Tarihte 5 ülke kayboldu «Efendim

On dördüncü yüzyılın önemli düşünürlerinden biri olan İbn Haldun “Coğrafya kaderdir” diyor.

Dünyanın farklı coğrafyalarında farklı kültürlere sahip milletlerin ve milyarlarca insanın yaşadığı topraklar her çağda çatışma sebebi olmuştur. Yeryüzünde bir arada barış içinde yaşayamayan insan, yüzyıllar ve nesiller boyunca dünyayı kendine hapsetmiştir. Etnik ve dini çatışmalar, siyasi kaygılar, yer altı ve yer üstü tüm zenginliklere sahip olma isteği, daha geniş topraklara yayılma politikalarının önünü açtı. Bu politikalar; Savaşlar, katliamlar, soykırım gibi felaketlere sebep olmuş ve bu sayede milletler birbirlerini ve kendi sonlarını hazırlamışlardır. Tüm bu çatışma nedenleri birçok ülkenin sonunu getirdi.
Bugün son verilere göre dünyada 200’e yakın ülke var; Garip bir durum gibi görünse de ülke sayısı konusunda net bir rakam yok. Bunun neden böyle olduğunu açıklamak için öncelikle ülke nedir ve ülke nedir sorularını yanıtlamakta fayda var; Çünkü toplum olarak genel eksikliklerimizden biri kavramları iyi anlamamamızdır. Kavramlar iyi anlaşılırsa konunun özü de anlaşılmış olur inancıyla terimleri açıklayalım.

hangi ülke?

Mevcut anlamda, toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasi olarak örgütlenmiş bir ulus veya devletler grubundan oluşan tüzel kişilik olarak tanımlanan devlet kavramında vurgulanan temel noktalar;
1- toprak bütünlüğü,
2- Politik olarak örgütlenmiş bir ulus veya devletler topluluğu.

Devletin tanımı ve analizinin geçmişten günümüze farklılık gösterdiğinden bahsedilmektedir. Bu bağlamda antik dönem ile modern çağın durumunun anlaşılmasındaki farklılıklara dikkat çekilmiştir. örnek;
Karşılıklı güç ve egemenlik mübadelesi olarak kullanılan ilk dönemlerde,
İkinci dönemde egemen hanedanın ulus üzerindeki siyasi gücü olarak tanımlanır,
Üçüncü dönemde ise millete dayalı teşkilatlanmadan bahsedilmektedir.

Görüldüğü gibi devlet anlayışı döneme ve bu dönemin getirdiği özelliklere göre farklılık göstermiştir.

Devletin ne olduğundan bahsederken ağırlıklı olarak millet ve egemenlik kavramları üzerinde durduk. Ancak millet ve egemenlik tek başına uluslararası arenada bir devletin varlığından bahsetmek için yeterli değildir. Ülke olabilmesi için 4 temel unsurun bir araya gelmesi gerekir. Bu öğeler;

İnsanlar

Halk, devletin temel unsurudur. ortak geçmişe, ortak gelecek beklentilerine ve ortak kültüre sahip bir topluluk olarak anılırken; Modern anlamda ulus olarak ifade edilmektedir. Bir arada yaşamanın ve ortak çıkarların olabilmesi için insanların bir araya gelmesi, devleti oluşturması ve devletin koyduğu kurallara uyması gerekir.
Politik güç
İnsanların bir araya gelerek bir ulus oluşturabilmeleri ve bu şekilde kaos olmadan yaşayabilmeleri için düzene ihtiyaç vardır. Millete bu düzeni getirecek olan yapı ise siyasi iktidardır. Toplumsal düzen ihtiyacı, kuralların egemen bir güç tarafından oluşturulmasını ve korunmasını gerektirir ve bu da ancak siyasal iktidar aracılığıyla sağlanabilir. siyasi gücün zayıf veya yok olduğu durumlarda; Sosyal sistemde aksamalar meydana gelir, karışıklıklar meydana gelir ve sosyal felaketlerle sonuçlanır.

tanımak için

Tanınma, uluslararası sahnede devletin varlığı ve bekası için gerekli bir unsurdur. Bir devletin tanınması, uluslararası düzeyde diğer devletler nezdinde tüzel kişiliğinin tanınması olarak ifade edilebilir.
Bu ülkenin tanınması, diğer ülkelerle ilişkilerin geliştirilmesi ve akdedilecek anlaşmalar yoluyla ortak çıkar ilişkilerinin tesis edilmesi açısından önemlidir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bu konuda örnek olarak verilebilir. KKTC devlet olmanın tüm unsurlarına sahip olmasına rağmen bu devleti tanıyan tek ülke Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bazı siyasi sebepler, uzun vadeli faiz hesapları ve bazı planlar nedeniyle diğer ülkeler KKTC’yi tanımadı. Bu nedenle diğer ülkelerle uluslararası ilişkiler kurulamaz. Bu bağlamda tanınma, devlet olmanın önemli bir bileşenidir.

Ülke

Ülke, ülke olmanın önemli unsurlarından biridir. Ülke, bir milletin üzerinde yaşadığı toprakları ve sahip olduğu denizlerin oluşturduğu sınırları içeren bir coğrafyadır. Yani devlet olmanın temel unsurlarından biridir. Ülke yoksa ülke de yoktur.

Ülkeler neden yok oluyor?

Sahip olması gereken unsurlar olmaksızın devletin sürdürülebilirliği söz konusu değildir. Bu noktada bu unsurlardan biri veya birkaçı tehdit altında veya yok oluyorsa bu devletin parçalanması ve yok olması demektir. Devletin varlığı üzerinde birleşen bu unsurların sağlam temellere dayanmadığı veya zamanla zayıfladığı, iç ve dış tehditler nedeniyle belirli bir dönemde parçalanıp yok olduğu ve ayakta kalamadığı ülkeler.

Tarihin farklı dönemlerinde çeşitli nedenlerle tamamen parçalanmış ya da yok olmuş birçok devlet vardır. Bu ülkelerin bir kısmı ise değişen dünya düzeni ve savaşlar gibi dış sebeplerle parçalanmakta veya yok olmaktadır. Diğerleri ekonomik bunalım, iç karışıklık ve siyasi çatışmalar gibi zayıflatıcı durumların neden olduğu bir iç patlama sürecine girebilir. Çöken ve dağılan bazı halleri inceleyelim.

Birleşik Arap Cumhuriyeti

Ortadoğu, geçmişten günümüze hemen her dönemde çalkantıların yaşandığı coğrafi bölgelerden biridir. Bu karmaşa içerisinde yer altı zenginliklerinin, özellikle de petrolün birçok dini inancın merkezi olmasının yanı sıra stratejik öneme sahip olduğuna şüphe yoktur. Bu nedenle günümüzde olduğu gibi eski çağlarda ve yakın geçmişte de bazı olaylara sahne olmuştur. Bu olaylar arasında Mısır ve Suriye arasında bir güçler birliği oluşturarak Birleşik Arap Cumhuriyeti’nin (BAC) kurulması da vardı.

BAK nasıl kuruldu?

1958 yılında Suriye öncülüğünde kurulmuştur. Mısır ve Suriye’de referandumla yapıldı ve başkenti Kahire’dir. Ancak bir sonraki operasyonda Mısır, Suriye üzerinde bir takım baskıcı politikalar uygulamaya başladı ve 1961’de Suriye’de bir darbe gerçekleşti. Darbeden sonra Suriye, Birleşik Arap Cumhuriyeti’nden ayrıldı. Daha sonra Mısır, adını Birleşik Arap Cumhuriyeti’nden 1971’de “Mısır Arap Cumhuriyeti” olarak değiştirdi. Böylece Birleşik Arap Cumhuriyeti parçalandı ve yok oldu.

Doğu Almanya

Almanya’nın yayılmacı politikası nedeniyle Polonya’ya saldırmasıyla başlayan 2. Dünya Savaşı, Sovyetler Birliği’nin de katılımıyla devam etmiş ve tüm dünya ülkelerini etkilemiştir. Almanya’nın saldırgan tutumuna karşı Fransa, ABD, İngiltere ve SSCB müttefik devletler oluşturmak için birleşirler; Savaşın çetin koşullarına artık dayanamayan Almanya düştü ve savaşın büyük bir kısmı Hitler’in intiharıyla sona erdi.

2. Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyetler Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri süper güçler olarak tarih sahnesindeki yerini aldı. Siyasi, ekonomik, psikolojik, bilimsel ve teknik alanlarda gerilimlerin görüldüğü Soğuk Savaş dönemi başladı. Dünya, Doğu ve Batı bloğu ülkelerine bölünmüştü ve Bağlantısızlar Hareketi’ne katılan ülkeler her iki bloğa da eşit mesafede duruyordu. Almanya, İtilaf Devletleri’nin işgali sonucunda dört bölgeye ayrıldı. Müttefik ülkelerden biri olan Sovyetler Birliği, Batılı ülkeleri işgal bölgesinden çıkarmak istiyordu. SSCB’nin bu talebi yerine getirilmeyince; 1952’de Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Fransa, işgal altındaki topraklarda kapitalizm tarafından yönetilen Federal Almanya Cumhuriyeti’ni kurdu. Sovyetler Birliği ise işgal ettiği topraklarda komünizmle yönetilen Demokratik Alman Cumhuriyeti’ni kurmuştur.

Berlin Duvarı

Komünizmin ekonomik nedenlerle insanların yaşam koşullarını olumsuz etkilemesi üzerine Doğu Almanya’dan Batı Almanya’ya kaçış başladı. Sovyetler Birliği, doğudan batıya kaçışı önlemek için 1961 yılında Berlin Duvarı’nı inşa etti. Yıllarca “Utanç Duvarı” olarak anılacak olan Berlin Duvarı, 1989 yılında Sovyet kararıyla yıkıldı. Birlik. Bu duvarın yıkılmasıyla Doğu Almanya ve Batı Almanya birleşmiş ve Doğu Almanya çoktan yıkılmıştı.

Yugoslavya

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun dağılmasından sonra ayrılan Slavlar, 1918’de Sırbistan ile birleşerek Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı’nı kurdular. Ancak sonraki dönemlerde yaşanan siyasi çekişmeler sonucunda Kral I. İskender diktatörlüğünü ilan etti. 1929 ve ardından ülkenin adı Yugoslavya olarak değiştirildi. İlerleyen yıllarda Yugoslavya’da iç karışıklıklar çıkmış ve 1990 yılında Slovenya’nın bağımsızlığını ilan etmesinin ardından Hırvatistan da bağımsızlığını ilan etmiştir.

Böylece Sırbistan’ın 2003 yılında “Sırbistan-Karadağ” olarak değiştirdiği Yugoslavya’nın adı tamamen tarihe karıştı.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)

Sosyalizmin egemen olduğu Sovyetler Birliği 1980’lerden itibaren bu etkisini kaybetmeye başlamıştır. Bunda belli bir ekonomik düzeye ulaşıldıktan sonra bireysel sürecin başladığı ifade edilmektedir. Ancak sosyalizm, bireycilikten uzak bir ideoloji olarak galip geldi.
1985 yılında iktidara gelen Mihail Gorbaçov, SSCB’nin siyasi ve ekonomik yapısında bazı değişiklikler yapmak istiyordu. Bu nedenle “yeniden yapılanma” anlamına gelen Perestroyka ve “açıklık” anlamına gelen Glastnost politikalarını hayata geçirdi. Ancak planlandığı gibi gitmeyen bu politikalar sonucunda Sovyetler Birliği’nin federal devletleri zamanla dağılmaya başlamış ve bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Böylece, SSCB fiilen 1991’de dağıldı. On beş ülke, SSCB’den bağımsızlığını ilan etti. Bu ülkeler:
Gürcistan
Estonya
Letonya
Litvanya
Ukrayna
Moldova
Belarus
Rusya Federasyonu
Azerbaycan
Kırgızistan
Özbekistan
Kazakistan
Türkmenistan
Tacikistan
Ermenistan

cz

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avusturya-Macaristan İmparatorluğu çöktü. Amerika Birleşik Devletleri’nin desteğiyle Çek ve Slovak halkları 1918’de birleşerek Çekoslovakya’yı oluşturdular. İmparatorluktan sonra kurulan bu yeni devletin başkenti Prag’dı.

Sonraki dönemlerde Çekoslovakya’da bazı çatışmalar ve ayrılıklar başladı. Bu bölünmeler, Çek ve Slovak halkları arasındaki hem idari hem de siyasi bölünmelerdi. Daha sonra alınan bir kararla ayrılık fiilen gerçekleşti. Ayrı ülkeler Slovakya ve Çek Cumhuriyeti adlarını aldı ve Çekoslovakya fiilen 1993’te dağıldı.

Kaynak:
http://www.dmy.info/sovyetler-neden-dagildi/
Siyaset Bilimi / David Durson

yazar: Mehtep Özdemir

Diğer gönderilerimize göz at

[wpcin-random-posts]

Yorum yapın