Osmanlı Devleti’nin son yıllarında gerilemesi ile birlikte bu geri kalmışlığın sebeplerini ortadan kaldırmak için yüzünü Batı’ya çevirmiş ve yeni eğitim kurumları açılmış, Batılı eğitim kurumları örnek alınmış ve birçok öğrenci Batı’ya gönderilmiştir. Batı. (Özellikle Batı denince akla 19. yüzyıldaki Fransa gelir.) Batı’ya giden sanatçılar ve sanatsever devlet adamları, Batılı edebî şahsiyetlerin de etkisiyle yurda döndüklerinde yeni şiirsel biçimler ve temalar kullanmaya başlamışlardır. Bütün bu Batı yöneliminin bir sonucu olarak edebiyatımız bir bütün olarak Batı etkisi altında değişmeye başlamıştır. Önceleri divan edebiyatının basmakalıp formları olan gazel, el-Kasid, er-Rabi’ ve Musnafi gibi manzum formlar kullanılırken, bu edebiyatta sone, tizarime, kaside ve triol gibi daha yeni manzum formlar tercih edilmiştir. yeni edebiyat Bu yazımızda sone nazım biçimini sunmaya çalışacağız.
İtalyan edebiyatında karşımıza çıkan sone, zamanla Fransız edebiyatının büyük şairlerinin de kullanımıyla Avrupa’ya ve edebiyatımıza taşınmıştır. İki dörtlü ve iki üçlüden oluşan 14 dizelik soneler, çok çeşitli konuları işleyebilen alışılmadık derecede işlevsel ve lirik yapıları sayesinde yaygın olarak kullanılan bir nazım biçimi haline geldi. Avrupa edebiyatında yaygın olarak kullanılan bir şiir türü olduğu için İtalyanca, İngilizce ve Fransızca olmak üzere üç farklı kafiye sistemiyle yazılmıştır.
a. İtalyan tipinde: Kafiye şeması abba, abba, ccd, ede (bu en yaygın kafiye şemasıdır)
Fransız tipi: Kafiye şeması abba, abba, ccd, eed (İtalyan ve Fransız tipi soneler arasındaki tek fark son dörtlükteki kafiye düzenindedir.)
İngiliz tipi: Satır sayısı değişmemekle birlikte ilk 12 mısra tek yay olarak, son iki mısra ise ayrık yay şeklinde yazılır (Bu kafiye düzeni nadiren kullanılır.)
Sone’de ilk iki dörtlük, şiirlerimizde olduğu gibi son iki dörtlüğü daha vurgulu hale getirme amaçlıdır. Şiirin son iki kıtasında ana duygular dile getirilmiştir. Bu bağlamda şiirin en karakteristik ve vurgulu kısmı, örneğin lirik formdaki “myan” ya da “meyankökü” bölümü son üçlülerde verilmektedir.
Sonenin edebiyatımızdaki serüvenine tarihsel gelişim açısından baktığımızda ilk başarılı yapımların sunulduğu Servet-i Fünun döneminde sunulduğunu görürüz. Tıp eğitimi için Fransa’ya giden Sinab Shahabuddin, özellikle Charles Baudelaire’in şiirlerinden etkilenerek sone şiirleri yazmaya başladı. Sinab-ı Şehabeddin’den sonra edebiyatımızda yayılarak hemen hemen bütün Servet-i Funon sanatçılarının beğenisini kazanmış, daha sonra Fecr-i Ati ve Cumhuriyet dönemi şairlerinin tercih ettiği bir şiir biçimi olmuştur. . Servet-i Fünun şairlerinden Tevfik Fikret’in çokça tercih ettiği bir şiir türüdür.
Makdam Yar
Pervâne-i zerrin gibi, hepsi zühre-i zerrin
zümrüd-geh-i lerzân-ı çemende ürperti
Çağlar leb-i sîm-i hıyabân-i semende
Bir çeşme-i bilûr ve bir cûy-i bilûrin
Sih Bergh Shebi Shamsuddin düştü
Kamera gece çiy gibi titredi
Ahû-yi çerende bir şeb-pere-i hutfe
Bu piknikçiye vahşi-nermin verdim
Âhû ile şeb-perre vü evrâk ile azhâr
Nâ-gah lab-i eb-i revânda fısıldadı
Çünkü bu Ivan’da o periye karşı
Ey dürr-i yatîm-i sadef-i şefkâtim, ey yâr
Mah-i Zhu’nun ruhu gibi yükseliyordun
Zili Bustan Mzalim’den geliyordum.
Sinab Shahabuddin
Oğul
Yeter, sakin ol, ara ver derdim!
Akşam dedim, işte akşam oldu,
Karanlık, şehri siyah pelerinlerle sardı.
Kimine cennetten huzur iner, kimine hüzün.
Şehrin kötü kalabalığını bırak gitsin,
Yesin, mutluluğunuzu sefil eğlenceye dönüştürür
Pişmanlığın acı meyvesini toplasın
Hadi, ver elini, hadi böyle derdim.
Cennetin teraslarının ötesine bak
Eski kıyafetleri içinde reverans yaptılar.
Hüzün gülerek yükselir sudan.
Bir yay çizerek yorgun bir şekilde ölen güneşi izleyin
Doğu uzun bir kefenle örtülüdür.
Geceyi dinle, yürüyen tatlı gece.
(Çev: Charles Baudelaire: Sabahattin Ayuboğlu)
Kaynak:
https://tr.wikipedia.org/wiki/Sone
Kabakli, Ahmed, Türk Edebiyatı 1, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İstanbul, 1990
yazar:Erdal Oğur
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]