Yazı türleri arasında eleştiri önemli bir yere sahiptir. Okuyucular sanat ve edebiyat eserlerini her zaman doğru değerlendirmeyebilirler. Yazarlar ve şairler anlatmak istediklerini, hangi duygu ve düşünceleri aktarmaya çalıştıklarını tam olarak anlayamayabilirler. Şiirin, öykünün ya da romanın genel şiir, öykü ya da roman sanatı içindeki yerini anlamakta zorlanabilirler.
Bu nedenle önemli makaleler okuyuculara yardımcı olur. Okuyucuya yeni düşünce ufukları katar, edebiyat ve sanat eserlerini eleştirel bir bakış açısıyla okuma alışkanlığı kazandırır. Bu alışkanlık, okuyucunun herhangi bir makale veya kitaptan daha fazla keyif almasını ve ondan daha fazla yararlanmasını sağlar.
Bir edebî sanat eserini tüm yönleriyle inceleyip açıklamak, eserin anlaşılmasını ve değerlendirilmesini sağlamak için yazılan yazılara tenkit denir. Eskiden bu tür yazılara eleştirmen denirdi ve bu alanda sürekli yazan yazarlara eleştirmen denirdi. Bugün, inceleme yazarlarına eleştirmen veya eleştirmen denir.
Eleştiri, “edebi ve sanatsal eserleri açıklama ve yargılama sanatı” olarak tanımlanabilir. Böyle bir durumda eleştirmen aynı zamanda kendisini başkalarının yazılarını yargılamakla yükümlü gören bir yazardır.
Eleştirel yazılarda, bir edebî ve sanat eserinin sunulması, şekil ve muhteva yönünden özelliğinin açıklanması, edebiyat veya sanat tarihi açısından önemi ve değeri anlatılır; Bu arada çalışmadaki eksiklikler de ortaya çıktı. Diğer bir deyişle, bir edebiyat veya sanat eseri hakkında yorum ve değerlendirmeler yapılır. Eleştiri, tek bir eser hakkında olabileceği gibi, yazarın eserinin bir kısmını veya tamamını da kapsayabilir.
Bir yazı türü olarak eleştiri, edebiyat tarihi ile ilgilidir. Ancak eleştiri ile edebiyat tarihi arasında önemli bir fark vardır. Edebiyat tarihçisi, sanatçıları ve eserlerini de tarihsel bir bakış açısıyla değerlendirir. Ama daha çok tarihsel açıdan önemli eserler ve sanatçılarla ilgilenir. Edebiyat ve sanat eleştirmeni ise kitaplarla ilgilenir ve çağdaş sanatçıların eserlerini tespit etmeye ve tanıtmaya çalışır. Bu açıdan bakıldığında edebiyat tarihçisine göre eleştirmenin yaratıcı yönü öne çıkıyor.
Eleştiri yöntemleri konusunda farklı görüşler vardır. Bu konudaki tartışmalar günümüzde yazarlar ve sanatçılar arasında devam etmektedir. Bazı eleştirmenler kuralcı veya nesnel bir yaklaşım benimserken, diğerleri öznel veya yargılayıcı olmayan bir yaklaşımı tercih eder.
Eleştiri yazılarının sanatsal değeri, eleştirmenin kişiliğine bağlıdır. Düşünce, fikir, sezgi ve sanatsal birikim açısından kendi kendini yetiştirmiş ve özgün de olabilen eleştirmenlerin yazıları, yazı sanatı açısından üzerinde durulmaya değer eserlerdir. Bu yazılar güzel bir şiir, deneme ya da roman gibi zevkle okunabilir.
Eleştiri türünün gelişimi
Günümüz anlayışına uygun eleştiri türü Batı edebiyatında başlamıştır. Fransız Nicolas Boileau, Charles-Augustin Saint-Beuve, Hippolyte Taine ve Ferdinand Brunettiere edebiyat ve sanat eleştirisi çalışmalarını büyük ölçüde etkilemiştir.
Felsefe, tarih, sanat tarihi, estetik gibi alanlarda değerli eserler veren Taine, edebi eserlerin de bilimsel ilkelerle açıklanabileceğini savundu. Ona göre, “İnsan ve eserleri arasında en gelişigüzel, akıl almaz görünen ve istenildiği zaman estiği zannedilen bir sanat eseri bile, tıpkı bir rüzgâr gibi, fırtınalı bir rüzgâr gibi açık hükümlere ve değişmez kanunlara sahiptir. bulmak ve ifşa etmektir.”
Brunetiere, eleştiriyi kişisel zevke dayanmaktan ve onu değişmeyen ilke ve kurallara bağlamaktan kurtarmaya çalışan bir diğer yazardır. Yazdığı makaleler, kitaplar ve konferanslarla Fransız edebiyatını derinden etkileyen Brunettiere’e göre eleştirinin nesnesi, edebiyat ve sanat eserlerinin açıklanması, sınıflandırılması ve yargılanmasıdır. Genel edebiyat tarihinde bir eserin, o eseri meydana getiren çevre şartları ve müellif ile münasebetleri dikkate alınarak açıklanmasını destekler. Derecelendirme ve yargılama kesinlikle objektif olmalıdır. Brunettiere, eserlerin değişmeyen genel yönleriyle değer kazandığını ve eleştirmenlerin bir eseri türü içindeki tasnifine göre yargılayabileceği görüşündeydi. Bu davada kullanacağı ölçü akıl sağlığının ölçüsü olmalıydı.
Eleştiriye nesnel ve bilimsel bir anlayışla bakan bu yaklaşıma karşı, sonraki yıllarda İzlenimcilik adı altında başka bir bakış açısı ortaya çıktı. Bu görüşün Fransız edebiyatındaki temsilcileri Jules Lemaître ve Anatole France gibi sanatçılardır.
Lemaître, eleştiriyi “kitaplarından zevk alma ve onlarla duyuları seyreltme ve zenginleştirme sanatı” olarak tanımladı. Yazara göre, yerleşik kurallar, öğretiler ve yöntemler eleştiriye dahil edilmemelidir. Beğenmek, beğenmek ve beğenilmek beğenmenin sonucu olduğu için, bugün yapılan bir işin gelecekte de elde tutulacağını kesin olarak kanıtlamazlar.
Anatole France’ın belirttiği gibi nesnel bir eleştiri olmayacak. Onun için eleştiri bilim değil sanat eseridir. C: Fransa, eleştiri anlayışını şöyle açıklıyor: “Bir eserin verdiği zevk, onun değerinin tek ölçüsüdür.”
Bu iki karşıt görüş bugün de savunulmaktadır; Ancak günümüz yazarları bu iki anlayış arasındaki aracıyı bulmuş ve ılımlı seçimler yapmıştır.
İyi bir eleştirmenin özellikleri şunlardır:
a) Eleştirmen edebiyat ve sanata hakim olmalı, güncel gelişmeleri yakından takip etmeli ve güncel akımlar hakkında bilgi sahibi olmalıdır.
B) Eleştirmen, ülkesinin eserlerini ve dilini doğru bir şekilde inceleyebilmek için yabancı ülkelerdeki edebiyat ve sanat akımlarını takip etmek zorundadır.
c) Eleştirmen, incelediği eseri tüm yönleriyle değerlendirebilmek için tarih, sosyoloji, psikoloji, felsefe ve estetik gibi disiplinlerde temel bilgilere sahip olmalıdır.
Doktor) Eleştirmen taraflı olmamalı, yorumlarında ve değerlendirmelerinde olabildiğince objektif ve tarafsız olmalıdır.
H) Eleştirmen bir eseri değerlendirirken belli kalıplara bağlı kalmamalı, eserin özgün yönlerini ortaya koymalı, sanatçının sanat anlayışını belirtmeye özen göstermelidir.
eleştiri türleri
Eleştiriler konusuna, kullanılan yönteme ve eleştirmenin benimsediği yaklaşıma göre kategorize edilebilir. Başlıca nakit türleri şunlardır:
1. Tarihsel eleştiri: Bu tenkit türünde incelenen eser, yazıldığı dönem ve dönemin özellikleri dikkate alınarak değerlendirilir. Eserin edebî ve estetik özellikleri, müellifin görüş ve fikirleri ait olduğu dönemin zevk ve anlayışına göre açıklanmakta ve yorumlanmaktadır. Bu eleştiri türünde yazarın hayatı ve çağdaşlarıyla olan ilişkileri de incelenir. Tarih eleştirilerinde yazar bol miktarda kaynak kullanır ve bazen orijinal belgeler kullanmayı tercih eder.
2. Sosyolojik eleştiri: Dikkat çekici bir şekilde, bu eleştirilerde ele alınan edebiyat ve sanat eseri, toplumsal koşullar ve değerler açısından incelenmektedir. Eleştirmen, incelediği eseri, yazıldığı dönemin toplumsal özelliklerini yansıtması gereken bir belge olarak görmektedir. Yargılarında sürekli olarak bazı toplumsal olay ve olgulara yer verir ve bunları değerlendirmede bir ölçüt olarak görür.
3. Özgeçmişin (CV) Eleştirisi: Bu eleştiri türünde yazar ile eseri arasındaki ilişkileri ortaya koymaya çalışır. Eleştirmen, yazarın hayatını ayrıntılı olarak inceler ve incelediği eserin hangi kişisel özelliklerin etkisinde oluştuğunu açıklar. Kişisel eleştiri ve psikolojik eleştiri bu açıdan benzerdir; Ancak otobiyografik eleştiride eleştirmen, yazarın manevi derinliğine inmek yerine yazarın hayatı ve eseri arasındaki bazı ilişkilere işaret etmeye çalışır.
4. Psikolojik eleştiri: Bu tür tenkitlerde eser ile müellifin ruhanî hayatı arasında bağ kurularak eser irdelenmek gerekir. Eleştirmen, eseri yaratan sanatçının duygu, düşünce, eğilim, sezgi ve içgüdülerini anlatmakla kalmaz, aynı zamanda eserdeki kişilerin tutum ve davranışlarını manevi bir bakış açısıyla betimlemeye çalışır. Hem yazarın hem de eserdeki karakterlerin her türlü kelime ve hareketlerini belirli psikolojik öğretilere veya ilkelere dayanarak yorumlamaya çalışır.
5. İzlenimci eleştiri: Bu tür incelemelerde belirli kurallara uyma zorunluluğu yoktur. Eleştirmen, incelediği eseri objektif olarak değerlendirir. Bir eleştirmenin kullandığı tek kriter kişisel zevkidir. Okuduğu eseri beğenen ve inceleyen eleştirmen bu duygularla eseri anlatmaya çalışır. İzlenimci eleştiri, bu duyusal yönüyle genellikle bir deneme türü olarak okunmakta ve değerlendirilmektedir.
6. Dil eleştirisiI: Bu tür eleştiride eser, öncelikle yazarın kişiliği ile birlikte tarihsel, toplumsal ve ulusal unsurlar göz ardı edilerek “dilsel bir ürün” olarak değerlendirilir. Eser, dilbilim açısından dikkatle incelenir. Sözlerin, deyimlerin ve deyimlerin eserdeki tipik halleri incelenerek yazarın anlatım özellikleri belirlenir. Metin çözümlemeleriyle mümkün olduğunca eserin diğer özellikleri vurgulanmıştır. “Yapısal eleştiri” olarak da adlandırılan bu yeni eleştiri türünün ancak son yıllarda ilerleme kaydettiğini söyleyebiliriz.
7. Çok Yönlü Eleştiri: Bu eleştirilerde edebiyat ve sanat eserleri farklı açılardan incelenir. Eleştirmen, ele aldığı eseri değerlendirirken tek bir dogma, ilke veya bakış açısı kullanmaz. Görüldüğü gibi tarih, sosyoloji, psikoloji gibi bilim dallarına ait yaklaşım ve yöntemlerden yararlanır. Gerekirse eleştirmen, eserin yazıldığı zamanı, çevre koşullarını ve yazarın kişisel eğilimlerini incelemeye çalışır. Çok yönlü bir değerlendirme yapmak isteyen eleştirmen, incelediği eseri değerlendirirken sadece beşeri bilimlerden yararlanmakla kalmaz, doğa ve ampirik bilimlerin ortaya koyduğu gerçeklerden de yararlanır.
Türk Edebiyatında Eleştiri
Bu tür yazılara eski edebiyatımızda pek rastlanmaz. Çoğu zaman şairlerin çağdaşları hakkında söyledikleri hicivdir. Bazı şair ve yazarların eleştirisinin ilk örneklerini dönemin edebiyat tarihi olarak kabul edilen tezkirelerde görebiliriz.
Ortaya çıkan yazı ve eserler, Tanzimat döneminde Türk edebiyatında tenkit alanında yeni bir anlayışın ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Bugünkü bilgilere göre ilk eleştiri yazısı Shinasi için. Onu “Kusurlu Edebiyatımız Üzerine Bazı Notlar” başlıklı makalesiyle Namık Kemal, “Şiir ve Bina” adlı makalesiyle Diaa Paşa takip etti. Namık Kemal ve Dia Paşa, bu yazılarıyla Türk edebiyatımızın ve dilimizin genel durumu hakkındaki düşünce ve kanaatlerini belirtmişler, şekil ve muhteva bakımından Türk edebiyatına yeni bir boyut kazandıracak önerilerde bulunmuşlardır.
İlerleyen yıllarda Cevdet Paşa, Belagat Osmaniye ve Rikizade Mahmud Akremen Talim Edipiyat’ın eserleri eleştiri ve kalem savaşı türünde farklı fikirlerin doğmasına neden olmuştur. Nagi hoca ile Rikizade Ekrem arasında başlayan ve diğer sanatçıların araya girmesiyle patlak veren şiir tartışmaları, Türk edebiyatında tenkit türünün gelişmesine yol açmıştır.
Servet-i Fünun döneminde eleştiri türünde daha belirgin bir canlılık ortaya çıkar. Bu dönemde birçok ünlü yazar ve şair tenkit türünde eserler vermiştir. Tevfik Fikret, Halit Ziya Ushaklıgil, Cenab Şihabeddin, Muhammed Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın, Ahmet Sevaib o yıllarda eleştirileriyle dikkat çeken yazarlar arasındadır.
Ancak Türk edebiyatında Batılı anlamda tenkid türü 1908’den sonra gelişmeye başlamıştır. “Yeni dil”, “milli edebiyat” ve “milli vizen” gibi önemli sorunlar bazı şair ve yazarları bu konuda tenkit yazmaya yöneltmiştir. Fuad Kuprulu gibi yazarlarla ve Ali Kanib yöntemiyle başlayan bu akım, ilerleyen yıllarda Reşat Nuri Güntkin ve Abdülhak Şinasi Hisar ile devam etti.
Cumhuriyet döneminde eleştiri alanındaki faaliyetler artarak şiir, roman, tiyatro, sinema gibi sanat dallarını da içine almıştır. Nurullah Ataç, Refik Ahmet Sevencil, Sabri Isat Siyavusgil, Hikmet Dizdaroğlu, Mehmet Kaplan, Lütfi Ay ve Vedat Gönyol gibi yazarlar eserlerinde bu tür eleştirilere büyük katkılarda bulunmuşlardır.
Çeşitli dergi ve gazetelerde eleştirel yazılarıyla tanınan günümüzün eleştirmenleri: Adnan Barak, Rauf Motlai, Mehmet Fuat, Metin, Asem Bizersi, Fethi Naji, Nejat Özun, Emin Özdemir ve Doğan Hazlan.
Kaynak:
Demiray, Kemal. Edebi Türler, İstanbul, Devrim, Aka Kütüphaneler, 1971.. 101-112.
katip:Özge Ben
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]