Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, 19 Ocak 2007 tarihinde Ogün Samast tarafından gerçekleştirilen suikast sonucu hayatını kaybetmesinin 19’uncu yıl dönümünde, vurulduğu nokta olan Şişli’deki Sebat Apartmanı önünde düzenlenen törenle anıldı. Yoğun güvenlik önlemleri altında ve kar yağışlı bir havada gerçekleştirilen anma törenine, çok sayıda siyasi parti temsilcisinin yanı sıra yüzlerce vatandaş katılım sağladı.
Hrant Dink’in anıldığı apartmanın cephesine “19 Ocak, 19 yıl. Hakikatin izinde, adaletin peşinde” ifadelerinin yer aldığı dev bir pankart asıldı. Anma etkinliği süresince katılımcılar tarafından “Faşizme inat, kardeşimsin Hrant”, “Biz bitti demeden bu dava bitmez” ve “Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeniyiz” şeklinde sloganlar atıldı. Etkinlikte Dink’e ait bir ses kaydı katılımcılara dinletilirken, Gezi Parkı davası kapsamında tutuklu bulunan Osman Kavala ile Çiğdem Mater’in yanı sıra Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan ve Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Ebru Özdemir tarafından cezaevinden gönderilen mesajlar kamuoyuyla paylaşıldı.
Törende “Hrant’ın Arkadaşları” grubu adına hazırlanan açıklamayı Leda Özber okudu. Agos bünyesinde 30 yıldır aralıksız emek verdiğini dile getiren Özber, ayrıca şunları söyledi:
“Hrant Dink’in hepimizden koparılıp alınmasının 19’uncu, Agos gazetesinin kuruluşunun 30’uncu yılındayız. Karışık duygular içinde hem koca bir kızgınlık ve burukluk hem de gururu bir arada yaşıyorum. Sizlere benim tanıdığım Hrant Dink’i ve Agos’u anlatmak istiyorum. Tam 30 yıl önce Baron Hrant, Anna Turay, Luiz Bakar, Diran Bakar, Harutyun Şeşetyan, Sarkis Seropyan, Sandy Zurikoğlu, Setrak Davuthan, Arus Yumul, Nıver Lazoğlu ve Harut Özer’le birlikte bu gazeteyi kurmak için yola çıkmıştı. Anna Turay gazetecilik yapmıştı, bu alanda tecrübeliydi; Baron Hrant’ı gazeteci çevresiyle tanıştırıp ona destek olmaları için ön ayak oldu. Ustam Ümit Kıvanç’ın, Kemal Gökhan Gürses’in ve Ender Özkahraman’ın, şimdiki genel yayın yönetmenimiz Yetvart Danzikyan’ın yolları Agos’la bu sayede kesişti. Derdini Türkçe anlatıp geniş kitlelere ulaşmayı hedefleyen bir gazete kurulacaktı. Benim için Baron Hrant’ın teklifi ve yeni yeni oluşmaya başlayan, hareketli bir ortamda çalışmak istememle başladı her şey. Kısa bir süre içinde kendimi önce dizgicilik, daha sonra sayfa mizanpajı yaparken ve etrafımda çok değerli insanlarla çalışırken buldum.”
Gazetenin kuruluş sürecine ve tarihçesine ilişkin detayları aktaran Leda Özber, Hrant Dink’in Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesi için yürüttüğü çalışmalara değindi. Özber, bu konudaki ifadelerini şu şekilde sürdürdü:
“Türkiye-Ermenistan ilişkileri haberleri Baron Hrant’ın bir numaralı önceliğiydi. Türkiye-Ermenistan sınırının açılması için canla başla çalıştı. Haberler, yazılar yazdı. Siyasilerle denk geldiği ortamlarda bu konuyu hep gündeme getirdi. Sınırın açılması, Türkiye ve Ermenistan halklarının bir araya gelmesi en büyük arzularındandı. Sınırın açıldığı gün yazar Mehmed Uzun’la birlikte halaya durmayı hayal etmişti, olmadı. Agos’un hemen her manşeti hem Ermeni toplumunda hem de geniş toplumda az veya çok yankı bulurdu fakat bazen de hiçbir tepki gelmezdi. Öyle zamanlarda Baron Hrant’a hayal kırıklığıyla ‘Biz bu gazeteyi kim için çıkartıyoruz ki’ demişliğim çoktur. Her defasında, ‘Bir kişi bile okusa, bir kişiye bile ulaşsam benim için önemli’ diye yanıt verdi bana. Baron Hrant ulusal basının da ilgisini çekmeye başlamıştı. Sık sık televizyon programlarına konuk oluyor, gazetelere ve dergilere röportajlar veriyordu. Hem Agos’un yayınlarıyla hem de bu röportajlarla Ermeni toplumunun homojen bir yapı olmadığını, muhalif bir kesiminin de olduğunu gösterdi. Tanınır olmuştu. Programlarda o kadar içten konuşurdu ki, izleyicilerin yüreklerine dokunur, onunla aynı fikirde olmayan kişilerde de saygı uyandırırdı.”
Suikast öncesindeki sürece ve Dink’in barış diline de vurgu yapan Özber, şunları kaydetti:
“Barışın kaynaştırıcı dilini kullanırdı, ileri görüşlüydü. İşte yüreklere dokunan bu kişi, bir süre sonra bazılarının dikkatini çekti. Tehditler gelmeye başlamıştı ama o inandığı dili bırakmadı, toprağını terk etmedi. Arkadaşları ve bir avuç Türkiyeli aydının dışında kimse destek vermedi. Hatta toplum ve patrikhane, onu ve gazeteyi yalnızlaştırdı. Zor bir süreçti. Bizler de yakından şahit oluyorduk olan bitene ama ne desek, ne yapsak boşmuş. Ok yaydan çoktan fırlamış meğer. Nasıl olmuştu, nasıl olabilmişti? Hani her şey değişmişti, hani tabular yıkılmıştı, hani her şeyi konuşabiliyorduk? Atalarımızın yaşadığı o korkunç ve telafisi olmayan olaylar hani mazide kalmıştı? Hani bizlere kötü şeyler olamazdı artık ama oldu. Hrant Dink yoktu artık. Şaşkındık. Öfkeliydik. Etrafım bundan kendini de sorumlu tutan, utanç içindeki masum ve iyi niyetli insanlarla doluydu. Herkes bir şeyler yapmak, gazeteye katkıda bulunmak istiyordu. Ermeni toplumu, şaşkın ve öfkeliydi. Sonrasında yurtdışına göç eden çok oldu. Çalışma arkadaşlarımın yarısından fazlası bu göç kervanına katıldı.”
Cenaze töreninin toplumsal etkilerinden bahseden Özber, on binlerce insanın sessiz yürüyüşünün tabuları yıktığını ifade etti. Konuşmasında kızı Lea ile olan diyaloğuna ve Hrant Dink Hafıza Mekânı’na da yer veren Özber, ayrıca şunları paylaştı:
“Türkiye’de basın üzerindeki baskılar artarak devam ediyor. Çok sayıda gazeteci hapiste. Her gün bir başkası, sırf habercilik yaptığı için gözaltına alınıyor, yargılanıyor, tutuklanıyor. Gazetecilik suç değildir. Suçsuz yere hapsedilmiş olsa da dostlarımız ve insanlık yine kadın, çocuk demeden sürülüyor olsa da Gazze’den, devletler yine seyirci kalsalar da o bize çok tanıdık zulümlere, adalet istemekten bıkmayacağız, haklarımızın gasp edilmesine karşı sesimizi yükseltmekten, insanca bir arada yaşamı savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.”
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]