İçindekiler
Profesör. Dr. Ufuk Akçegit, CHP’nin “İkinci Yüzyıl Çağrı Toplantısı”nda; Türkiye ekonomisi bıraktığımız yerde kaldı. Kötü haberler ve iyi haberler var. Kötü haber şu ki birçok alanda sorunlarımız var. İyi haber, yapacak çok işimiz var. Gerçekten de bu konuları uzmanlarla tartışıp yapılacaklar listesi yaparsak çok kısa sürede yapabileceğimiz çok şey var.”
“Ama önce teşhis koymak doğru olandır. Teşhisi doğru yapmazsak, kişinin yüksek sesini dinlesek bir şey olmaz. Önemli olan bakanlıklar arası çalışabilmektir, olmamak değil.” herkesle çalışabilen, her şeyi yoluna koyabilen, bizim asıl sorumluluğumuz gençlerimize, çocuklarımıza ve geleceğe karşı.. Biz bu adımları atmazsak torunlarımız dedelerimizden aldığımız gelirle aynı seviyede kalacak. 60 yıl önce.”
“Cumhuriyet Halk Partisi 2. Yüzyıla Davet Buluşması” İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleştirildi. Profesör. Dr. Çizimlerden Bahsetmişken Ufuk Akçigit; dedi ki:
Bugün Türkiye’nin kişi başına milli geliri Amerika Birleşik Devletleri’nin yüzde 15’i seviyesinde.
Türkiye, bölgesinde ve dünyada meydana gelen büyük değişim ve devrimler nedeniyle hayati bir süreçten geçmektedir. İlk grafik Türkiye’deki milli geliri zaman içinde gösteriyor. 1960’tan bu yana Türkiye dahil tüm OECD ülkelerinin kişi başına düşen gelir tablosunu çıkarıyoruz. 1960 yılında Türkiye’nin milli geliri ABD’nin milli gelirinin yaklaşık %20’si kadardı. Zamanla, OECD ülkelerinin çoğu Amerika Birleşik Devletleri’ne yaklaştı ve hatta bazıları Amerika Birleşik Devletleri’ni geçti. Ne yazık ki Türkiye’de Türkiye kadar ilerleme kaydedemedik. Ama 2008’de altmışların seviyesine ulaştık. 2013’ten beri o kazanımları kaybettik. Bugün Türkiye’de kişi başına düşen gelir ABD’nin yüzde 15’i seviyesinde. Bu grafiğin anlamı: Evet, Türkiye’de daha çok cep telefonu, internet, yol vb. kullanabiliriz. Ama bu tüm dünyanın bir gerçeği. Bu grafik bize cep telefonlarının ve internetin sadece Türkiye’de değil tüm dünyada ulaştığını gösteriyor.
Pazarlama harcamaları sadece bugünü değil yarını da etkiler.
Türkiye’de rekabet ortamı 2013’ten sonra bozulmaya başladı. Türkiye ekonomisi için odaklanmamız gereken ilk şeylerden biri bu rekabeti eski haline getirmek. E-ticaret sektöründeki durum hayatımıza her geçen gün daha fazla girmekte ve daha hızlı gelişmektedir.
2016 yılında ilk 4 şirketin toplam pazarlama payındaki pazarlama payı yüzde 40 oldu. 2020 yılına gelindiğinde bu pazarlama oranı yüzde 75’e çıktı. Burada rekabeti nasıl sağlıyorsunuz? Yeni bir şirket kendini nasıl kuracak? Acilen bu verilere odaklanmamız ve bunun ne anlama geldiğini anlamamız gerekiyor. Bu firmalar bu kadar harcama yaparken beyan edilen kar oranları çoğunlukla sıfır veya negatif yani e-ticaret sektöründe ilk 4 firmanın kar oranı ortalama olarak negatif çıktı. Harcama, pazarlamayı sadece bugün değil, yarın da etkiler. Sadece şirketlerin dinamik olmasını beklememiz gerekmiyor, aynı zamanda organizasyonlarımızın da dinamik olması gerekiyor, sadece geriye değil ileriye de bakması gerekiyor.
“Batı’nın sanayi politikalarını biz belirleyemeyiz. Bizim Türkiye’ye özgü sorunlarımız var.”
Hangi regülasyonlar işe yarıyor, hangileri yaramıyor… Her zaman geriye dönüp, çalışmayanları kapatmamız gerekiyor. Aksi takdirde ekonomiyi hantal hale getirecektir. Düzenlemelerin nasıl çalıştığını anlamamız ve onları daha modern ve etkili hale getirmemiz gerekiyor. İnovasyonda iyi değiliz. Türkiye’de Ar-Ge harcamalarının GSMH’ya oranı OECD ülkelerinin çok gerisindedir. Mesele halkın desteğinin miktarı değil. Kişi başına düşen bilimsel yayın sayısında çok gerideyiz. Aslında yenilik açısından, sübvansiyonlar ve kamunun gayri safi milli hasılasına göre miktar açısından bir sorun yok. Sorun bu parayı nasıl kullanacağımız.
Ne yazık ki, tüm bu kaynaklar, onları etkin bir şekilde kullanamadığımız için işe yaramaz. Etki analizi dediğimiz şey çok etkilidir. Türkiye’deki en büyük kurumsal sorunlardan biri orta ölçekli şirketlerin kaymasıdır. Sanayi politikaları geliştirirken; Batının sanayi politikalarını alamayız. Türkiye’ye özgü sorunlarımız var. Türkiye’de şirketlerimiz genellikle küçük. Kısıtlı kaynakları orta ölçekli şirketlere daha odaklı bir şekilde aktarırsak bu etki analizinden daha fazla iş fırsatı çıkacaktır.
TÜRKONFED Başkanı Sönmez: Üç iş adamından ikisi işten çıkarma düşünüyor
“Yurtdışına giden araştırmacıların verimliliği artıyor, Türkiye’ye gelenlerin verimliliği düşüyor”
Doğru politikalar ile önce hangi kasların en güçlü olduğumuzu anlayalım ve kaynaklarımızı oraya taşıyalım ki dünyada daha güçlü bir etki yaratabilelim. Türkiye’de şirketler dijital dönüşümü gerçekleştirmek için öncelikle yazılımcılara ihtiyaç duyuyor ancak Türkiye’deki yazılımcıların nüfusa oranı Avrupa ülkeleri arasında son sıralarda. Eksik olduğumuz yerde oraya yatırım yapmalıyız. Sanayi politikaları ile eğitim politikalarını birbirinden ayrı düşünemeyiz. Yatırımlarımızı insana yapıyoruz. Ama bu yatırımlar bugünden yarına değil, önümüzdeki 5-8 yılı etkileyecek ve sabırlı olmamız gerekiyor. Yurtdışına giden araştırmacıların beklentilerinin ne olduğunu sorduk ve burada daha da heyecan verici bir şey var. Yurt dışına giden sağlık araştırmacıları, en üretken insanlarımız yurt dışına gidiyor. Dolayısıyla yeni mezun ve verimsiz insanlarla değiştirmek aynı etkiyi yaratmayacaktır. Uğruna yaşlandığımız binalara sırtımızı dönemeyiz. Politika geliştirirken bunları masaya koymamız gerekiyor. Araştırmacılar yurt dışına çıktıklarında verimlilikleri artıyor ve ortalama yüzde 25 civarında bir artış oluyor. Türkiye’ye gelenlerin üretkenliği geldikten sonra düşüyor.
Eğer bu adımları atmazsak anneannelerimiz de 60 yıl önceki gelir seviyesinde kalacak” dedi.
Konular çok çeşitli ve bunlara kapsamlı yaklaşmamız gerekiyor ve bu sorunlarla ilgilenmezsek, Türkiye için son 60 yılda hiçbir şey olmadığı gibi boğulmayacağız, boğulmayacağız. Türkiye ekonomisi bıraktığımız yerde kaldı. Kötü haberler ve iyi haberler var. Kötü haber şu ki, birçok alanda sorunlarımız var. İyi haber, yapacak çok işimiz var. Aslında bu konuları uzmanlarla tartışıp yapılacaklar listesi yaparsak kısa sürede yapabileceğimiz çok şey var. Ama önce doğru olan teşhistir. Teşhisi doğru yapmazsak, sadece kişinin sesini yüksek sesle dinlersek bir işe yaramaz. Önemli olan partiler üstü, bakanlıklar arası çalışabilmek ve herkes kendi içine kapanıp meseleleri çözemiyor. Gençlerimiz için, çocuklarımız için, yarınlarımız için temel sorumluluğumuzdur. Bu adımları atmazsak, torunlarımız 60 yıl önce dedelerimizden aldığımız gelirle aynı seviyede kalacak.
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]