Tanrıkulu Meclis kürsüsünden yaptığı konuşmasında şunları söyledi;
Evet, Somali açıklarındaki faaliyetler nedeniyle bir uluslararası anlaşma nedeniyle söz aldım. Çok değerli konuşmacılar oldu burada, partimiz adına da konuşmalar oldu. Açık ifade edeyim yani ben siyasi yaklaşım olarak savaş karşıtı bir insanım, hayatım savaş karşıtlığıyla geçti. Şiddete, savaşa, çatışmaya her ortamda karşı çıktım ve barıştan yana oldum ve bu Cumhuriyetin kurucularının ana felsefe olarak ortaya koydukları “Yurtta barış, dünyada barış.” sözlerinin de savunucusu oldum. Dolayısıyla yani halen de bu savunuculuğu, hem yaşımın ilk genç yıllarından hem de avukatlığımda, sivil yaşamımda ve şimdi Parlamentoda da bulunduğum süre içerisinde bu Devletin sürekli barıştan yana tutum alması gerektiğini savundum.
Dolayısıyla yani bu tezkere konusunda da benim görüşlerim barış odaklı olacaktır yani Türkiye’nin yirmi iki yıldır dış politikasını yöneten Adalet ve Kalkınma Partisi, Cumhuriyetin kurucularının ve bu Cumhuriyetin ana felsefesi olan “Yurtta barış, dünyada barış.” felsefesinden, yaklaşımından maalesef uzaklaşmıştır, maalesef. Bu Cumhuriyetin kurucuları kuruluştan itibaren, özellikle komşularımızla, bölgeyle barış yanlısı politikaları esas almışlardır, bu nedenle de gücünü barış odaklı politikalardan almıştır.
Türkiye, özellikle komşularla olan ilişkilerde ama son yirmi yılda Adalet ve Kalkınma Partisinin yönelimi güçten yana, savaştan yana, çatışmadan yana olmuştur; komşularıyla iyi ilişkilerden yana olmayan bir strateji izlenmiştir. Türkiye’nin bu savaş politikalarıyla ve barış odaklı politikadan uzaklaşmasıyla dışarıda yürüttüğü politikaların ne anlama geldiğini hepimiz biliyoruz, maliyeti çok ağır olmuştur
Türkiye’ye gerçekten. Yanı başımızdaki Suriye savaşına 2011 yılından bu yana taraf olduk, o taraflığımızın bize, Türkiye’ye maliyeti çok ağır oldu maalesef ve Suriye’ye maliyeti çok ağır oldu. O zaman da bu kürsüde yine İstanbul Milletvekili olarak Türkiye’nin bu savaştan yana olmaması gerektiğini, Suriye’de barış odaklı, Suriye’nin halklarının birliğine yönelik politikalardan yana bir tutum alınması gerektiğini burada savunmuştum ama geçtiğimiz on bir yıl içerisinde Türkiye, Adalet ve Kalkınma Partisinin dış politikada yürüttüğü savaş yanlısı politikaların maliyetini çok ağır bir biçimde ödemiştir, ödemeye de devam ediyor.
Şimdi, yanı başımıza bakalım Değerli Arkadaşlar; bakın, “Suriye” denen bir devlet neredeyse kalmadı, Şam’daki rejim kendi ülkesini idare edemiyor maalesef, İdlib’te başka bir konu var, Suriye’nin kuzeyinde, doğusunda başka bir oluşum var dünyanın bütün müdahalelerine açık. Yine, Suriye rejiminin idare ettiği diğer yerlerde de sonuçta rejimin kendisi yok. Oysa Türkiye, yanı başındaki Suriye noktasında barış odaklı bir siyaset izleseydi, Suriye’deki halkların iradesine uygun demokratik bir rejimin inşası için bir politika içerisinde olsaydı ve buradaki muhalefeti dinleseydi bugün Suriye’nin maliyeti hem Suriye halklarına bu kadar ağır olmayacaktı hem de Türkiye’ye bu kadar ağır olmayacaktı.
Bakın, Suriye’de ağır bir çatışma var. 7 Ekimden bu yana İsrail’in soykırım suçuna varan davranışlarıyla ve hepsi uluslararası hukuka göre insanlığa karşı suç olan, savaş suçu olan eylemleriyle bugün itibarıyla yaklaşık 25 bine yakın insan yaşamını yitirdi Gazze’de, maalesef 25 bine yakın.
Peki, Adalet ve Kalkınma Partisinin bu savaşın sonlanmasına dair gerçekten aldığı doğru bir tutum var mı, bu savaşın sonlanmasına ve maliyetinin bu kadar ağır olmaması noktasında bir maliyeti var mı? Yok. E, şimdi, yapılanlara bakıyoruz, sadece Kasım Ayında ithalat 600 milyon dolar artmış İsrail’e. Demek ki her ne kadar başka bir söz kuruluyorsa da Adalet ve Kalkınma Partisi savaştan yana politikalarını orada da sürdürüyor.
Yine İran’a bakalım, Irak’a bakalım, Kürdistan Bölgesel Yönetimine bakalım. Ben söylerim; Kürdistan Bölgesel Yönetimi bu Hükümetin dostu değil mi; dostu değil mi bu Hükümetin, aynı zamanda Adalet ve Kalkınma Partisinin? Peki, iki gün önce Kürdistan Bölgesel Yönetiminin Başkenti Erbil’e İran’dan saldırı yapıldı ve Devrim Muhafızları bunu üstlendi. Peki, sizden bir geçmiş olsun dileği bile çıktı mı? Ama orada ölen Kürt olunca ve muhatap Kürdistan Bölgesel Yönetimi olunca Adalet ve Kalkınma Partisi savaş yanlısı politikalarını yine sürdürüyor.
İran’da 90 kişinin öldüğü intihar saldırısı oldu, İran’ın buna misillemesi oldu Pakistan’da. Bakın, çevremizin tümünde savaş var, bu savaşlara müdahil olmak Türkiye’nin işi olmamalı. O nedenle, ilk önce komşularımızla barış odaklı bir siyaseti esas almalıyız, esas almalıyız ki gücümüz barıştan gelsin.
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]