/bitik”tir. İslam’ın gelişinden sonra “harf” kelimesi yayıldı.
Devan edebiyatında söylem, inşa (düz yazı) içinde değerlendirilmektedir. inşaat, seçilmiş nesir anlamına gelir; Ancak “münşeat” kitaplarındaki bu yapılar edebiyatımızda yazılan ilk risaleler olarak kabul edilmektedir. Tanzimat dönemine kadar mesaj inşa başlığı altındaydı. Halk edebiyatında anonim kültür içinde değerlendirilebilecek türkülere, manilere, âşıkların manzum/mensur mesajlarına, asker mektuplarına yansıyan bir başka harf dizisi daha vardır.
İçini çekersen karşıdaki dağlar yıkılır. Bugün posta günü, canım sıkılıyor. Ellerin mektubu okunur. Kalbime bir hançer saplanıyor…
Tanzimat/Tecdid dönemiyle birlikte her alanda ortaya çıkan değişim, söylem türünün gelişimine de yansımıştır. Sosyal hayatta okuryazarlık oranının artması, posta hizmetlerinin örgütlenmesi ve posta pullarının kullanılmaya başlanması nedeniyle günümüzde mektup/e-posta gibi mektup da sosyal hayatta yerini almıştır.
Tanzimat dönemindeki Namık Kemal ve Abdülhak Hamid’in mektupları da edebiyatımız içindir. Tarihi de dönemin ruhunu ve dilini anlamak açısından büyüleyici. Namık Kemal mektuplarını Midilli, Gazimağusa, Avrupa ve İstanbul’dan yazmıştır. Resmi konuşmalarının dili, dönemin dil anlayışı kadar yapışkandır; Ancak özellikle kızı Fareed’e yazdığı mektuplardaki dil, o dönemde konuşulan dilden farklı değildir.
Servet-i Fünûn sanatçıları ise mesajlarını kitap şeklinde yayınlamadılar; Ancak Halit Ziya Uşaklıgil veya Tevfik Fikret gibi bu dönemin önemli isimlerinin mektuplarına farklı kaynaklarda yer verilmektedir.
Cumhuriyet döneminde Ahmet Haşim, Yakup Kadri Karusmanoğlu, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Yahya Kemal Bayatlı, Cahit Setke Tarangi, Ziya Osman Saba, Nurullah Attak, Sabahattin Ali gibi birçok yazar/şairin mektuplarının bir kısmı veya tamamı yayımlanmıştır.
Klasik edebiyat döneminde mektup kavramına karşılık gelen kelimeler oldukça çeşitlidir: “Tabii ki bu farklı isimler, mektubu yazan kişinin ve yazılanların farklı tutumları dikkate alınarak verilmiştir. dostluğu, kardeşliği, sevgiyi, muhabbeti ifade eden meveddetname, uhuvvetnâme; tevazu göstermek için bazen varakpare denilmiştir. kalbe, musibet paketine, isme ve sevgiliden sevgiliye -Sözlü olarak- gelen habere yazılmamış ferman denir ve bu haber hayırlı ise o zaman şekerli hurma denir.
Nesir ve mektup yazanlara özel, devlete ve saraya resmi mektup yazanlara ise qanas, toki gibi adlar verilirdi. El-Manşi tarafından yazılan özel veya resmi mektupların ve diğer nesirlerin toplandığı münşeat (örn. ı Şeyh Aziz Hüdâ): Nuzhat Mehmet Efendi Muaddilü l-imlâ ve Perfectü’l-inşa (1885) ve Hayret Efendi’nin Riyâzu’l-Kütebâ ve hiyâzu’l-deba (1826) adlı eseri bu eserlerden ikisidir.
El-Menşi’nin konuları sosyal hayattan tamamen ayrı olmasa da kullandıkları dil doğal ve metamorfik olmaktan uzaktır ve çeşitli edebi sanatları içerir. Bazı yazılar didaktiktir, Amira, Hokima, Sedat, Hawara, Ulema, Quzat, Kudat, Al-Masha, Fuzira için başlık, anekdot, cümle, deyim, hece ve harf ve yazı örnekleri verirler.
Tanzimat’tan sonra roman ve oyun gibi Batı edebiyatının birçok tanınmış şahsiyetinin yanı sıra mektup çevirilerini de tercüme etti: “Jean-Jacques Rousseau’nun Nouvel Heloise’den iki mektubu, Munif Paşa ve aynı eserde Bertev Paşa’dan bir başka mektup. Rekaizad Akram ve Ahmed Mithat, Ladam Or Camellias Alexandre Dumas Felis’ten Mektup’u Türkçe’ye çevirdi.
Bir mektup genellikle giriş, gelişme, sonuç, tarih, başlık ve imza gibi bölümlerden oluşur. Mektuplar genellikle nesir olarak yazılmakla birlikte edebiyatımızda manzum olarak yazılan edebî mektuplar da bulunmaktadır. Özel mektupların yanı sıra edebiyatımız, eleştiri ve tartışmamız, romanımız, hikâyemiz ve seyahatimiz üzerine; Makalelerde, röportajlarda, söyleşilerde vb. yazılan mesajlar da vardır.
Tanzimat’tan sonra ülkemizde meydana gelen siyasî, edebî ve birçok değişiklik neticesinde “Fransız idealinden esinlenerek” bazı şahsiyetlerin kaçarak sürgüne gönderilmesi bir eleştiri ve tartışma ortamı yaratmıştır. Bu konuda yazılan mektuplardan örnekler şöyledir: “Tarib Harabat (1885) ve Namık Kemal’in Ziya Paşa’nın hazırladığı bir şiir antolojisi (Harrabat) için yazdığı Öpücük Harabat (1885) ve mektubunu da Makmu-e İrfan Paşa hazırlamıştır. Rekizade’nin Mes Sjoon (1869) çevirisi üzerine yazdığı şiir anlayışı Mays Sjoon Mahzanmi (1885) ile hoca Naji, Shih ve Vasvi’nin görüşlerine karşı çıktıktan sonra yazdığı İrfan Paşa’ya (1885) On iki mektup, Falanca (1886), bunların mübadelesini, tenkidini (1888), Beşir Fuad’ın yazdığı Victor Hugo’nun çalışmasından dolayı Naci hocanın başlattığı tartışmaları da içerir ve yıllarca devam eder. Cornell Bey davasının eleştirel bir özeti şeklinde yedi mektup Sait Bey’le münakaşasını yayınlayan Ahmed Mithat’ın mektuplarını toplayan Sait Bey’e Cevap (1898) (1898), hikâyeden oluşan bir hikâye. Ali Kaneb’in Sinab Şihabeddin ile Dilde ve Türkçede Sadelik konulu tartışmalarından. Milli Edebiyat Örneği ve Sinab Bey’le Tartışmalarım (1918), Altı Risale, Evrâk-ı Eyyam (1915), Cenap Şahabettin’in pek çok didaktik mektubunun yer aldığı “Oğluma Mektup” Nurullah Atak hicivli başlığı altında çeşitli Sanatsal Konular “Kuran’a Mektuplar” O” (1958), görüşlerini ifade ettiği mektuplarından oluşmaktadır.”
Edebiyatımıza mesaj niteliğindeki ilk romanı “Hüseyin Rahmi Gürpınar, karı-koca arasındaki mücadeleyi anlattığı Boşanma’yı denedi ve yazdı. Sevda Peşinde’nin daha sonra yazdığı ikinci bölümü Ömer Seyfettin’e ait. Bahar ve Kelebek Hikâyeleri, Tarih Ebedi Tekrar, Aşk ve Parmaklar, Sivrisinekler, Lokantanın Sırrı, Memlekete Mektup; Halide Edip Adıvar Handan’ın Romanı, Yıkık Tapınaklardaki İmzasız Mektuplar Hikâyesi; Yakup Kadri Karausmanoğlu’nun “Kadınlık” Hikâyeleri ve Kadınlarımız”, Bir Serencam, Milli Harp Hikâyeleri, Okun Uçundan; Reşad Nuri Güntkin Hikâyeleri, Matlaşmış Tezhip, Bir damla gözyaşı, trajik bir gerçek, bir yalan, bir hüsran ve bir önder sürücüsü mektup türündedir. Bunların dışında Zia, Muhammed Rauf, Ahmet Hikmet Meftoğlu ve Sayt Fayek’in bazı vaka hikâyeleri mektup şeklinde kaleme alınmıştır.”
Belli yerlere yapılan seyahatler bazen Sinab Shah al-Din’in Hac Sokağı (1909) ve European Letters (1931), Ahmed Rasim’in Roman Letters (1916), Falih Rifqi’nin London Conference Letters (1931) ve gazete köşelerinde kalarak söylem biçiminde yazılmıştır. Henüz kitaplaştırılmamış mektuplar, adı geçen yerlere yapılan geziler sonucunda yazılmıştır.”
Deneme, söyleşi ve söyleşi şeklinde yazılan mektuplar şunlardır: “Ahmed Mithat’ın iktisat, siyaset, kozmoloji ve matematik hakkında bilgiler verdiği Hilal el-Ud (1892) ve Schopenhauer’in Hikmet-i Cedidesi (1888) ), Ahbâr-ı Asara, Tamim-i enzâr (1892) (makalelerden); Ahmet Rasim’in Medine Mektupları (1912, fıkra ve sohbetlerden); Yakacık’ın Mektupları, Mahmut Yaşari (1938, söyleşilerden)”
Harflerin mihenk taşları olan sübjektiflik ve samimiyet, şiir mektuplarında o kadar ağırdır ki, edebiyatımızda ender rastlanır: mektubu; Şehzade Bayezid’in Kanuni’ye ve Kanun’un Bayezid’e yazdığı mektuplar; Bağdatlı Ruhi’nin, devrinin bütün şairlerini tanımak için yazdığı 41 hecelik bir şiir. Zeni’nin Bayburt’tan sevgilisine yazdığı üç dörtlükte iki ayrı mektup; Ali Paşa’dan Mahmud Paşa’ya, dördüncüye Hafız Ahmed Paşa’ya, Bağdat kuşatması sırasında Murad’a ve dördüncüye: Murad’ın Hafız Ahmed Paşa’ya cevabı; İdam Bertev Paşa’nın annesinin Nafis Hanım’a yazdığı manzum mektubu (22 mısra); İsmail Safa’nın kardeşi Fifa’ya yazdığı mektuplar (üç) ve memleketi Trabzon’u ziyareti (Mevlid-i Pederi’nin Ziyareti, 1894, yüz seksen dokuz kıta); Ziya Gökalp’in İstida (elli dört mısra) ve İstida II (otuz iki mısra) başlıklı Atatürk’e hitaben yazdığı mektupları şiirsel mektuplara örnektir. Ekı Bayram Aka Gündüz Balkan Harbinde Ana Mektuplar (Buzgun, 1334), Bayram’ın Halit Fihris’e Mektubu (Cenc Doğullari, 1933), Kemaleddin Kamu’nun İzmir Yollarında Son Mektubu (NR Evrimer, Kemaleddin Kamu, 1949), Orhan Seyfî’nin Sevgiliye Mektubu (Gönülden Sesler, 1928), Necip Fazıl Kısakürek’in Anneme Mektubu (Ben ve Ötesi, 1932), Zindandan Mehmed’e Mektubu (Çile, 1962), Bedri Rahmi’nin Birinci Mektubu, İkinci Mektubu (ve diğerleri, üçü birden) 1953), Orhan Veli’nin Oktay’a Mektupları (Bütün Şiirler 1960) edebiyatımızın başlıca manzum mektuplarıdır.
Türk edebiyatında sadece ünlü şair, yazar ve sanatçıların risalelerinin toplandığı müstakil eserler de vardır: Ali Sir Niva, Lemi Çelebi, Nabi, Ragıb Paşa, Tokatlı İbubekir Kani, Nevizad, Azmizade, Ganzid, Aksarlı Abdul Kerim. Akif Paşa’nın Münşeât ı Elhac Akif Efendi (1843) ve Muharrerat-ı Hususuye-i Akif Paşa (1883) adlı eserleriyle Zayvi Pir Muhammed ve benzerleri; Namık Kemal’in kendi mektupları (CI, II, III, Haz.FAAnsel, 1967, 1969, 1973), Abdullah Hamid Tarhan’ın mektupları (MS 2 1918), Muallem Nasi’nin mektupları (1886), Ziya Kokalp’in Limni ve Malta’dan mektupları (Haziran: FAAnsel , 1965), Cahit Sıtkı Tarancı’nın Ziya’ya Mektupları (1957), Yaşar Nabi’nin Dostlara Mektupları (1972), Ahmet Hamdi Tanpınar (Haziran: Zeynep Kerman), 1974), Nazım Hikmet’in Mapushane’den Kemal Tahir’e Mektupları (1968) bunlardan bazılarıdır. onlar..
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]