Geçmişten günümüze birçok uygarlığın hüküm sürdüğü önemli illerden biri olan Denizli, yerleşik yaşam ve geçiş noktası olarak oldukça hareketli yaşam sahnelerine sahne olmaktadır. Bu topraklarda çok eski çağlarda yaşamış birçok gelişmiş uygarlığın bir şekilde belgelendiği ve kazılardan çıkarılan antik buluntular, bu toprakların önemini bir kez daha teyit etmektedir. Uygarlıkların uzun zaman sonra gelip yerleştiğini düşünürsek Denizli’nin Pamukkale’si ve tabii ki Laodikya vazgeçilmez doğal miraslarımızdandır.
Laodikeia, Denizli’nin 6 km kuzeyinde bulunan bir antik kenttir. Coğrafi olarak su kaynaklarına yakın ve verimli toprakları ile oldukça elverişli bir noktada bulunan bu antik kent, Lycus Nehri’nin güneyinde kurulmuştur. Bu nehre olan yakınlığı nedeniyle antik kaynaklarda adı “Lykos kıyısında veya kenarındaki Laodikya” olarak da bilinen bu kent, mitik açıdan bakıldığında “Zeus’un kenti” olarak da nitelendirilir. Bu tanımı ortaya atan tarihçi Pliny, Laodikya’ya belgelerde Zeus’un şehri anlamına gelen “Diospolis” adını vermiştir. Bir kentin Diospolis olarak nitelendirilmesi de burada Zeus kültürüne önem verildiğini gösterir.
Diospolis’ten sonra “Rhoas” adlı bir köyün kalıntıları üzerine kurulan Laodikeia, bugünkü adını alana kadar birkaç kez isim değiştirmiş. Rhoas adını bu şekilde alan bölgenin tarifi, yerli Anadolu dillerinden gelen bir isim olduğu için verildiği fikrini içermektedir.
Kentin şimdiki adı olan Laodikeia ikinci sırada yer almıştır. Antiochus çok sevdiği karısının adını ondan önce vermiştir. İkinci kral. Bu şehir M.Ö. 263-261 yılları arasında Antiochus tarafından kurulmuştur ve eşi Laodikeia’nın adı günümüze ulaşmıştır.
M.Ö. 1. yüzyılda Anadolu tarihinin en gelişmiş ve aynı zamanda en ünlü şehirlerinden biri olarak dikkat çeken Laodikya, aynı dönemde meşhur olan ve sürekli yapılan gladyatör dövüşleri nedeniyle de oldukça popüler olmuştur. Burada.
O dönemin en güçlü ve parlak devlet adamlarından biri olan Cicero, Romalıların benimsediği Laodikya için bu şehre gelmiş ve bambaşka bir özen göstererek buranın hukuki sorunlarını çözmeye çalışmıştır. Aynı zamanda Roma İmparatoru Hadrian MS 129 yılında Laodikya’ya gelmiş, bu önemli şehri ziyaret etmiş ve bu şehirden Roma’ya mektuplar yazdırmıştır.
Laodikya’yı çok önemli bir antik kent yapan bir diğer nokta ise Küçük Asya’nın yedi ünlü kilisesinden birinin bu kent sınırları içinde yer almasıdır. Bu kilise, Laodikya’da Hristiyanlığın gelişiminin boyutunu göstermekte ve bir tür kültür beşiği olduğunu da belgelemektedir.
Yıkılması, MS 194’te tüm şehri büyük bir felaket olarak yok eden büyük bir depremden kaynaklandı.
Kentte yapılan kazılar sonucunda ortaya çıkarılan kazılarda kentin irili ufaklı bir antik tiyatroya sahip olduğuna dikkat çekiliyor. Bu da Laodikya kentinin iç yapısının kültür ve medeniyet açısından nasıl geliştiğini göstermektedir.
Büyük Tiyatro, bu antik kentin kuzeydoğu tarafında yer almaktadır. Bu antik tiyatronun Roma modeline göre tasarlanmış Skenesi yani hem süslemelerin hem de oyuncuların giyinip kıyafetlerini çıkardıkları yapı tamamen yıkılmıştır. Ancak sahneyi görmeye gelenlerin oturduğu, kademeli olarak tasarlanmış bölümü ve orkestranın ayakta durduğu Cavea yani adım adım. Bu tiyatro o kadar büyük ki 20.000 kişiyi ağırlayabilir.
Küçük tiyatro ise büyük tiyatronun kuzeybatısında 300 metrelik bir alanda yer almaktadır. Bu tiyatro da Romanesk üsluba göre tasarlanmıştır. Skenesi bu alanda tamamen yıkılmıştır. Mağarada ve orkestrada bir miktar bozulma olduğu görülmektedir.
Stadyum ve spor salonu bu şehrin en dikkat çekici büyük binaları arasında yer alıyor. Yapılar şehrin güneybatısında doğu-batı yönünde uzanan geniş bir alanda yer almaktadır. MS 79 yılında inşa edilen stadyum 350 metre uzunluğunda ve 60 metre genişliğindedir. Bugün büyük bir kısmı yok olmuştur.
Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış bu gelişmiş şehirde ayrıca idari işlerin görüşüldüğü meclis binası, kilise, Zeus tapınağı ve devasa bir çeşme bulunmaktadır.
Kaynak:
https://tr.wikipedia.org/wiki/Laodikeia
yazar:Gökçe cömerttir.
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]