Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, ilçe belediye başkanları ve çok sayıda partilinin katılımıyla gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasına deprem bölgesi ziyaretlerine değinerek başlayan Özel, Antakya ilçe binasında Atatürk portresini asarken yaşadığı anıları paylaştı. Özel, “Bir portakal kasası üzerinden konuşuyorsanız bin 500 – 2 bin kişiye, parti iktidara gidiyor demektir” ifadelerini kullandı.
Özel, şunları söyledi:
“PARTİ İKTİDARA GİDİYOR DEMEKTİR”
“Geçen hafta deprem bölgesindeydik, birazdan bahsedeceğim ama bu atmosferi görünce oradaki bir anekdotu hatırlatmak, bir sözümü tekrar etmek isterim. İki program arası geçerken Antakya ilçe başkanımız şunu hatırlatmıştı. Antakya ilçe başkanımızın bütün ailesi göçük altında kalmıştı. Birinci derece yakınlarını kaybetmişti. Eşi günlerce yoğun bakımdaydı. Yoğun bakımda ziyaretim sırasında ‘İlçe de çöktü’ dedi. ‘İlçeden ancak Atatürk’ümüzün resmini kurtarabildik, çıkarabildik’ dedi. Dedim ki ‘Gidenlere Allah rahmet eylesin. Ama eşin de ayağa kalkacak, ilçe de ayağa kalkacak. Yeni ilçe binamıza geleceğim, bu resmi ellerimle asacağım.’ İki program arasında ‘O resmi, Atatürk’ümüzün portresini asar mısın Genel Başkanım?’ dedi. Onu asmaya gittik. Bir gittik ki ilçenin önündeki yol kapanmış. Orada baktık, ettik ve bir portakal kasası mıdır nedir, ters çevirdiler. Üstüne çıktık. Orada gelenlere dedim ki ‘10 milyonluk bir sahneyi bir yere kurdurup, devlet memurlarını toplayıp, teşkilatları altı ilden oraya getirip onlara prompterden bir konuşma yapıyorsanız, iktidar olduğunuz ya da iktidar olacağınız oradan anlaşılmaz. Hiç niyetiniz yokken ilçe binasının önü trafiğe kapandıysa, bir portakal kasası üzerinden konuşuyorsanız bin 500 – 2 bin kişiye parti iktidara gidiyor demektir.’ Parti tarihinin en ağır saldırısının altında, partinin iktidar yürüyüşünün önünü kesmek için, partinin iktidara gelmesine engel olmak için, partinin siyasetçileri tarihin en büyük iftira kampanyasıyla muhatap. Partinin Cumhurbaşkanı adayı, 16 belediye başkanı zindanlarda. Partiyi ayakta tutan, ayağa kaldıran kim varsa saldırı altında, hakaret altında. Devlet bütün imkanlarıyla bir partiye hizmet eder halde. Bin türlü kumpas, yalan, iftira, şantaj, tehdit orada. Ama gel saldırı altındaki ana muhalefet partisinin grup toplantısına bak ya. Hepiniz şeref verdiniz.”
“10 MİLYONLUK SAHNE KURDURMAKLA OLMUYOR”
“6 Şubat’ın üçüncü yıldönümünde Osmaniye’de, Gaziantep’te, Kahramanmaraş’ta, Hatay’da, Adıyaman’da, Malatya’daydık. Vatandaşlarımızla birlikteydik. Toplam bir hafta boyunca 55 farklı program yaptık bu altı ilde. Bir kez daha kaybettiklerimize Allah’tan rahmet ve deprem bölgesine, milletimize, tüm Türkiye’ye başsağlığı diliyorum. Yazın serin, kışın sıcak salonlardan ayrılmayan, meydana çıkmadan atadıklarına alkışlattıran, siyaset yapanlar için yapması kolay siyaset ama işleri zor bundan sonra. Gerçekle yüzleşmek, sokağa inmekle oluyor. Osmaniye’ye 10 milyonluk bir sahne kurdurup da biraz önce tarif ettiğim kompozisyonda atıp tutmakla, depremi yaşayana, orayı görene video izletmekle siyaset olmuyor. Konteyner kente gitmeden, o ayakları çamurda çocukları görmeden, gözü yaşlı kiracıyı dinlemeden, ‘Evim verildi ama geçemiyorum, tadilatına param yok, aidatına param yok. İşim yok’ diyenleri dinlemeden, mücbir sebep mağdurları ile birlikte ağlamadan, yakınlarını kaybetmiş olanların adalet arayışının önündeki engellerin nasıl AK Partili müteahhitleri, o şehrin zenginlerini, kodamanlarını kayırdığını garibanlardan dinlemeden öyle brandayla, parayla, afişle siyaset olmuyor. Branda ile siyaset dönemi, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin çöküş dönemidir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin yürekten, sokakta samimi siyaseti bir kuruluşun, yeni bir iktidarın kuruluşunun göstergesidir. Şaşılacak bir şey yok. Geçen hafta herkes sevdikleriyle beraberdi. Biz İslahiye’deydik, Nurdağı’ndaydık, Osmaniye’deydik, Malatya’nın ilçeleri ve beldelerindeydik, Kahramanmaraş’ımızdaydık. Sayın Erdoğan da ‘eli kanlı katil’ dediği ama daha sonra Amerika işaret verip de doların ucunu görünce kardeşi gibi sarılır gibi sarıldığı Suudi Arabistan Prensinin yanındaydı. ‘Darbeci’ dediği Sisi ile kucaklaşmaya, ‘Ona selam verirsem namerdim’ dediği, ‘Aynı salonda olursam meşrulaştırırım’ dediği Sisi’ye iltifatlar etmeye gitmişti. Biz de deprem bölgesindeydik. Acılar hala taze. 270 bin kişi konteynerlerde yaşıyor. Barınma krizi sürüyor. Rezerv alan ve mücbir sebep mağduriyetleri devam ediyor. Eğitim ve sağlıktaki sıkıntılar katlanılamaz boyutta. Bugün deprem bölgesinde araştırma yapan kuruluşların raporları gelmeye başladı. Yani 70 vilayete, o 11 vilayet için yapılan algı operasyonu 70 vilayette de çok büyük karşılık görmüyor. Ama 11 şehre sorulan soruların cevabında bırakın vatandaşın memnuniyetini, perişan olduğu, öyle anlatılana… Hele hele iyiymiş gibi gösterilenlerin gerçeğini yaşayanların tepkisi deprem bölgesindeki çalışmalarda ortaya çıktı. Hep birlikte izleyeceğiz. Hep birlikte takip edeceğiz.”
“SİSİ’DEN KOPTU GELDİ, ‘BUNLAR DEPREM TURİSTİ’ DEDİ”
“Bir tarafta biz gittiğimiz günden itibaren, ilk sabah Osmaniye saat 10.45; Depremden enkazdan çakıl taşı kaldırandan ya da yeni ev için temel kazandan ya da son kiremidi koyana kadar emeği geçen tüm siyasetçilerden, emekçilerden Allah razı olsun’ diye lafa başladık. Her şehirde bunu söyledim. Mısır’dan, Sisi’den koptu geldi. Osmaniye’de dedi ki ‘Bunlar deprem turisti.’ Bir de sırf CHP’ye de demiyor. Haksızlığı bütün muhalefete yapıyor. ‘Bunlar sadece depremden bir süre sonra bir fotoğraf çektirip gittiler. Bir daha uğramadılar’ dedi. ‘Bir daha bu bölgede yoktular’ dedi. Tabii ben Sayın Erdoğan ‘İki kere iki, dört’ dese kerrat cetvelini kontrol ettiren bir muhatabı olarak hemen saydırdım. Devletin 13 uçağıyla, polisin, jandarmanın, ormanın bütün helikopterleri emre amade… Bölgeye 38 kez gitmiş. O bu sözleri söylediğinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı 55’inci ziyaretini tamamladı da geldi. Her bir gün yapılan her bir şehre ayrı bir ziyaret saymak üzerinden 55 kez deprem bölgesinde olmuşum. Yarısından fazlası grup başkanvekili sıfatıyla, geri kalanı Genel Başkan sıfatıyla. Ama Erdoğan orada döndü, dolaştı şunu söyledi. ‘Deprem bölgesinde yoktular. Enkazlarda yoktular. Buraya hiç yardım yapmadılar. Bir tek eser bile kazandırmadılar.’ Şunu hatırlatmak isterim. Şehirlerimizi afetlere hazırlamak, afet anında etkin müdahale, afet sonrası iyileştirme, şehirleri ayağa kaldırma merkezi yönetimin işi. Bunun için milletten devasa vergiler alınıyor. Milletimiz de bunu deprem bölgesine gidecek diye… İki kere motorlu taşıtlar istediler, ödedi. KDV’yi iki katına çıkardılar, ödedi. ÖTV’ler arttı, ödedi. Yurtdışına çıkış harçları arttı, ödedi. Bu imkânlar dahilinde orada ne yapılıyorsa yapılıyor. Ama dönüyor, dolaşıyor, video izletiyor. Diyor ki ‘Ana muhalefet gitmedi, yapmadı. Her şeyi biz yaptık.’ Ben ona ne dedim? Ona dedim ki ‘Hak etmediğimi duyarsam, hak ettiğini duyarsın.’ İlk önce, ‘CHP’li belediyeler bir şeyler yapmadı’ dedi, bir onu izleyelim hep beraber.”
“ERDOĞAN ‘YAPMADILAR’ DİYENE KADAR SÖYLEMİYORDUK”
“Normalde bunları yaptığımızı biz biliyoruz ama Tayyip Bey ‘Yapmadılar’ diyene kadar bunları söylemiyorduk. Bakın biraz önce ilk anda karelerle gitti. Burada gördük ama televizyon başından ne kadar görüldü bilmiyorum. Şu kısmını hatırlatayım. Depremin ilk günlerinde hatta medyada eleştiri konusu olmuştu. Biz de başta ‘Acaba zaman mı kaybettirir?’ demiştik. Allah’tan öyle yapmışlar. Dediler ki ‘Deprem bölgesine hangi belediye, hangi kurum ne götürürse götürsün AFAD’a bildirecek. AFAD’ın gözetiminde bu deprem yardımları bölgeye ulaştırılacak.’ Bakın elinde AFAD, bir haftadır teker teker okuyorum. Burada gördünüz. AFAD’ın kayıtlarına bildirerek 9 bin 638 araç, 28 bin 521 personelle deprem bölgesindeydik. 7 bin 200 TIR’la, 4 uçak, 6 gemiyle gıdadan sağlık malzemesine çadırdan sobaya her şeyi götürdük. 155 mobil mutfak kurduk, AFAD nereye kur dediyse. 163 ikram aracı koyduk, AFAD nerede dursun dediyse. 18 mobil fırın kurduk, sıcak ekmek dağıtalım diye. 3 milyona yakın battaniye, 266 bin ısıtıcı, 2 bin 220 jeneratör, 4 milyon 600 bin hijyen paketi, 50 bin çadır, bin 810 konteyneri gittik, AFAD’ın bilgisi dahilinde teslim ettik. ‘Kalıcı eseri yok. Bir de tutuyorlar, bu bilgileri veriyorlar, köşe yazarları da doğruymuş gibi yazıyor. Kalıcı eseri var mı? Efendim Konya Belediyesi şunu yaptı, CHP bir tek kalıcı eser bıraktı mı?’ 67 kalıcı eser. Aktı, gitti. İçinde bin kişilik KİPTAŞ’ın yaşam alanı da var, Samandağ’da 18 bin metrekarelik yaşam vadisi de. Adıyaman’ın Çatdere Köprüsü 300 milyon liraya yeniden yapılmış, İstanbul Büyükşehir tarafından. Gölbaşı’nda yaşam vadisi de var. Mersin Büyükşehir 40 metre genişliğinde, 9,5 kilometre yeni bir Mersin Caddesi yaptı ki Adıyaman’ın bütün trafiği rahatladı. Manisa Büyükşehir, 4 bin metrekare kapalı alanda Ferdi Zeyrek Çocuk Kültür Sanat Merkezi inşa ediyor. Denizli Büyükşehir, Polat Mahallesi’nde Ferdi Zeyrek Camii inşa ediyor. Muğla Büyükşehir Hekimhan’a cemevi ve çok amaçlı tesis, Doğanşehir’e kadın, aile ve gençlik merkezi, Araptire kültür ve taziye evi, Arguvan’a çok amaçlı sosyal tesis… Kahramanmaraş’ta ASKİ ekipleri 15 kilometre su hattı onarımını yaptılar. Ayrıca Ankara Büyükşehir Akçadağ Ören’de 16 derslikli diye başladı, 24 derslikli okulun inşaatını tamamlamak üzere. İzmir, İstanbul, Ankara büyükşehir belediyeleri Elazığ’a birer tane okul yaptılar. İstanbul’unki açıldı. Ankara’nınki bitti, açılış bekliyor. İzmir’inki yüzde 70 inşaatta.”
“ALLAH BÖYLE AYAKLARINA DOLAŞTIRIYOR”
“‘Bir kalıcı eser yapsaydınız’ diyor, ‘Özgür Özel bunları büyüterek anlatırdı.’ Biz bugüne kadar yaptıklarımızı söylemedik. Ne gün? Tayyip Erdoğan çıkıp da ‘Hiçbir şey yapmadılar’ diyene kadar. Ama Allah şaşırtacak ya. Allah’ın sopası yok ya. Allah varlığını böyle yalan söyleyene gösterecek ya. Erdoğan’ın geçen hafta oynattığı, bütün AK Partililerin paylaştığı videoyu oynatın, şuracıkta durdurun Uğurcuğum. Diyor ki tam videonun burasında, ‘Altyapı çalışmaları son hızıyla sürdürüldü.’ Başında ve sonunda ‘CHP’ yoktu. Övündüğü altyapı çalışmasında, şu arkadaşların üzerinde ‘Antalya Büyükşehir’ yazıyor. Şu greyderin logosu ‘ASAT’, Antalya Su ve Atıksu İdaresi Genel Müdürlüğü. Burada kablo döşeme ve aracının üzerinde de ‘Antalya Büyükşehir Belediyesi’ yazıyor. Adalet ve Kalkınma Partisi gururla sunar. Vallahi Allah demek ki böyle ayaklarına dolaştırıyor. Niye? Gücüne gidiyor, gücüne. Oradaki vatandaşla ben hangi bölgeye gittiysem, Kahramanmaraş’ta Mansur Yavaş… Adını anıyorsun, alkış başlıyor, bitmiyor. Canlı yayında izlediniz. Hatay’da İBB Başkanvekili Nuri Arslan ‘Ekrem İmamoğlu’nun selamı var’ diyor, dakikalarca ayakta alkışlanıyor. Mersin Büyükşehir Belediyesi, Adıyaman’ın her yerinde ama Yaylakonak ilçesinde bir telefonla saat 11.00’de ilk ulaşan kurtarma ekibi ve onu kapıda görenler gözyaşlarına boğuluyor. Adıyaman’da milli kahraman olmuş. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı, Malatya’da yolda yürüyemiyor. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı, Bodrum Belediye Başkanıyken yaptıklarıyla Hatay’da, şimdi yaptıklarıyla Malatya’da omuzlarda. Hangi belediye başkanımıza baksak; Eskişehir, Tekirdağ… Yaptıklarıyla herkesin gönlüne girmişler. Ama bakıyor, dönüyor, bu… İşte nasıl milletin gönlünde olanı sen diğer 70 ile yalanla, iftiraya yaparsın, Allah böyle ayağına dolaştırır işte.”
“O BOŞ SENETLERİ YIRTIP ATALIM”
“Biz bunları vatandaştan hiçbir kaynak, hiçbir katılım payı, hiçbir şey almadan yapıyoruz. Oysa ki biraz önce söylediğim gibi artan vergiler, mükerrer alınan vergiler; motorlu taşıtlar vergisi, KDV, ÖTV, yurtdışı çıkış harcı, yapılan yurtiçi kampanya, yurtdışı kampanyalarla toplam 71,5 milyar dolar para toplandı depremden beri. Kendileri açıkladılar, ‘Deprem konutlarına 40 milyar dolar harcadık’ diye. Yani demek ki hala 31 milyar dolar bir paramız var. Elbette konutla bitmez. O para harcanacak, belki de yetmez. Ama 40 milyar doları çoktan toplamışız. Ama depremzedenin önüne sözleşme; ‘… TL’yi, … faizle…’ ‘Faize çizgi çek’ diyoruz. Çekince anahtarı geri alıyorlar. Yeni yeni; ‘Afet Kanunu olunca faiz alınmaz.’ Evet. ‘Rezerv alan onun dışında’ diyorsun. ‘Dükkanlar onun dışında’ diyorsun. Bir tek TOKİ’nin yaptıklarında bunu yapıyorsun. ‘Yerinde dönüşüm bunun dışında’ diyorsun. Onun için buradan Erdoğan’a samimi çağrımdır. Bir çağrıda daha bulunacağım, günün ilk çağrısıdır bu. Gel, madem ki bu para toplandı. Bu vakitten sonra o boş senetleri yırtıp atalım. Ben de gelecek hafta grup toplantısında ‘Sayın Erdoğan’a yürekten teşekkür ediyorum’ diyeceğim. Söz veriyorum. Erdoğan’a kalırsa iki yıl ödemesiz 18 yıl boyunca ödenecek. Afet Kanunu’na girmeyenlerden TEFE – TÜFE alacak, faiz alacak. ‘O boş senetleri, vatandaşın aklını karıştıran o boş senetleri yırtıp atalım’ diye çağrıda bulunuyoruz.”
“İLİÇ FACİASI MÜCADELELERİNDE ASLA YALNIZ BIRAKMAYACAĞIZ”
“Maalesef 13 Şubat Erzincan’ın İliç ilçesinde dokuz canımızı kaybettiğimiz maden felaketinin de ikinci yıl dönümüdür. Dönemin Çevre Bakanı Murat Kurum, çok açık hatası olduğu ortadayken, oraya attığı imzayla bütün sorumluluk kendisindeyken, reddettiğinde belgesi buradan çıkılıp gösterilmişken istifa etmek yerine, özür dilemek yerine, bir de gidip İstanbul’a talip oldu. Aday oldu. İliç’te yaptıkları ortadayken İstanbul’un başına musallat olmaya kalktı. Allah’tan İstanbullular iki kefenin iki tarafına baktı, doğru tarttı. Doğru tarttı. Tayyip Bey İstanbul’da Ekrem Başkan’ın karşısına Başbakan koydu olmadı, Meclis Başkanı koydu olmadı, ‘Bu işleri Kurum bilir’ dediler, Murat Kurum’u oraya koydu. Hani diyor ya ‘CHP benim yaptığım evlerin maketini bile yapamaz’ diye, hava yapmaya kalkıyor devletin parasıyla. İstanbullular ilk seçimde 13 bin, ikincide 800 bin, Murat Kurum’u görünce 1 milyon 100 binin üstünde farkla Murat Kurum’a dedi ki, ‘Murat Kurum bu işler senin harcın değil, al sana İstanbul’un maketi, evde oynarsın’ dedi. Bugün İliç felaketinde, ki grubumuz ilk günden bugüne İliç faciasına en yakından, en samimi şekilde, hem hukuki destek hem insani dayanışma olarak takip etti. Hayatını kaybeden Uğur Yıldız kardeşimizin babası Ali Ekber Yılmaz ve ailesi aramızda. Bir kez daha acılarını paylaşıyoruz. Hukuk mücadelelerinde de asla yalnız bırakmayacağız kendilerini.”
“VATAN HAİNLİĞİNİ İKİYE KATLIYOR”
“Değerli vatandaşlarımız, Cumhuriyet tarihimizdeki özelleştirmelerin yüzde 86’sı,1986’dan bu yana yapılan özelleştirmelerin yüzde 86’sı AK Parti’nin döneminde yapıldı. Şeker fabrikalarını bunlar sattı, termik santralleri, limanları, ne bulduysa sattılar. Şimdi iki boğaz köprüsü ve yedi otoyolu özelleştirmek istiyorlar. Resmi bir açıklama yok. Nihayet İBB’deki bir belediye meclis üyeleri baklayı ağzından çıkardı. Ama hazırlıklar biliniyor ve yalanlamıyorlar zaten. Satışta yetkiyi İngiliz Ernst & Young firmasına vermişler. Kanadalı BTY Group’u da teknik danışman yapmışlar. İki köprünün ve yedi tane otoyolun sadece geçen yılki geliri 600 milyon dolar. Bakım masrafı yüzde 2. İki masraf ediyorsun 98 kar ediyorsun. Şimdi burayı 3 milyar dolara, yani beş yıllık gelirini peşin almak için, bakın birini zaten alacaksın, ikincisini de iktidarında alacaksın. Eğer ki seçim zamanında olursa ısrar ettiğin gibi. Bizim iktidarımızdaki üç yıllık geliri bugünden almak için altın yumurtlayan tavuğu kesiyorlar. Ve bedeli ağır olarak vatandaşa ödetilecek. Çok net. Satılacak olan köprüden geçiş ücreti 59 lira, 1973’te temeli atılan şu anda kullandığımız köprünün geçiş ücreti 59 lira, bunların KÖİ modeli ile geçiş garantili yaptırdığı köprünün geçiş ücreti 995 lira. Bu köprüyü 59 liraya satacaklar, alan bu köprünün geçiş ücretini 590 lira yapacak en az. Bakın İzmir Çeşme otoyolu. Rahmetli Özal’ın ‘Semra tak kaseti de keyfimiz yerine gelsin’ diyerek açtığı, devletin parasıyla yapılan otoyolun İzmir Çeşme arasından şu anda 53 lira alınıyor. Bunların modeli ile yapılan otobandan Çeşme’ye değil 100 kilometre, 103 kilometre Akhisar’a doğru git 365 lira alınıyor. İki model arasında vatandaşa maliyeti. Hani diyor ya ‘Bir kuruş cebimizden çıkmadan geçiş garantili yaptık.’ Geçerse vatandaş ödüyor, geçmezse devlet tamamlıyor ödüyor. 100 kilometresi Özal’ın otobanında 53 lira, şimdi bunu özelleştirecekler. Tayyip Bey’in yapıp övündüğü açtığı otobanda 365 lira. Yedi kat fark var. İzmir Çeşme Otobanı özelleştirildiğinde, İzmir – Çeşme de 365 liraya çıkacak aynı modelle. Sayın Erdoğan’a 2012 yılında o köprüleri satmaya kalktığında vatandaş ayağa kalkmıştı. ‘Bakıyoruz’ demişti. 5,7 milyar dolar teklif gelmişti. Erdoğan demişti ki ‘7 milyardan aşağıya satmak vatan hainliği olur.’ Şu anda aynı köprüleri 3,5 milyar dolara satıyor. Vatan hainliğini ikiye katlıyor beyefendi.”
“ASGARİ ÜCRETİN ALIM GÜCÜ 2 BİN LİRA DÜŞTÜ”
“Enflasyon karabasan gibi milletin üstünde. Geçen hafta TÜİK rakamları açıkladı. Bir önceki ay hem zamları yapmayarak, hem fiyatları özenle seçerek, TÜİK’le Mehmet Şimşek’in üstün gayretleriyle enflasyon yüzde 30,6 hesaplandı ki, emekli ve devletin memuru enflasyon zammını düşük alsın. Bu enflasyon yüzde 4,8 çıktı. Yani bu geçen ay çıkaydı, herkese yüzde 3-4 fazla vereceklerdi. O kafa sallayan ablamın, emekli maaşından çalmak için yaptılar. O devlet memurlarının alacağı zamdan yüzde 3,5’u çalmak için bu numarayı yaptılar. Şimdi yüzde 4,8 enflasyona bahane uyduruyorlar. ‘Ocak ayında hava soğuktu, o yüzden enflasyon yüksek geldi.’ Bu lafı söyleyene söylüyorum. 2025 Ocak’ta, geçen sene son 55 yılın en sıcak Ocak ayı geçmişti. Enflasyon yüzde 5 gelmişti. Soğukta yüzde 4,8 gelmiş. Demek ki siz Aralık’ta hep aynı numarayı çekip, Ocak’ta Aralık’ı oraya bindiriyorsunuz da bu iş bundan dolayı oluyor. Emekliye ilk altı ay için yüzde 12 zam yapmışlardı, yarısını böylece çaldılar. Asgari ücretlinin alım gücü de bu enflasyonla bir ayda 2 bin lira düştü. Yani kavga dövüş 28 bin lira yapmışlardı, şu anda 26 bin lira alım gücü kaldı asgari ücretin.”
“MİLLET YAKASINDAN DÜŞMEN İÇİN DUA EDİYOR”
“Şimdi Erdoğan ne diyordu? 2013 yılında ne demiş? ‘Para bir milletin itibarıdır.’ Bunu kabul etmiyoruz. Şu anda yürürlükte olan para, Türk milletinin itibarı değildir. Sayın Erdoğan senin itibarındır. Çünkü o lafı dediğin sene rahmetli Kadir Topbaş’la birlikte bir bayram namazı çıkışında 200 lira vermiştin. Gazetecilere veriyordu o zaman. ‘Al al, bayram parası alınır’ diyordu. Verilen 200 lira, 2013’te 1,5 çeyrek altın alıyordu. Depremzedeye ve babasına 200 lira verdi ya, bakın arkadaşlar cımbızla yapmışlar. 0,03 gram gram altın alıyor. 1,5 çeyrek altın, 0,03 gram altın. 8 kilo kıyma alıyordu 200 lira 2013’te. 150 gram kıyma alıyor. Bak sekiz paket, paketin içinde bak burada göz gibi. Bir yumurta sarısı kadar kıyma alıyor. 2013’te 200 tane simit alıyordu 200 lira. Şu anda 10 tane simit alıyor. Sayın Erdoğan kusura bakma, bu paranın itibarı bizim Türk milletinin değil senin itibarındır kardeşim. Erdoğan’ı tarihle sınamanın, kendi sözleriyle bu millete anlatmanın çok faydası var. Bunu hem 200 lirada olduğu gibi hem de her hafta geçmişte söylediği ve altında kaldığı laflarla göstermeye devam edeceğim. Bakın diyor ki 30 Kasım 2005’te ne demiş? Gazeteye manşet olmuş. ‘Üç yıl öncekinden az ekmek alıyorsanız, bana beddua edin. Eğer maaşınızla üç yıl öncekinden az ekmek alıyorsanız, bana beddua edin.’ Yılı 2005. 2002 yılına kıyaslıyor ve ‘Beddua edin’ diyor, üç yıl öncekinden az alıyorsanız. 2026 yılı emekli maaşıyla bin 300 ekmek alınıyor, üç yıl önce bin 500 ekmek alınıyormuş. Ne diyor? ‘Beddua edin.’ Beddua bizim işimiz değil. Ama bu millet yakasından düşmen için her akşam dua ediyor. Başta emekliler. Dedim ki arkadaşlara, ‘Ya çocuklar üç yıl önce diyor ama bir de o dediği tarihle karşılaştırın.’ Dediği tarihte 2 bin 450 alıyormuş asgari ücretli, bin 800 ekmek alıyor şimdi. Ekmeğe zam gelmedi, asgari ücret de yeni yükseldi. Bu yeni 28 bin lira ile bin 800 alıyor, o lafı söyledi gün 2 bin 450 ekmek alıyormuş. Beddua ağzımıza yakışmaz ama Erdoğan’ın asgari ücretlinin ve emeklinin yakasından düşmesi için, her akşam hep beraber dua edelim. Her akşam hep beraber dua edelim.”
“ERDOĞAN’I YENİLGİYLE TANIŞTIRDIK”
“Değerli arkadaşlar gelelim sıcak bir mevzuya. Bu iktidar milletin huzurunu bozdu, ekmeğini küçülttü. Bunun sonucunda son girdiği seçimlerde de ilk kez yenildi. Biz ilk girdiğimiz seçimlerde ki, öyle söz vermiştik. Demiştik ki, ‘Nasıl rahmetli Ecevit 1970’lerde partisinin başında girdiği ikisi yerel, ikisi genel dört seçimden de partisini birinci çıkardıysa; ben de partinin Genel Başkanı olursam bir seçimden birinci çıkmazsam görevimi bırakacağım. Partiyi kurultaya taşıyacağım.’ Beş ay sonra ilk sınava girdik. Allah’a şükür hepinizin emeğiyle, büyük gayretleriyle 47 yıl sonra partimizi birinci parti yaptık, Erdoğan’ı da partisinin başında ilk kez yenilgiyle tanıştırdık. Eskiden şöyle diyordu Devlet Bey’e, ‘Geçmiş Türkeş’in yerine, 30 yılı bulacak. Sürekli yeniliyor, hala duruyor. Hadi var mısın bu seçimlerden birinci çıkamayan partisini bıraksın.’ Dönüyor, Kemal Bey’e söylüyordu, diğer siyasi rakiplerine söylüyordu. Bu sene geçen sene seçimlerden birinci çıkmadı, hiç ağzını açmıyor. Hiç görevi bırakmaktan bahsetmiyor. Tabii Türkiye’nin yüzde 65’ini kazandık. Ege’nin tamamını kazandık, her bölgede belediyesi olan tek parti olmayı başardık.”
“NE SÖYLEDİYSEM KİŞİLİK TESPİTİNE YÖNELİKTİR”
“Tabii Ankara’da geçen seçim döneminde, 2019’da üç belediye, seçimden hemen önce dört belediye olan sayımızı 16’ya çıkarttık. Hakkını teslim etmek lazım, o süreci Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız Mansur Yavaş’la, bazen elindeki anketlerle günde dört – beş kez koşa koşa gidip gelerek aday belirleme sürecinde birlikte oturduk, örgütümüzü dinledik. Kimi yerde anket yaptık, kimi yerde özel çalışmalar yürütüldü. Ama kimsenin inanmadığı bir şey oldu. ‘CHP üç belediyeden yukarıya çıkamaz’ denilen yerde, 16 tane belediyeyi kazandık. Bunlardan bir tanesi de Keçiören Belediyesi’ydi. Keçiören Belediye Başkanı hakkında görev süresi boyunca pek çok iddia gündeme geldi. Kendisini defalarca, üç kez özel gündemle genel merkezimize çağırdım. Dedim ki ‘Bu iddialar var, bunlara ne diyorsun?’ Ben dedim ki ‘Eğer bir kabahatin varsa şimdi söyle. Bizim yolsuzluk yapanla işimiz olmaz. Türkiye bize umudunu bağlamış, eğer korktuğun bir şey varsa bunu bize söyle ve gereğini yap.’ Söylenenlerin tamamının iftira olduğunu, asla yolsuzluğa, hırsızlığa bulaşmadığını öyle yeminlerle, burada başta Mansur Başkan ve 15 belediye başkanımız, 14 belediye başkanımız herkes şahit; her birimize, her sorana öyle büyük büyük yeminlerle, çocuklarını yeminlere katarak, ailesini o berbat yeminlere ispatlara katarak her şeyi söyleyerek inkar etti. Üç gün öncesine kadar. Sonra her taraftan gelen bilgiler AK Parti ile gizli görüşmeler yaptığı, buraya geçecek olduğu. Sonradan öğreniyoruz ki; örneğin bir belediye meclis üyesi, ‘Bir ay önce bana teklif etti. Ben AK Parti’ye geçersem benimle gelir misin?’ diye. İsmi belli, cismi belli, günü belli. Ve öyle şeyler ki birazdan bambaşka bir şahidi gelecek bunun. Sürpriz bir şahit grup var buna. Öğreniyoruz ki çarşamba günü AK Parti’ye katılacak. Telefonlar açılıyor, il başkanının telefonlarını açmıyor, arkadaşlarının telefonlarını açmıyor. Şehirden kaçıyor. En yakınları ‘Evet katılıyor’ diyorlar. Bunun üzerine kendisine bir gün önce telefon açıyorum, bin bir tane yemin. ‘Ya deme böyle’ dediğim övgüler bana. ‘Sen Atatürk’ten sonra partinin başına gelmiş en büyük lidersin’ diye başlayan, kendisine sin kaflı yakıştırmalarla, ‘Ben öyle haysiyetsiz miyim? Ben öyle nokta-nokta mıyım?’ Ertesi gün telefonları kapatıyor. Bunun üzerine de kendisine telefonla ulaşamadığım için kendisine mesaj atıyorum. O mesajları, ki efendim ‘Anneme küfretti.’ Hâşâ. Seni doğuran annen utanır. Her lafa annesini karıştırdığı için. Onun dışında ne söylediysem kişilik tespitine yöneliktir, aileye yönelik bir kastım varsa Allah cezamı versin. Oradan bir de yalandan, ‘Milli değerlerimize sövdü. Kutsal değerlerimize sövdü. Aileme sövdü.’ Birini ispatla, birini birini. İşte mahkeme orada.”
“CHP GENEL BAŞKANININ TUTUMU ORTADADIR”
“Ama bakın benim değil, onu sızdırdığı, ben bunu sızdıracak olsam ona göre konuşurum değil mi? Hani çok korkacağım çok utanacağım mesajlaşmaya bakın. CHP Genel Başkanı nerede, birileri nerede? CHP nasıl bir parti, birileri nasıl bir parti? Aleyhimizde sızdırılan ve güya mahkemeye verilecek belge. ‘Öyle bir yanlış içerisindesin ki, dün hırsız dediklerinin, alçak dediklerinin, sana hırsız diyenlerin, sana saldıranların koynuna girmeye kalkıyorsun. Onlar seni aldatıyor oğlum, onlar seni aldatıyor. Bir kusurun varsa, bir hırsızlığın varsa ben bunu zaten hazmetmem. Ama seni hırsızlığınla hazmedenlere gidiyorsan, zaten yanlış yoldasın.’ Şimdi bunlar benim utanacağım onun kanıtları. Aramızda geçen konuşmaların, ona söylediklerimin ve onun söylediklerinin, onun sızdırdığı dökümleri. ‘Sen bana dedin ki, ‘Genel Başkanım ben de hata yok, kusur yok. Yalan atıyorlar, iftira atıyorlar. Sakın inanmayın. Bana güvenin. Ben kul hakkı yemedim. Ben rüşvet yemedim. Ben hırsızlık yapmadım’ dedin. Ben de sana inandım. Şimdi sana inanmayanlara, güya sana iftira atanlara teslim oluyorsun. Ya da onlara giderek bana yalan attığını, aslında hırsız olduğunu itiraf ediyorsun. Ben buna inanmak istemiyorum. Ben o gün gözleri ateş gibi parlayan ve inandığını söyleyen Mesut’u görmek istiyorum. Ama anlıyorum ki o Mesut da yalanmış. Anladım ki sen hırsızmışsın ve hırsızlığını bilenlerle, hırsızlığını görenlerle uzlaşarak kendini kurtarmaya çalışıyorsun. O zaman sen layığını bulmuşsun. Şunu bil Mesut, bana benim odama gelip gözlerin çakmak çakmak doğru dürüst konuşan ve ‘Hırsızlara, ranta, rüşvete bulaşmadım’ diyen Mesut lazım. O Mesut beni kandırdıysa o Mesut’un yolu açık olsun. Asla ve asla benim hırsızla, yolsuzla işim olmaz. AK Parti’nin işi olur. O seni bağrına basan, senin hakkında suç duyurusunda bulunanlar o söylediklerini yutar. Bizde böyle bir şey olmaz. Devir, hırsızların devri değil. Devir AK Parti’nin devri değil. O devir bitiyor. Devrimiz başlayınca yalvarsan da yakarsan da seni affetmem bu vakitten sonra. Dönsen de affetmem. Sen hırsız olduğunu, yolsuz olduğunu, alçak olduğunu itiraf ettin şu anda. Bu lafları söyleyenlere sığındığını, seni savunanlara sırtını döndüğünü tercih ettin sen. Madem hırsızdın, niye bizi oyaladın? Yolun açık olsun. Ama gün gelecek, devir dönecek, elime düşeceksin. O gün sana acırsam namerdim.’ Bunlar Mesut Bey’in telefonundan aldığı ve mahkemeye vereceğini söylediği, basına yolladığı yazışmalar. CHP Genel Başkanı’nın iki kişi arasında gizli kalacağını bilerek ve onun sızdırdığı yazışmalardaki hırsızlığa, yolsuzluğa tutumu ve AK Parti’nin yaklaşımı ortadadır.”
“KENDİNE SLOGAN ATSINLAR DİYE ADAM TUTMAYA ÇALIŞIYOR”
“Şimdi burada şahitler var. Hani diyor ya ‘Genel Başkan bana onu yazdı, bunu yazdı da ondan parti değiştiriyorum. Yoksa değiştirmeyecektim.’ Cümle alem biliyor, hepimiz biliyoruz. Burada Ankaragüçlüler var mı? Şimdi bu Ankaragücü’nün Gecekondu, Sol Açık ve Bekar Evi Çocukları diye üç tribün grubunun liderleri ve önde gelenleri burada. Kendileri bize Meclis’e 3 bin kişiyle girmek istediklerini söylediler. Ancak bu kadarını Aylin Hanım, Ankara milletvekillerimiz sokabildi. Bütün ajanslara açıktır. Tribün liderleri burada. ANKA, Anadolu Ajansı, Doğan Haber Ajansı, İhlas Haber Ajansı bahçede kendileriyle konuşabilirsiniz. Tribün liderlerine daha dün bu iş ortaya çıkıp da bu rezalet patlayıp da millet bizi kınayacak, onu mazur görecek diye düşünüp ve pazar günü aldığı garantiye güvenip diyor ki ‘Çarşamba günü AK Parti grubuna katılıyorum. Ankaragücü olarak yanımızda durun. Her ihtiyacınızı karşılayın.’ Tribün liderine diyor ki ‘Sana daire alayım.’ Buyurun, yapın röportajı, son dakika verin. Ankaragücü tribün liderlerine sorun. Çarşamba günü geçerken arkasında CHP’den bir kibrit çöpü götüremeyeceğini biliyor. Sanki şanlı şerefli, Atatürk’ün kulübünü, göğsünde Atatürk’ü onurla taşıyan kulübü parayla satın alacağını düşünüyor. Kendine slogan atsınlar diye adam tutmaya çalışıyor. Oysa Ankaragücü böyle bir utanmazlığın değil, şerefli geçmişinin arkasında durmaktadır; Atatürk’ün partisinin arkasında.”
“BU TOSUNCUK DA MİLLETİN HELAL OYLARIYLA KAÇMAYA ÇALIŞIYOR”
“Şimdi burada iki husus var çok konuşulan. Bu tosuncuk var ya tosuncuk. Hani bir tosuncuk milletin paralarını aldı, kaçtı. Bu tosuncuk da milletin helal oylarını almış, kaçmaya kalkıyor. Şimdi AKP Meclis Üyesi Fatih Ünal. 20 – 207.871, 864,115.777 ve 115.780 sayılı dosyalarda ihaleye fesat karıştırma ve çeşitli suçlamalarla bunun hakkında suç duyurusunda bulunmuş. Osman Gökçek, Ankara Milletvekili. 115.707 dosya numarasıyla bunun hakkında suç duyurularında bulunmuşlar. Ben kendisini cuma akşamı aradığımda bana şöyle dedi; ‘Öyle yapmam, o kadar…’ ‘Bir tweet at.’ ‘Pazartesine bir işim var, onu beklesem olmaz mı?’ dedi. Dün kendisinin dönemi ile ilgili müfettiş görevlendirildi, soruşturma izni verilip verilmemesine dair. Eski Keçiören Belediye Başkanı Turgut Altınok da diyor ki ‘Parti değiştirmek için kapı kapı gezen Keçiören Belediye Başkanı.’ Diyor ki ‘Mesela parti değiştirme uğruna birilerine yaranmak için peşkeş çekilen otoparkın üstünde ışık ve ses gösterili su meydanının ihalesi nasıl oluyor da bir firmaya gidiyor?’ Yani ‘Bizim partiye geçmek için kapı kapı geziyorsun ve bunun için ihaleyi bizden birine, AK Parti’den birine tek başına veriyorsun’ diyor. Ben defalarca sordum. Bu Portaş falan diyorlar. Bu Portaş kaç kere denetlendi. Ne müfettişler geldi, gitti. Ama Portaş’ta olmayan ama kendisinde olan, kendinin korktuğu ya da bu topuklu Efe de vardı ya. Adam herkese aynı şeyi söylüyor. Direnenler, aslanlar gibi yatıyor Zeydan Başkan gibi yatıyor, çıkıyor. Öbürü topuklayıp AK Parti‘ye kaçıyor. AK Parti‘ye soruyorum. Bunun hakkında Turgut Altınok’un, Osman Gökçek‘in ya da Fatih Ünal’ın söyledikleri iftiraysa bu iftira siyasetinde suçüstü yakalandınız. Değil mi? Mesut, temiz bir adamsa iftirada suçüstü yakalandınız. Bu iftiralar doğru, bu iddialar doğru, Mesut kirliyse o zaman adam kirli iken operasyonla tehdit edip aynı Aydın gibi size gelince bunu temizleyecek kadar haysiyetsiz bir siyasetin içindesiniz. Haydi bakalım Tayyip Bey yarın edin anonsu, takın rozeti. İftira atan haysiyetsizliğinin mi, hırsız size gelince aklama haysiyetsizliğinin mi itirafını yapacaksın? Tak rozeti göreyim. İki sahtekarla, iftirayla, yalancı şahitle, karalamayla bu iktidar yolculuğunun önüne geçemezsiniz. Şu kadar net. İşte karşınızda ana muhalefetin lideri açıkça söylüyor. İki gerçekten birini itiraf edeceksiniz. Suçüstü yakalandınız. Bu Mesut‘la bir iş çevirmeye kalkarken bütün çevirdiğiniz işlerde ve bundan sonra yapacağınız siyasette kendinizi açığa verdiniz. Buradan millet bunların ne olduğunu görsün.”
“BU İŞİN NAMUSLUSU VE NAMUSSUZU VAR”
“Bize gelince… Bugün birkaç köşe yazarı yazmış; ‘Efendim aday gösterenler öz eleştiri yapmayacak mı, bilmem ne yapmayacak mı?’ Bakın, bir özeleştiri yapılacaksa hepsini ben yapacağım. Hepsi bana ait. Neden? Her şehri ayrı ayrı çalışmışız. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin yüzde 65’ini almışız. ‘Alınmaz’ denilen yerlerde rekorlar kırmışız. Ondan sonra bir tane bozuk tohum, bir tane kırık parça, bir bilmem ne yapınca ağzınızı açacaksınız, bir grup… Geçmişte başka partilerde siyaset yapıp, ay-yıldızlı al bayrağın altında onun renklerinin Türkiye ittifakında buluştuğumuz muhafazakar demokratları, milliyetçi demokratları, olmadık bir şekilde hepsini sanki aynı kötülüğün… Topuklayan Efe bize nereden geldi arkadaşlar? Ta kadın kollarından, gençlik kollarından, milletvekiliğimizden. Gaziantep’te Şehitkamil Belediye Başkanı’nın yedi ceddi CHP’li. Bu işin sağcısı – solcusu değil, bu işin namuslusu ve namussuzu var. Verilen bütün kararların sorumluluğunu alıyorum. Yüzde 65 belediyeyi alınca konvoy yapacaksın, halaya duracaksın. Bir tane bozuk tohum parça kırınca dönüp ‘Özeleştiri, özeleştiri’ yapacaksın. İktidara yürüyen partinin doğrusu da olur, yanlışı da olur. Bozuklar ayrılır, sağlamlarla iktidara yürünür. İktidara Bozuk Tohum Mesut’la gidilmez. Ama Zeydan’la gidilir, Mansur Yavaş’la gidilir, Ekrem Başkan’la gidilir. Namuslu, çalışkan, Atatürkçülerle, milliyetçilerle, muhafazakârıyla – solcusuyla, Kürt’ü ile Türk’üyle, Alevisiyle – Sünnisiyle, dürüst insanlarla, cesur insanlarla gidilir. Haydi Başkanım, yürüyelim iktidara.”
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]