Tayfun Kahraman: İstanbul’da 2000’den sonra yapılan yapılar incelenmeli

Kahraman, Silivri Cezaevi’nden Halk TV’den Hazal Ocak’ın İstanbul’daki deprem hazırlık süreci ve son duruma ilişkin sorularını yanıtladı.


TİHV: Deprem bölgesinde 17 kişi işkence ve kötü muamele gördü

– Merkez üssü Kahramanmaraş olan bir deprem zaten bekleniyordu. Sizce neler yapıldı, neler yapılmadı?

Bu gerçeği bildiğimiz halde gerekli hazırlıkları yapmadığımız ve afet sonrası kötü bir sınav verdiğimiz için Kahramanmaraş depremi bir felakete dönüştü. Daha önceki depremlerden ders almadığımız ve bilinen deprem gerçeğine karşı gereğini yapmadığımız için afet öncesi ve sonrası yönetilebilir değildi. İlk göze çarpan afet öncesi yapılması gerekenlerin yapılmadığı. Öncelikle deprem bölgesinde ve tüm illerimizde yapılaşma için zemin koşulları belirlenmeli ve bu verilere göre imar ve imar planları yapılmalıdır. Mevcut bina envanteri zemin koşullarına ve yapım yıllarına göre etüt edilmeli ve bu binaların en tehlikelisinden başlayarak öncelik sırasına dizilerek depreme dayanıklı olması sağlanmalıdır. Ancak AKP iktidarı afet önceliğini kaydırmak yerine rant odaklı kentsel dönüşüm politikaları uygulayarak bu bölgeyi piyasa koşullarına bıraktığı için; Düşük deprem direncine sahip mevcut konut stoku yenilenemez veya iyileştirilemez.

– İnşaat çalışmalarının hemen başlayacağı söyleniyor. Nelere dikkat etmelisiniz?

İktidar seçim sürecinde yüzyılın felaketi söylemiyle depremin büyüklüğünü öne sürerek, plansız yeni yapılaşma çılgınlığıyla depremin konuşulmasını yasaklayarak suçunu ve beceriksizliğini gizlemeye çalışıyor. Amaç yara yatıştırıcı değil, sadece yeni kiralık alanlar yaratmak gibi görünüyor. Bu amaçla, mevcut imar planlarında yerleşim alanı olarak görünen kamu arazilerinde, toplu konut alanlarında hızla TOKİ tarafından inşaatlara başlayacaklar. Bize yeniden inşa etmemiz için bir yıl süre verdikleri söylenen bu evler sorunu çözecek mi? hayır. Bir yıl içinde yıkılan evlerin hepsini yeniden inşa etmek ve sağlıklı bir yerleşim düzeni oluşturmak mümkün değil. Ama asıl sorun şehrin dışında yeni yerleşim alanlarında yapılacak binalar değil. Asıl sorun, mevcut kent merkezlerini nasıl canlandıracağımız, hayatı nasıl yeşillendireceğimiz. Bunun için bir an önce bu yerleşimlerin temel koşulları belirlenmeli, imar planlarına altlık olacak küçük imar çalışmaları yapılmalı ve imar planları buna göre yeniden tasarlanmalı veya revize edilmelidir. Bu süreçte deprem tehlikesine uygun yapılaşma şartlarını, zemin şartlarını, alan için şehircilik ilkelerini belirlemeli, kısıtlı alanları belirlemeliyiz.

Arama, kurtarma ve yardım çalışmaları çok gecikti. Bunun hakkında ne düşünüyorsun?

Bu da afet risk yönetimi, arama kurtarma ve afet sonrası müdahale konularında ne kadar hazırlıksız olduğumuzu gösterdi. Evet Kahramanmaraş depremleri çok büyüktü ama beklenmedik değillerdi ve beklenmedik olan da buna hazırlıksız olmamızdı. Bu depremin büyüklüğüne göre bölgede deprem tatbikatları yapıldı. Ancak tatbikat senaryolarının gerçekle hiçbir ilgisi olmadığı, daha çok yasağı defetmek için yürütüldüğü felaketle birlikte ortaya çıktı. Ne kurumlar ne de yetkilileri hazır değildi ve bölgeye ilk gelen sivil toplum oldu. Cezaevinden medyadan takip edebildiğim kadarıyla afet sonrası en değerli zaman olan ilk 48 saat koordinasyonsuzluk ve hazırlıksızlık nedeniyle enkaza müdahale edilmemesi sayımızın artmasına neden oldu. hayat kaybı Kızılay ve Sivil Savunma gibi geleneksel afet sonrası yardım, arama kurtarma kuruluşlarının tahliyesi veya kapatılması yoluyla oluşturulan afet yönetim sisteminin başarısızlığı, sorunları daha da kötüleştirmiştir. Halkın hızlı hareket edemediği, büyük bir kafa karışıklığının olduğu, koordinasyonun sağlanamadığı, kimsenin emir almadan hareket edemediği bir ortamda afet yönetiminin çalışmadığı gözlemlenmiştir. Ancak sivil toplum, hükümetin beceriksizliğine rağmen büyük bir dayanışma ve örgütlenme sağladı. Bu gerçek karşısında, Gezi direnişinden bu yana sivil toplumu hedef alan iktidar, medya kuruluşları ve troller, bir kez daha sivil toplumu hedef aldı. Depremin ardından ortaya çıkan bu dayanışma, enkaz altında kalan iktidarın önündeki tüm engellere rağmen devam ediyor.

-İBB’de göreve başladığınızdan beri deprem çalışmaları yapıyorsunuz. Kahramanmaraş depremine ve Hatay depremine baktığınızda İstanbul’un en büyük eksikliği nedir?

İstanbul’un en büyük sorunu kırılgan yapı stoğumuz ve bu depremlerde de görülen afet sonrası döneme ilişkin koordinasyon eksikliğidir. İstanbul’da yaklaşık 1.200.000 bina var ve bu binaların 820.000’i 1999 depreminden önce inşa edilmiş olduğundan potansiyel riskler taşıyor. İstanbul’da 3 yıl önce başlattığımız rölöve çalışmasında 120 bine yakın bina ziyaret edildi ve site sakinleri 30 bin tanesinin rölövesini yaptırdı. Bu binaların sadece dörtte birine girebildiğimiz için, İstanbul’da 2000 yılından önce yapılmış tüm binaları, her mahalledeki bina örüntülerini belirleyerek ve bu örüntülerden yola çıkarak %5’lik bir örneklemle çalışmayı dönüştürerek yolumuza devam ettik. Girilemeyen binalara benzeyen, aynı derecelendirmeye sahip binaların sonuçlarına göre bir görev yaptık. Böylece İstanbul’da 2000 yılı öncesi yapılmış binalar için hasar tespit çalışmalarını bu binaların adreslerini belirleyerek tamamladık. Bu sonuçlara göre İstanbul’da 7,5 büyüklüğünde bir deprem olması durumunda 90.000 binanın ağır veya ağır hasar göreceği, yaklaşık 170.000 binanın da orta derecede hasar göreceğini belirledik. Bu veriler büyük bir yıkımın olacağını gösteriyor. Buna altyapı ve kamu binalarına verilen zararı da eklersek, önümüzde çok büyük sorunlar var.

– Sizce nasıl çözülebilir?

Göreve geldiğimizde ilk sorduğumuz soru bu sorunların tıpkı sizler gibi nasıl çözüleceğiydi. Yer bilimciler ve sismik mühendislerinden oluşan bilim kurulları oluşturduk. Öncelikle tespit çalışmalarına odaklanıldı. Öncelikli yapı etütleri ile İstanbul’da en fazla hasar görmesi beklenen alanlar belirlendi. Az önce bahsettiğim sonuçlara ulaşıldı ve bu veriler CBS’de işlenerek İstanbul için entegre bir risk haritası hazırlandı. Bu alanlara ve binalara uygun güçlendirme/yenileme modelleri etüd edilerek bu alanlarda kurulan ofisler aracılığıyla İstanbullulara anlatılmıştır. Aynı zamanda İBB sorumluluğundaki tüm altyapı ve hizmet binaları deprem yönetmeliğine göre denetlenerek kırılgan binalar tespit edildi. Örneğin İstanbul’da acil erişim yollarında bulunan yaklaşık 450 üst geçidin etüdü yapılmış ve müdahalelere başlanmıştır. Ben bu çalışmaları yaparken hapse girdim ve yakından takip edemedim ama meslektaşlarım bu programı sürdürürken Maraş depremi oldu. 25 Şubat’ta Cumhurbaşkanı Ekrem İmamoğlu, bu çalışmaların hızlandırılacağını ve İstanbul’un sürdürülebilirliği için gerekli önlemlerin alınacağını açıkladı. Yani İBB ortaya konulan yol haritasını hızla hayata geçirecek. Kalan hizmet binaları, okullar ve hastanelerin yakın zamanda depreme hazırlanmasını temenni ediyorum. Tüm bu çalışmaları tamamlayarak İstanbul’daki deprem riskini yönetilebilir seviyeye getirebiliriz.

– Son depremde 2000 yılından sonra yapılan binaların yıkıldığını da gördük. İstanbul’da olası bir depremde aynı manzarayla karşılaşmamızı mı bekliyorsunuz?

İBB’de konutların etüt çalışmalarına başladığımızda 2000 yılından önce yapılmış hedefler belirledik. Çünkü bu tarihten sonra yapılan binalarda tüm eksiklik ve eksikliklere rağmen gerekli denetimlerin yapıldığını ve eksiklerinin tamamlandığını düşündük. depreme dayanıklı Yani İstanbul’da bu konularda bir karar alınmadığı için elimizde depremin davranışını gösteren bir veri yok. 2000 depreminden sonra yapılan binaların yıkılması bizi ve tüm Türkiye’yi şaşırttı ve bu nedenle yapı denetim sisteminin düzgün çalışmadığını öğrendik. Bu nedenle Cumhurbaşkanı’nın açıkladığı gibi İBB yeni binalarda da etüt yapacak. Elimizde bir veri olmasa da bu deneyimden sonra İstanbul’da 2000 yılından sonra yapılan binalarda potansiyel riskler olduğunu ve bunların doğrulanması gerektiğini söylemeliyim. Çünkü benzer bir denetim Türkiye’nin her yerinde yapılıyor ve Maraş depreminde yıkılan yeni binaların İstanbul’dakilerden çok farklı olduğunu düşünmüyorum. Hepimiz bir bina kontrol sisteminin nasıl çalıştığını biliyoruz. Gezi Direnişi’ne misilleme olarak 2013 yılında bu denetimi en iyi uygulayabilecek meslek odalarının sistemden çıkarılması da bu denetimsizliği artırdı. Yerel yönetimlerin bu takvimde gerekli kontrolleri yapmadığı göz önüne alındığında, bu sistemin tamamen elden geçirilmesi gerektiği açıktır.

Diğer gönderilerimize göz at

[wpcin-random-posts]

Yorum yapın