CHP Sözcüsü Faik Öztrak, 28 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 2. turuna ilişkin, “Pusulanın bir tarafında sahte afiş ve videolara güvenenler, hatta Kemal Kılıçdaroğlu imajından korkanlar var. Cumhuriyetin 2.yüzyılına ülkemizi yansıtmak için.Hiçbir şeyden korkmadan savaşan Kemal Kılıçdaroğlu var.Pusulanın bir tarafında “Suriyeliler kalsın” diyen saray. Diğer tarafta “Misafirlerimizi huzur içinde evlerine göndereceğiz” diyen Kılıçdaroğlu var, “Kral değil taban” diyen Kemal Kılıçdaroğlu var. pusulanın diğer tarafında “Bu ülkenin insanlarına söz milletimizindir” diyen Kemal Kılıçdaroğlu var.
AKP hükümetinin tarım politikalarını eleştiren Öztrak, “Çiftçinin bankalara olan borcu son 5 yılda 91 milyar liradan 391 milyar liraya çıktı. Her çiftçinin borcu 179 bin liraya ulaştı, her çiftçinin ailesi 215 bin lira alacak.” Saray hükümetinden’ dedi. Ve bankalara 179 bin lira yani reşit olmayan çiftçiye borcunu öderse çiftçi bankalardan borç almayacak, cebinde 36 bin lira kalacak.”
Öztrak’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
“Cumhuriyet huzuru sağlar, eken, salan, ‘Milletin Efendisi’ denilen fabrika: “Kılıçla kazananlar sabanla kazananlara yenilmeli ve sonunda yerini bırakmalıdır.” Gazi Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyetin ilanından önce yaptığı İzmir İktisat Konferansı’nın açılış konuşmasında, üretim ve ekonomik bağımsızlık olmadan tam bağımsızlıktan söz edilemeyeceğini böyle açıklamıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Cumhuriyet kurulduğunda bu millet “önce üretim” dedi. Cumhuriyet, “ulusun efendisi” dediği köylüye, çiftçiye, yetiştiriciye ve üreticiye en yüksek önceliği verdi. Ancak bugün çiftçi, yetiştirici ve üretici, ulusumuzun geri kalanı gibi “evde yabancı, evde dışlanmış” durumda.
Tarım Kanunu açık, “her yıl çiftçilere milli gelirin yüzde birinden az olmayacak şekilde sübvansiyon vereceksiniz” diyor. “Verildi” deme: kendi hükümetim; Çiftlikleri, yetiştiricileri ve üreticileri ithalat fiyatları ile girdi fiyatları arasında ezin. Türkiye İstatistik Kurumu bugün açıkladı. 1,5 yılda tarımsal üretimde kullanılan gübre fiyatı yüzde 198, yem fiyatı yüzde 191, mazot fiyatı yüzde 188, elektrik fiyatı yüzde 125, ilaç fiyatı yüzde 143 arttı. Saray Merkez Bankası pankart oranlarını indirmeye başladığından beri geçti. Maliyetler her geçen gün artarken devlet çiftçiyi yalnız bıraktı. Hükümet, kanunla verilen sübvansiyonları ödemedi. Tarım Kanunu açık, diyor ki: “Köylüye her yıl milli gelirin en az %1’ini vereceksin.” “Verir misin” demedi, “Vermek ister misin?” demedi. “En az yüzde birini vereceksin” diyor. Saray, kanunen gerekli olan tarımsal desteğin yarısını bile henüz sağlamadı.

Akın: Milletimiz 28 Mayıs’ta halkına yalan söyleyen cumhurbaşkanı seçmeyecek
Hükümet çiftçilerine bağlıdır: Hükümet bunu çiftçilerine borçlu mu? Bunlar giydi. Ödenmeyen tarımsal sübvansiyonlar nedeniyle, çiftçi 17 yılda birikmiş 470 milyar pound veya yarım trilyon alacak. Her çiftçinin ailesinin, temerrüde düşen faiz hariç, saray hükümetinden 215.442 pound ve 45 kuruş var. Hükümet, devletin vaat ettiği desteği ödemeyince çiftlikler bankaların ve kredi kooperatiflerinin eline geçti.
Her çiftçinin borcu 179 bin lirayı buldu: Erdoğan alın terini ödemedikçe borcu borca çevirip döndürmeye çalıştı. Al-Falah’ın son beş yılda bankalara olan borcu 91 milyar sterlinden 391 milyar sterline yükseldi. Çiftçi başına borç 179 bin lirayı buldu. Her köylü ailesi, saray hükümetinden 215.000 pound ve bankalardan 179.000 pound alacak. Saray çiftçiye destekleme borcunu öderse çiftçinin bankalara borcu kalmaz, cebinde 36 bin lira kalır. Ama bu hükümet bu toprakların çiftçisi Ahmed’i, Mehmed’i değil, elin çiftçisi Hans’ı, Georg’u seviyor. Nerden biliyorsun diye sorarsanız tarımsal ithalat rakamlarından…
Çiftliğim vuruldu ve çiftçi para kazanıyor: Son 20 yılda hükümetim, çiftliklerimizin hak ettiği refahı ithalat yoluyla çiftliklere aktardı. Hasat zamanı gümrük kapılarını açıp ithal sopayla tarlalarımıza vurdu. Çiftçilerim dövüldü ve el çiftçisi para kazandı. Rakamlar orada. Bu dönemde pamuk ithalatına 30 milyar dolar, buğday ithalatına 26 milyar dolar, ayçiçeği ithalatına 7,5 milyar dolar, mercimek ithalatına 3,6 milyar dolar ve şeker ithalatına 1,2 milyar dolar ödendi. Sarayın hükümdarlığı döneminde toplam 144 milyar dolarlık tarım ürünü ithal edildi. Türkiye’nin ürettiği buğday kendi kendine yetmiyor. Her yıl 10 milyon ton buğday ithal edilerek üretim açığı kapatılmaktadır. Üretip kar etmek yerine milletin parası Eloğlu’na gidiyor.
Tarımda çalışan 2 milyon 592 bin kişi tarımda malul: Kibirli sarayın yanlış politikaları nedeniyle ülkemizdeki yetiştirici sayısı giderek azalmaktadır. Son yirmi yılda tarımda çalışan 2 milyon 592 bin kişi tarımda işini bıraktı. Karşılığında alın terini alamayan çiftçi tarlasına öfkelendi. Çiftçi son 20 yılda 3 milyon 735 bin hektar araziyi ekimden vazgeçti. Biraz buz değil. Bu da Trakya büyüklüğünde iki arsaya denk geliyor.
Hükümet, 20 yıllık el yeminde 10 milyar dolarlık canlı hayvan ve et ithal etti.: Küçüklerin zulmünden çiftçi de nasibini alıyor. Başta yem olmak üzere masrafları karşılayamayan üretici, hamile hayvanlarını ve süt ineklerini kesime göndermek zorunda kaldı. Anne olmadan dana eti olmaz. Üretim olmayınca fiyat artıyor. Hükümet, üretici sübvansiyonları yoluyla fiyatları düşürmek yerine ithalata güveniyor. Hükümet, 20 yılda elle beslenenlerden 10 milyar dolar değerinde sığır ve et ithal etti. Seçimlerden önce 500 bin büyükbaş hayvan ithal edileceğini açıkladı. Şaşırdık mı? Şaşırmadık. Çözüm; Karkas et fiyatı 235 liraya yükseldi. Bugün 34 milyon 660 bin vatandaşın her gün sofrasına bir tabak et koyacak gücü yok. Bu şekilde devam ederse etin fiyatı 500-600 liraya çıkacak. Milletimiz asla et göremeyecek. Sonra çocuklarımızın neden bu kadar kısa olduğu konusunda endişeleniyoruz.
Soruna neden olanlar çözümün adresi olamazlar: Dünya gıda fiyatları geçen yıl yüzde 19,7 düştü. Türkiye’de TÜİK’in telafi rakamlarına rağmen yüzde 52 arttı. Sıkıntının sebebi dış güçler değil, benim köylülerim değil, Cennet Anavatanımızın bereketli toprakları değil, sarayda oturan beceriksiz, yorgun yönetimdir. Sorunun nedeni olanlar çözümün adresi olamazlar. Toprağımız verimli. Türk çiftçisi çok çalışıyor. Avrupalı meslektaşları gibi o da hasattan sonra kazancıyla rahat yaşayabiliyor. Ailelerinin çektiği acıları görüp büyük şehirlerde umut ararken köylerinden ayrılan çocukları ve torunları köylerine dönebiliyor.
çiftçi kardeşim, çiftçi kardeşim; KEMAL KILIACDAROĞLU mührüne basın: “Türkiye için kararınızı verin” diyoruz. çiftçi kardeşim, çiftçi kardeşim; Kemal Kılıçdaroğlu’na mühür vurdum, 13’üncü Cumhurbaşkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’na kanunda yazan ve henüz ödenmemiş olan desteğin bedelini ödetelim. Ürettiğiniz ürünlerin taban fiyatları maliyet, kur ve enflasyon dikkate alınarak ve size iyi bir gelir sağlayacak şekilde belirlenmelidir. Satın alma fiyatları ekimden önce açıklanmalıdır. Kılıçdaroğlu’na mühür vur, Kılıçdaroğlu’nu on üçüncü başkanımız yap; Tarlayı sürmeden, sütü sağmadan, sığırları kesime göndermeden mazot, gübre, yem, tohum gibi girdi destekleriniz hesabınıza yatsın. Kalan destek ödemeleri de üretim tarihinden itibaren 90 gün içinde ödenecektir.
13. Başkanımız KILIÇDAROĞLU, güneş enerjisinden elde ettiği elektriği tarımsal sulamada ücretsiz kullanıyor: Kılıçdaroğlu 13. başkanımız olsun, kullandığınız mazottan vergi alınmıyor. Destek olarak kullandığınız gübre ve tohum bedelinin yüzde 50’sini iade etmeniz gerekiyor. Üretimde kullandığınız elektriği azaltın, Türkiye tarımsal kredi kooperatiflerinin güneş enerjisinden bedava elde ettiği elektriği tarımsal sulamada kullanın. Kılıçdaroğlu 13. cumhurbaşkanımız olsun, su ve elektrik faturalarını sadece seçim geldi diye değil, hep hasattan sonra ödesin. Tarımda çalışan kadınlar ve 30 yaşını doldurmamış gençlerin sosyal güvenlik primlerini devlet karşılamalı. BAĞ-KUR primleri de hasattan sonra ödenmelidir. Bu ülkenin çiftçileri aileleriyle birlikte sağlık sigortasından kesintisiz yararlansın.
KILIÇDAROĞLU başkan ve gençlerin yararlandığı tüm desteklerde öncelik: Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun, çiftçilerimizin üretimde kullandığı traktörlere, biçerdöverlere, tarım makinelerine ve canlı hayvan varlıklarına hiçbir şekilde el koymamasını temenni ediyorum. Et ve Süt Vakfı, ÇAYKUR, TMO, tarım kooperatifleri ve birlikleri destekçiye değil çiftçiye sahip çıkmalıdır. Tarımda yenilikçiliği teşvik etmek. Hazine arazi kiralama, yatırım sermayesi ve düşük faizli krediler gibi teşvikler başta olmak üzere her türlü destekten gençler yararlanmalıdır. 13. Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, çiftçilerimizin bankalardan ve tarım kredi kooperatiflerinden kullandıkları kredilerin faizlerini silecek ve yeniden yapılandıracak. Ziraat Bankası yine Çiftçi Bankası olacak. Tarım kredisi geri ödeme planı hasat dönemine göre belirlenecek.
Pusulanın saray tarafında, nazik, yorgun, bitkin, korkunç bir karşılama, sahte bir film yapmaya cüret eder: Çiftçi kardeşim 28 Mayıs’ta sandığa gittiğinde sandıkta sadece iki seçenek var. En son pusulanın saray tarafında, “bana tüm yetkileri verin, bakın bununla ve bununla nasıl karlı bir şekilde başa çıkacağımı” diye işe girişti ama paramızı temizledi, milletimizin cebini boşalttı, umutlarımızı yok etti. Gençler her geçen gün daha da zalimleşiyorlar, oturduğu yerden kalkmamak için küfrediyorlar, film çekmeye bile cesaret eden yorgun, bitkin ve kibirli bir sahte Recep Tayyip Erdoğan var. Pusulanın diğer tarafında “Önce ticaret, önce istişare, önce milletim” diyen, milleti önce refaha, sonra refaha kavuşturacak çalışkan ve mütevazi Kemal Kılıçdaroğlu var.
Millet Meclisi’ne hesap sorulacak bir yönetim anlayışıyla gelen KEMAL KILIÇDAROĞLU var: Pusulanın saray tarafında. Garip, dediğinizi söyledik, kimseye hesap vermeyen tek adam yönetimi var. Pusulanın diğer tarafında sorunları istişare yoluyla çözecek ve millet meclisine rapor verecek bir yönetici zihniyetiyle gelen Kemal Kılıçdaroğlu var. Pusulanın bir tarafında “Harun olacağım” deyip Karun olacağım diyenler, Ali Cengiz oyunlarıyla tek tip ihalelerde, tarım ürünlerinde, canlı hayvan ve kurbanlık ithalatında milyarlarca doları ele geçirenler, bir milleti bölenler var. ondan bahsetmemek için on parmağında. Pusulanın diğer tarafında Kemal Kılıçdaroğlu, “Bu ülkenin çiftçisi kazansın” ayetine dokunmayan, milletle kucaklaşıyor ve “Bizde ne sen varsın, ne benlik var, hepimiz birer bireriz” diyor. Aynı denize düşmek.”
Pusulanın bir yanında Suriyeliler kalsın diyen saray var. Öte yandan “Misafirlerimizi huzur içinde evlerine uğurlayacağız” diyen KILIÇDAROĞLU: Pusulanın bir tarafında sahte afiş ve videolar yaymayı umut edenler, hatta Kemal Kılıçdaroğlu’nun imajından korkanlar var. Pusulanın diğer tarafında Cumhuriyetin ikinci yüzyılında ülkemizi aydınlatmak için korkusuzca savaşan Kemal Kılıçdaroğlu vardır. Pusulanın bir tarafında “Suriyeliler kalsın” diyen Saray. Diğer tarafta “Misafirlerimizi huzur içinde evlerine uğurlayacağız” diyen Kılıçdaroğlu var.
Pusulanın bir tarafında vatandaşlığımızı satan Ortadoğulular ve Türkçe bilmeyenler var: Pusulanın bir tarafında kendini kral sanan Erdoğan. Pusulanın diğer tarafında “Şah değil, hakem” diyen Kemal Kılıçdaroğlu var. Pusulanın bir tarafında vatandaşlığımızı sattığımız Ortadoğu kökenliler, Türkçe bilmedikleri, Türk siyasetinden anlamadıkları halde İstanbul Havalimanı’nda oy kullananlar var. Bunlara sandıkta söz hakkı verilirken hala yerli ve milli olmaktan bahseden bir iktidar var. Pusulanın diğer tarafında “Söz milletimizin, bu ülkenin insanınındır” diyen Kemal Kılıçdaroğlu var.
Kendin karar ver, ailen için, Türkiye için: Aziz milletimiz. Haydi, kararını ver, sandığa git. Kendin için, ailen için, Türkiye için karar ver. Kararını ver, ülkenin ufku aydınlanacak. Kararını ver ve umutların yenilenecek.
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]