İstanbul’daki Barış ve Demokrasi Güçleri: Türkiye’yi yönetemezsiniz, yönetiyormuş gibi yaparsınız

İstanbul’daki Barış ve Demokrasi Güçleri, Kahramanmaraş’ta meydana gelen yıkıcı depremin ardından yaşadıkları sıkıntılarla ilgili olarak, “Her büyük afette olduğu gibi bu deprem felaketinde de ülke enkaz altında kaldı.” Aksini söyleyen AKP Sözcüsü Ömer Çelik, “Türkiye yönetilemez. Yönetemediği ve yönetemeyeceği, yönetiyormuş gibi yaptığı bir mekanizma yüzünden binlerce cana mal oluyor.

Kahramanmaraş’ta 10 ilde 7,7 ve 7,6 büyüklüğünde meydana gelen depremlerin ardından İstanbul Eylem, Barış ve Demokrasi Güçleri mensupları bugün Cağaloğlu’ndaki İstanbul Tabip Odası (İTO) binasında basın toplantısı düzenledi. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Federasyonu (TMMOB) İstanbul Bölgesel Koordinasyon Kurulu Sekreteri Seyfeddin Avcı, Dünya Ticaret Örgütü Genel Sekreteri Prof. Dr. doktor. Osman Küçükosmanoğlu, İstanbul Diş Hekimleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi Hikmet Arsal ve KESK İstanbul şubeleri platformu adına Mesut Maik katıldı.

Eylem, Barış ve Demokrasi Güçleri’nin İstanbul’da hazırladığı ortak basın açıklamasının metnini Mesut Maik okudu. Özetle, sadece Türkiye’yi değil, Suriye’nin kuzeyini de etkisi altına alan depremde hayatını kaybeden on binlerce insan için tüm halklara taziye ve dayanışma mesajı şöyle:

Yıkımın sonuçları daha da artıyor: 6 Şubat 2023 günü saat 04.17’de Kahramanmaraş’ın Pazardık ilçesi merkezli 7.7 büyüklüğünde ve aynı gün saat 13.24’te Al-Bustan merkezli Richter ölçeğine göre 7.6 büyüklüğündeki iki depremin yol açtığı yıkımın sonuçları belli oluyor. daha ağır. Deprem, Türkiye’nin yanı sıra Suriye’nin kuzeyinde de etkili oldu ve on binlerce can kaybına neden oldu. Haritadan silinecek kadar ileri giden köyler, yıkılan vilayetler ve buralardaki yüzbinlerce insanın içinde bulunduğu koşulların yol açtığı tarifsiz acılar da hepimize ağır sorumluluklar ve görevler yüklüyor. Öncelikle tüm halklarımıza başsağlığı diliyor, dayanışma çağrısı yapıyoruz.

Tüm büyük felaketlerde olduğu gibi, hükümet bu deprem felaketinde de yıkandı: Her büyük afette olduğu gibi bu deprem felaketinde de ülke harabeye döndü. Deprem kuşağında olduğu bilinen ülkemizde ilgili kurumların her an deprem olacakmış gibi hazır olması gerekirken, kamu kurumlarının hazırlıksız olduğu bir kez daha ortaya çıktı. 1999 Gölcük depremi ile ilgili yazdığı yazı hala akıllarda kalırken, aksini söyleyen Ömer Çelik, “Türkiye yönetilemez. Yönetiyormuş gibi yapamayan, yönetemeyecek bir mekanizma binlerce cana mal olur. Bırakırsak bu işleri. Bugünün insanının moralinin bozulmasın, “milli birlik ve beraberlik” söylemleri altında ezilmemesi için söylenmesi gerekenler, bugün susarsak bu çarpık mekanizma yüzünden yüzlerce insanın ebedi sessizliğine ortak oluruz. Türkiye’yi yönetemezsin, öyleymiş gibi davranırsın.


Akener, Malatyavanşehir’de depremzedelerle bir araya geldi: “Bugün amacımız herkese yardım etmek”

Ağır travma yaşayan ve ağır travma atlatan birine tekbir getirmek izah değildir: Önlem alınmadığında meydana gelen her felakete “kader” diyenler, bilmeli ki, ne madende ölüm, ne demiryolunda parçalanma, ne de alabora olma kaderdir. Kader, suçluların ve sorumluların beraat etmesi demektir. Bu kader değil dersek anlayacakları bir dille her gün televizyonlarda etkileyici konuşmalar yapan ilahiyatçılar bilime ve bilim adamlarına atıfta bulunmakla ne kadar haklı olduğumuzu gösteriyorlar. Gaflet sonucu meydana gelen her ölüme “şehitlik” demek, “başına gelene razı ol, itiraz etme” demektir. bu kabul edilemez. Akıl ve mantıkla izahı mümkün olmayan slogan atmak gibi insan hayatını küçük düşürücü davranışlara derhal engel olunmalıdır. Enkazdan çıkmış ve ağır travma geçirmiş birinin başına tekbir getirmek mantıksız değildir.

Dayanışmayı, kornaları ve parayı engelleyen siyaset ve kararlara hayır diyoruz: İmkansızlıklara ve engellere rağmen yurdun dört bir yanında vatandaşlar ayakta ve büyük bir dayanışma içinde. Gelinen noktada, tarihte eşine az rastlanır bir felaket ve felaket karşısında, hükümetin bugüne kadar gerçekleştirdiği eylem ve faaliyetler şaşırtıcı ve rezalettir. Koordinasyona, planlı ve programlı çalışmaya, iletişime evet, dayanışmayı, gözetimi ve birliği engelleyen politika ve kararlara hayır diyoruz. İşletmeler, kendi alanlarında uzmanlaşmış meslek kuruluşları ile koordinasyon içinde çalışmalıdır. Türk Tabipler Birliği. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, Türk Diş Hekimleri Birliği gibi kuruluşlarla işbirliği yapılmalı ve bu kuruluşların çalışmaları, demokratik kitle örgütleri, sendikalar, siyasi partiler, belediyeler ile koordinasyon içinde yapılmamalıdır. bu kurumlar. engellendi. Tüm doğal afetler doğrudan insan sağlığını tehdit etmektedir. Bu nedenle ulusal düzeyde hazırlanması gereken her türlü afet planlarında hekim kuruluşlarının vakıf, destek kuruluşu ve çözüm ortağı olarak yer alması gerekmektedir.

Potansiyel hırsızlık ve toplumun yükü için hükümetin gerekçesi tamdır: Hükümetin depremin vurduğu 10 ilçe için ilan ettiği olağanüstü hal ciddi soru işaretleri yaratıyor. Afet bölgesi ilan edilmesi durumunda gerekli tüm çalışmaların yapılması ve depremzedelerin kamu ve özel işletmelerinin tüm kaynaklarının seferber edilmesi mümkün iken, neden acil duruma ihtiyaç duyulduğunun açıklanması gerekmektedir. Tarihte eşine az rastlanan bir depremde bile iktidara yönelik bu derin şüphe ve korkuların sebebi biz değil, 20 yıllık darbe girişimini bir “lütuf” olarak gören iktidarın 20 Temmuz sürecindeki politikaları ve uygulamalarıdır. , 2016-18 Temmuz 2018 olağanüstü hal. Hükümetin hırsızlık ve yağma olasılığını acil bir durum olarak gerekçelendirmesi ikiyüzlülüktür. Deprem gerçeğini görmeyen kontrolsüz inşaat politikası ve 3-5 müteahhide verilen kamu kaynakları, AKP iktidarının hırsızlık ve yağma karşısındaki konumunu ortaya koyuyor. Mültecileri hedef alan polis şiddeti ve ırkçı söylemler gerçekleri gizleme çabasından başka bir şey değildir. Deprem bölgelerinde en sert önlemlerin bile alınmasının önünde anayasal ve yasal bir engel bulunmamakla birlikte, çalışmaların hızlandırılması ve kolaylaştırılması için 10 ilin afet bölgesi ilan edilmesi yeterlidir.

Plan yapamamanın ve kriz yönetimi eksikliğinin bedeli, gençlerin eğitim hakkından fedakarlık edilerek ödenemez: Diğer bir sorun ise ülke genelindeki üniversitelerin uzaktan eğitime yönelmesidir. Depremin olduğu 10 il dışında uzaktan eğitim gerektiren bir durum olmadığını belirtmek isteriz. Planlama eksikliği ve krizi yönetememe, gençlerimiz için eğitim hakkının feda edilmesiyle suçlanamaz. Yaşanan deprem felaketinin ortaya koyduğu tablo karşısında ilk akla gelen önlemin KYK konutlarının boşaltılması olduğu görülüyor. Devlet kurumları ve ülke genelindeki birçok kuruluş yaz kış sosyal tesislere sahipken; Devlet, bu süreçte yapılmış, tamamlanmış ama boş olan onbinlerce daireyi hizmete sokma imkanına sahipken; Depremzedelerin hizmetine sunulabilecek daha kurumsal otel ve pansiyonlar varken KYK yurtlarının doğrudan boşaltılması akıl almaz bir durum. Bu bir felaket değil, bir katliamdır ve bunun sorumlusu siyasi iktidardır. Halkın kaynaklarını rant, yağma, yolsuzluk, savaş politikalarına harcayan, ülkenin önemli meseleleri yanında deprem hazırlığını da devre dışı bırakan, bir devlet gücü olarak halka kan kusturan siyasi iktidardır. 2002-2022 yılları arasındaki 20 yıllık AKP iktidarında toplanan deprem vergilerinin miktarı ve akıbeti bir an önce açıklanmalı, bu parayla yıkılan şehirler yeniden inşa edilmelidir.

Diğer gönderilerimize göz at

[wpcin-random-posts]

Yorum yapın