Karadeniz’in İncisi: Amasra «Efendim

Amasra, dalgalı denizi, fırtınalardan doğal olarak korunan koyları, denizi kucaklarcasına uzanan sarp ve ürkütücü kayalıklarıyla adeta bir doğal cennet gibidir. Bilinen tarih boyunca İstanbul’dan yola çıkan ve Doğu Karadeniz bölgesine giden gemilerin fırtına çıktığında sığındıkları en güvenli liman olarak denizcilik tarihindeki yerini almıştır.

Tarihte yerini tam olarak ne zaman aldığı bilinmemekle birlikte, Yunanlıların kendi eyaletlerinde Karadeniz kıyılarında ticaret kolonileri kurmaya başladıklarında, kendi vilayetlerini güvence altına almak için askeri birliklerini bu bölgeye yerleştirdikleri bilinmektedir. güvenlik. bu koloniler Farklı zamanlarda farklı isimlerle anılan bu şirin kente önceleri Sisamos, sonraları Amastris adı verilmiş. Eski çağlardan beri hem tüccarların hem de askeri birliklerin ilgi alanına giren bu şirin şehir, birçok milletin egemenliğine girmiştir. Bunlardan birkaçını sıralayacak olursak Gazig, Hitit, Fenike, Lidya, Pers, Pontus, Roma, Cenova ve son olarak da Fatih Sultan Mehmed döneminde Osmanlı himayesine girmiştir. Anadolu’nun özellikle iç bölgelerinden Batı’ya getirilecek buğday ve değerli madenlerin sevkiyatına öncülük eden Rum asıllı tüccarlar tarafından uzun süre sular altında kalmıştır. Masra’nın bu jeopolitik öneminden dolayı daha önce işgal edilmiş olan bu şehirde ticareti yapılan tüm insan ve ürünlere rağmen yüzyıllardır değişmeyen ve hala yapılan balıkçılık günümüzde en önemli geçim kaynağıdır.

Günümüzde yoğun şehirlerin gürültüsünden ve karmaşasından uzaklaşıp dinlenmek için yeşille maviyi bir arada bulmak isteyenlerin ilk adresi olmuştur. Daha önce bir iki kişi şeklinde gelen misafirler, döndüklerinde gördükleri manzarayı çevrelerine de anlatmışlar ve sosyal medyada Amasra ile ilgili yazı ve resimlerin paylaşılmasıyla kalabalık gruplar halinde gelmeye başladılar. Bu küçük ve çekici sahil kasabası bu sayede içinde bulunduğu talihsizliği bir nebze olsun atlatmış ve geçim kaynağı olarak sadece balıkçılıkla değil, turizmde de bu şirin beldeye bir gelir kaynağı olarak katkı sağlamaktadır. Amasrada pek Akdeniz kıyıları gibi olmasa da artık turizm gelirleriyle geçimini sağlıyor. 1973 yılında kurulan Türkiye Taşkömürü Kurumu bünyesinde kurulan Amasra Bölge Müdürlüğü de Amasra’nın kalkınmasına ve kalkınmasına katkı sağlamaktadır.

Amasra’nın tarihi eserlerinden bahsedecek olursak;

Kuş Kayası Anıtı: Şehrin girişinde bulunur ve şehre gelen ziyaretçileri karşılar.[kuş kayası.jpg] Amasra ve yöreye vali olarak atanan Gaius Julius Aguila tarafından MS 41-54 yılları arasında Roma İmparatoru Germanius Claudius tarafından yaptırılmıştır. Anıtta, kralın heykeli ve Roma Hükümdarı’nın kartalı düz kayaya oyulmuş ve kabartma olarak oyulmuştur. İki heykelin de başları parçalanmıştır. Anıtın üzerindeki yazıtlarda şu ifadeler yer almaktadır: ‘GJ Aguilla, İmparator Germanius’un şanı için, milletler arasındaki barış ve dostluğun anısına inşa edilmiştir.

Bidstein: 45 x 188 m boyutlarındaki masif boyutları nedeniyle MS 1. yüzyıl sonu veya 2. yüzyıl başında Roma İl Meclisi sarayı olarak yapıldığı sanılmaktadır. Tarihi Roma kalıntıları ile yapılan inceleme ve karşılaştırmalara göre yapıldığı dönemde kullanılan bir mahkeme, borsa işletmeciliği daireleri ve ticari işlerin yürütüldüğü bir daire bulunduğu sanılmaktadır. o dönemde şehir buradan idare ediliyordu.

Amasra Kalesi: Roma döneminde inşa edilen kale, Bizans, Ceneviz ve Osmanlı dönemlerinde büyük onarımlar geçirmiştir. Küçük bir yarımada üzerine kurulmuş olan bu kale, onarım ve eklemelerle özgünlüğünden uzaklaşmıştır. Günümüze sadece kale kalıntıları kalmıştır.

Kalenin orijinal genişliği 500 ila 600 metre uzunluğunda dikdörtgen bir yapıya sahiptir. Kalenin inşası sırasında kale duvarlarının ve savunma sisteminin daha sağlam olması için kuleler kısa aralıklarla yapılmıştır. Kalede antik çağlara ait taş, heykel ve yazıtların sıklıkla kullanıldığı görülmektedir. Kale, küçük limanı ve büyük liman kapıları ile dışarıya açılır. Ayrıca Dungeon Gate ve Dark Place Gate olarak adlandırılan iki kapı daha bulunmaktadır. Kalenin duvarlarında Amasrada’yı ve kaleyi kontrol eden devletlerin ve kişilerin armalarına sıkça rastlanmaktadır.

Ceneviz Kalesi: Kentin Cenevizliler tarafından işgal edilmesinden sonra Amasra Kalesi’nin içine iç kale olarak bilinen kısmı inşa etmişlerdir. Büyük limandan girilen kalenin giriş kapısında Cenova’nın ve kaleyi inşa eden ailenin arması bulunmaktadır.

kemer köprüsü: Roma döneminde yapılan bu köprü, Surmagir mahallesi ile Boztepe-Zindan mahallesini birbirine bağlıyor.

Amasra Kilisesi: MS dokuzuncu yüzyılın sonlarında yapılmış bir Bizans kilisesidir. Tuğladan inşa edilen bu kilise, Fatih Sultan Mehmed’in Amasra’yı fethinden sonra camiye çevrilmiştir. 500 yıl cami olarak kullanılan yapı 1930 yılında kullanıma kapatılmıştır.

Direk Kayası: Amasra’daki tarihi eserlerden biridir. 7 metre uzunluğundaki harabe, sütunların üst üste dizilmesiyle inşa edilmiş. En sonunda ise halk arasında rivayete göre Amamrist havuzu olan oymalı bir havuz vardır.

Tüm bu güzellikleri görmek ve kısa bir süreliğine de olsa doğanın yeşillikleri ve denizin maviliği ile iç içe yaşamak isteyen herkese doğa ve tarih turizminin yeni çekim merkezlerinden biri olan ve kendisini büyük bir heyecanla ağırlayacak olan Amasra’yı görmelerini tavsiye ederim. aşkım.

katip:Hikmet Akyol

Diğer gönderilerimize göz at

[wpcin-random-posts]

Yorum yapın