Nükleer enerji nedir? ” efendim

Nükleer enerji

En tartışmalı konulardan biridir. Bazıları lehte, bazıları aleyhte. Her iki grubun da kendine göre nedenleri var ve henüz genel bir fikir birliği yok. Taraf tutmanın ve bu yönü veya nükleer fiziği savunmanın nedenlerine girmeyeceğim.Birinci; Çok önemli bir farka işaret etmek istiyorum: “Nükleer enerji” taraftarı ya da muhalifi olmakla, “nükleer santral” taraftarı ve muhalifi olmak arasında çok büyük fark var. İnsanlar aradaki farkı bildiklerini iddia etseler de, pratik konuşmalarda ve yayınlarda “nükleer karşıtı” veya “nükleer yanlısı” gibi ifadeler kullanıyoruz. Bu sözler söylendiğinde ve “memler” (bulaşıcı düşünceler) tarafından yayıldığında bilinç kaybolur. İsterseniz önce nükleer enerjiyi bilimsel derinliğine inmeden öğrenelim; O zaman nükleer santral kurma fikrini inceleyelim.

Nükleer enerji, Kabul görmüş bir yaratılış teorisi olan Büyük Patlama’dan bu yana evrenin temel olgusu olmuştur. Yaşamın kaynağı olan güneş, nükleer enerjinin en saf halidir. Güneş gibi, diğer tüm yıldızlar da termonükleer enerji toplarıdır. Nükleer enerji, insan Dünya’ya gelmeden önce ve hatta gezegenler yaratılmadan önce evreni doldurdu ve insanlar onu izlediğinde bu hep böyle oldu. Her şeyin devam etmesinin sebebi enerji oldun. Mavi gezegenimiz Dünya, güneşin önünde doğru mesafede ve her koşulda konumlanmıştır. Uzun zamandır bize Dünya’nın saf nükleer enerji olan Güneş tarafından soğutulduğu öğretildi. Ancak bu durumda dünyada sadece demir ve daha hafif elementler (atom sayıları daha küçük olanlar) bulunmalıdır. Halbuki evrendeki tüm elementler Dünya’da mevcuttur. Bu da bizi güneşten çok daha büyük bir nükleer enerji kaynağına işaret ediyor. Tüm elementler nükleer reaksiyonlar sonucunda oluşur. Bugün kabul etmemiz gereken gerçek şudur; Atom numarası demirden büyük olan tüm maddeler, “süpernova” adı verilen bir nükleer patlamanın sonucu olmalıdır. Sanki evrendeki çeşitli nükleer güç üniteleri Dünya’daki yaşam için bir şeyler üretmişti.

Yeryüzünde bitkiler büyüdü, hayvanlar dolaşmaya başladı ve insan gelip yayıldı. Denebilir ki, diri Allah’ın isminin yeryüzünde bütün azametiyle tecelli etmesi için, “Kadir” isminin ve diğer sıfatların kâinatın çehresine yansımış olması gerekir. Güneş tüm nükleer enerjisiyle canlıları ısıtmış, enerjisini yönlendirmiş ve onlara destek olmuştur. Sanki Tanrı’nın adı “Celal” mavi gezegende “Cemal” adı olarak görünmeye başladı. Buğday başakları o kadar harika küçük makinelerdi ki, bu enerjiyi alıp hayvanlara ve insanlara aktardılar. Güneş enerjisi “Celal” olarak dünyaya gelmiş ve “Rahman” ve “Rahim” adıyla insanı rızıklandırmıştır. Günümüzde “Su hayattır” sloganını sıklıkla kullanırız. Evet, nükleer enerji bizim için sudur. Nükleer enerji, evrenin görmezden gelebileceğimiz, inkar edebileceğimiz ya da karşı çıkabileceğimiz bir gerçeği değildir. Var olmamıza sebep olan kanunların en önemlisidir.

Gezegenimizin Dünyası tenimiz kadar sıcak. Uzun bir süre erimiş metaller bize küresel ısınmanın nedeni olarak gösterildi. Eğer öyleyse, zamanla soğuması gerekir. Bilim adamı evrende, sebepler dünyasında termodinamiğin kanunlarının ötesine geçemez. Sonra gezegenimizin dokusunun derinliklerinde radyoaktif maddenin Dünya’yı ısıtırken nükleer enerji yaydığını fark ettik. Bu nükleer enerji, dünyanın yaşanabilir bir sıcaklıkta olması, çaresiz küçük tohumların ve içlerindeki kader programlarının bilgisayar kodu gibi çalışarak devasa ağaçlar meydana getirmesi için gerekliydi. Dünya ve içindeki her şey, güneş, yıldızlar ve bilinen tüm fiziksel evren, zihnimizi aşan nükleer dengenin parçalarıdır.

yazar:Anais Ecker

Diğer gönderilerimize göz at

[wpcin-random-posts]

Yorum yapın