Ortak dil nedir? | YerelHaberler

Dilin temel yasalarından biri, W. von Homme’nin dediği gibi sürekli değişim ve gelişim halinde olan bir varlık olmasıdır. Gelişim: Ağız dediğimiz kanal ve çukurlardan ayrı birimler oluşur.

Çağdaş dilbilimde, bölgesel lehçelerin anadilin yozlaşmış veya ilkel biçimleri olarak değil, yerelden az çok bağımsız gelişen birimler olarak görüldüğüne dikkat edilmelidir. Bu, kültürün dil ve toplumdaki çeşitli olaylar üzerindeki etkisinin kanıtıdır. Genel olarak lingua franca dediğimiz dil türünün doğuşu bu faktörlerin bir sonucu olarak meydana gelmiştir.

ORTAK DİL, bir ülkede hakim ve yaygın olan ağız veya lehçeye verilen isimdir. Ortak dilimiz İstanbul lehçesine dayanmaktadır.

Bir fiilin çekimi, bir kelimenin telaffuzu veya bir kavramın anlatımı ülkenin diğer bölgelerinde doğup büyümüş insanlarda farklılık gösterebilir. Örneğin bugün Türkiye’de farklı lehçeleri konuşan insanlar dilbilgisi kitaplarında ortak dildeki fiil çekimini /can’t/, can’t/, canamhm/, /canamaryom/ şeklinde söylemektedir. Ancak aynı kişiler farklı çevrelerden ve farklı kültürlerden insanlarla konuşurken dilekçe yazarken “yapamam /” deme ihtiyacı hissediyorlar. Çünkü ders kitaplarında ve diğer kitaplarda, gazetelerde ve radyolarda kullanılan ortak dil budur. Aynı şekilde halk dilinde de patates kullanılırken, Anadolu’nun değişik yörelerinde patatese, kumpir, kartal, yatalak, lomaça, hampur, hamur gibi adlar verilir.

Dünyada konuşulan diller genel olarak idari ve kültürel merkezlerin lehçesi veya lehçesine dayanmaktadır. Attiki, Arcadian ve Dor gibi antik Yunanistan’da konuşulan çeşitli lehçelerden Attiki lehçesi bu yanmadan kurtuldu.

Ülke geneline yayılan ortak bir dil yaratarak kültür ve siyaset açısından bir merkez olarak öne çıkmıştır. Kaine olarak da adlandırılan isim, dilbilimde ‘ortak dil’ anlamında kullanılmaktadır. Latince, Coma’yı da içeren Latium eyaletinin lehçesinin ortak bir dile dönüşmesi sonucunda ortaya çıktı. Almanca lingua franca, Martin Luther’in İncil tercümesine dayanmaktadır. Luther tarafından yaratılan dil, günlük konuşma sözcükleri ve kullanımlarıyla desteklenen Yukarı Sakson lehçesine dayanmaktadır.

A. DAUZAT’a göre, Fransa, İngiltere ve İspanya’daki lingua franca, Toskana edebiyatının yüksek değeri nedeniyle başkentler (Fransa’da Paris, İngiltere’de Londra, İspanya’da Toledo, ardından Madrid) ve İtalya’da gelişti. Floransa lehçesi lingua franca oldu.

Bu örneklerde de gördüğümüz gibi, bir ülkede yönetim, siyaset ve kültür açısından lider olan bir şehir veya bölge, ülkenin diğer bölgelerini de etkilemeye başlar. İdari ve siyasi merkez, çeşitli bilimsel kurum, kuruluş, üniversite ve sanat kurumlarının bir araya geldiği bir merkez haline gelir. Bu merkezdeki bilgin ve sanatçıların çalışmaları ve bu merkezin ağzının kullanılması bölge ağzının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ülkemizde İstanbul’un ağzının durumu budur. Yüzyıllar boyunca imparatorluğun başkenti olan İstanbul, kültürel faaliyetlerin merkezi olmuş ve İstanbul’da toplanan bilginler ve sanatçılar, İstanbul lehçesini yazmaya ve konuşmaya önem vermişlerdir.

Diğer gönderilerimize göz at

[wpcin-random-posts]

Yorum yapın