Dünya Dışı Yaşam: Panspermi Teorisi

Hayatın kökeni, yayılması ve çeşitlenmesi arayışları, özellikle teorik biyolojinin en sorunlu kısımlarından biri haline gelmiştir. Bilim dünyasında kabul gören, desteklenen ve üzerinde çalışılan birçok görüşün yanı sıra; Çok fantastik olan ve ispatlamada ve çürütmede zorluklara neden olan görüşler vardır. Bu görüşlerin en çarpıcılarından biri de kuşkusuz panspermi teorisidir.

Panspermi nedir?

Temelde teorinin savunduğu mantıksal yaklaşım teori adına gizlenir ve geri konur. Antik Yunan tavası = bütün / sperm = tohum. Adındaki “tüm tohumlar” aslında teorinin kapsamının bir özeti haline geldi. Basitçe söylemek gerekirse, pansperima teorisi. Yaşamın tüm tohumlarının ve sporlarının evrene yayılmış olduğu ve asteroitlerin, göktaşlarının vs. evrende olduğu. Formlarda dağıtılabileceği önerilmektedir. Aynı varsayıma göre, Dünya’daki yaşamın başka bir gezegenden gelen tohumlar ve sporlardan kaynaklandığı söylenir.

Panspermi ile ilgili ilk düşünceler

Hayatın ve hayatın evrene dağılmış tohumlardan/sporlardan başlayıp yayıldığı görüşünün ilk savunucuları çok eski tarihlere dayanmaktadır. Bu fikrin ilk savunucusu olarak MÖ 5. yüzyılda yaşamış olan düşünür Anaksagoras gösterilebilir. Anaxagoras, başlangıçta tüm evrene kaos içinde yayılan tohumların bir aşamada düzene girdiğini ve bu düzen sonucunda canlı/cansız varlıkların oluştuğunu ileri sürmüştür.

On sekizinci yüzyıla kadar uzanan bir bakış açısıyla görüşlerini ortaya koyan filozof Millet, yaşamın evrene dağılmış tohumlarda oluştuğu konusunda hemfikir olmuş, ayrıca yeryüzündeki canlıların başlangıçta bir canlıdan oluştuğunu iddia etmiştir. yeryüzünü kaplayan su kütlesi.

Teoriyi bilimsel açıdan büyüleyici kılan ilk çalışma, İsveçli bilim adamı Berzelius’un Fransa’da (Alyes bölgesi) bulduğu bir göktaşını incelemesiyle dikkat çekici bir gerçekle karşılaştı. Göktaşı üzerinde bulunan karmaşık organik bileşiklerin, Dünya’daki toprakta bulunan humustaki organik bileşiklere çok benzediğini fark ederek, yaşamın aslında uzaya bağlı olduğunu ilk kez bilimsel olarak ortaya koydu. Daha sonra William Thompson Kelvin, Hermann von Hermholtz, Sir Fred Hoyle ve Chandra Wickramasinghe gibi bilim adamları teori üzerinde ciddi çalışmalar yaptılar ve daha güncel bilgilerle desteklediler.

Panspermi teorisi metodolojisi

Panspermia teorisinin kapsamı birçok alt başlığa bölünebilirken, panspermia metodolojilerini iki ana başlık altında toplamak mümkündür. Bu sayede hem panspermi teorisinin mekanizmasını kavramak daha kolay olacak hem de alt başlıklara ayırmak daha kolay olacak ve inceleme noktasında kolaylık sağlayacaktır.

1- Galaksiler arası geçiş: İçinde yaşadığımız sonsuz evren, milyarlarca farklı yıldız sisteminden oluşuyor ve bahsedilmesi gereken ilk ana tema, hayatın aktarımının bu farklı yıldız sistemleri arasında gerçekleştiğine işaret ediyor. Yıldız sistemleri arasındaki geçişin ancak dev kuyruklu yıldızlar veya göktaşları gibi büyük gök cisimleri tarafından sağlanabileceğini savunan Sistemin kabul edilen ilk ana başlığı olarak kabul edilebilir.

2- Gezegenler arası geçiş: İlk ana tema daha geniş ölçekte geçişten bahsederken, ikinci ana tema aynı sistem içindeki geçişi inceliyor. Ve bir başka sözde; İlk başlıkta dev gök cisimleri aracılığıyla farklı yıldız sistemleri arasında geçiş söz konusuyken; Aynı yıldız sistemi içinde gezegenler arasında geçiş vardır. Küçük taş parçalarının kırılması sonucu ortaya çıktığı iddia edilen yöntem ise ikinci ana tema olarak incelenebilir.

Panspermi teorisini destekleyen bulgular

1984 yılında Antarktika’da keşfedilen ALH84001 göktaşı, panspermi teorisi kapsamındaki en görünür ve somut kanıtlardan biridir. Bulunan göktaşı incelendiğinde Mars gezegeninden geldiği belirlenmiş ve 3,6 milyar yaşında olduğu belirtilmişti. Dünya’ya gelişi, Mars’a çarpan asteroid kaynaklı bir gök cisminin gezegenden bir parçanın kırılmasına neden olmasıyla açıklanır. Yaklaşık 13.000 yıl önce Dünya’ya düştüğüne inanılan ALH84001’de demir oksit ve bakteri benzeri karbonat damlacıkları keşfedildi. Bu damlacıkların bakteri olup olmadığı konusunda henüz kesin bir veri olmasa da panspermi teorisi kapsamında en önemli verilerden biri olarak kabul edilebilir.

Canlı sınıflamalarında büyük paya sahip olan “arkeal” denilen organizmalar, teori kapsamında büyük önem taşıyordu. Metafilik türlere sahip olan arkealar, tuz, termofilik vb. çok sert ve zor koşullarda hayatta kalabilen organizmalardır. Aşırı sıcak/çok soğuk, tuzlu ve zehirli ortamlarda yaşayabilen türleri barındıran Archaea, uzay koşullarına dayanıklı olabildiğinden panspermi teorisi noktasında incelenen türlerden biridir. Uzay boşluğunda algılanan sıcaklık yaklaşık -260/-270°C’dir; Ancak günümüz koşullarında arkelerin aşırı soğuk ortamlarda yaşayabildiği tespit edilmiş olmasına rağmen, bu kadar düşük sıcaklıklarda yaşayabilen hiçbir arke tespit edilememiştir. Mutlak sıfıra bu kadar yakın bu sıcaklıkta hayatta kalabilecek hiçbir antik tür tanımlanmamış olsa da; Elbette var olan tüm türlerin keşfedilme olasılığı vardır, çünkü hepsi kontrol edilememektedir.

– Daha önce de belirtildiği gibi, meteoritlerden elde edilen bulgular teori ve inceleme kapsamında çok önemli görülmektedir. ama; Ne yazık ki bu noktada elde edilen veriler ne olursa olsun çok net konuşmak mümkün değil. Çünkü sayacın düşmesi ile keşfedildiği an arasında geçen sürede inceleme kısmı zemindeki bakterilerin yayılmasına veya dış etkenlere açıklığına bağlı olarak bazı şüpheler oluşturur. Keşfedilen bakterinin göktaşı ile gelmiş olabileceği ihtimalinin yanı sıra Dünya’da geçmiş olabilecek karışıklık durumu çıkmaza sokabilir. Bununla birlikte, proteinlerin yapı taşları olan bazı amino asit türlerinin meteorlarda keşfedilmesi, bu teoriyi destekler nitelikte oldukça heyecan vericidir.

Gezegenlerin yapısı incelendiğinde teori kapsamında dikkat çekici verilere ulaşılabilmektedir. Örneğin; Mars’ta tespit edilen suyun varlığı ve Dünya’nınkinden çok daha eski bir zaman diliminde atmosferin oksijen içermesi üzerine yapılan araştırmalar panspermia teorisini desteklemektedir. Mars’ta yaşam belirtileri olduğu ve sonrasında atmosferini kaybettiği görüşü bilim dünyasının belli kesimleri tarafından büyük ölçüde kabul görmektedir ve bu konudaki çalışmalar halen devam etmektedir.

Veriler panspermi teorisinin tersidir

– Evrende meydana gelen meteor çarpması gibi olaylar korkunç ve çok etkili çarpışmalardır ve bilim dünyasının böyle bir çarpışmadan sağ çıkabilecek bir canlı türünün varlığından haberi yoktur. Aksine, böylesine şiddetli bir çarpışmadan sonra bir organizmanın hayatta kalma olasılığı, büyük bir kütle tarafından çok düşük kabul edilir.

– Teknolojinin gelişmesi ve bilimsel çalışmaların kapsamının artması, evrenin milyarda birinin bile henüz araştırılmamış olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bu nedenle, evrenin bir noktasında oluşan tohumların o kaotik ortamdan çeşitli etkenlerle yeryüzüne geldiği ve dolayısıyla teorinin bazı noktalarda havada kaldığı fikrini incelemek tam olarak mümkün değildir.

Editörün yorumu: Bu makalede anlatılanlar sadece bir teoridir. Kuran’da açıkça belirtildiği gibi, tüm canlıları Allah (CC) yaratmıştır. Sitemizde bu bilgilere yer vermemizin sebebi ortak kültür olmasıdır.

kaynak:
evrimagaci.org
static.dergipark.org

yazar: Esra Aynur

Diğer gönderilerimize göz at

[wpcin-random-posts]

Yorum yapın