Doğanın ve teknolojinin sınırları nelerdir? ” efendim

Teknolojiyi geliştirirken doğadan aldığımız malzemelerin özelliklerini göz önünde bulundurarak planlamalar ve hesaplamalar yapıyoruz. Teknolojiden beklediğimiz, kullanılan malzemelerin sınırlarını aşamaz. Ancak hayallerimiz ve dileklerimiz bu sınırların çok ötesine geçiyor. Peki, doğanın potansiyeli hayallerimizin ve yapabileceğimizi düşündüklerimizin çok gerisinde mi?
Günümüzün önemli teknolojilerinden biri de bilişim alanında bilgisayarların geliştirilmesi ve kullanılmasıdır. Veriler bilgisayarlarda işlemci adı verilen elektronik devrelerde işlenir. Bu işlemcide yüzlerce, binlerce dijital veri veya elektrik akımı küçük devrelerde dolaştırılarak saniyeler içinde hesaplamalar yapılır. İster yüksek performanslı bir işlemci, ister bellek modülleri, ister basit bir transistör olsun, bu elektronik devre elemanları silikondan yapılmıştır. Günümüzde bilgisayar işlemcilerinin performansı, içerdikleri devre ve transistör sayısına göre belirlenmektedir. İhtiyaçlarımız, arzularımız ve hız arzularımız artık bizi silikonun (teknolojide kullanılan silikon elementinin İngilizce adı) sınırlarına getirdi. Silisyum üzerinde yapılabilecek en küçük birim birkaç nanometreden küçük olamaz. Daha küçük boyutlarda bu malzeme üzerindeki elektrik akımları yazılım algoritmalarının mantığını sağlayamaz. Bu boyutlarda, kuantum elektrodinamiğinin yasaları kendini gösterir. Elektrik yükü taşıyan bir elektron, kapalı bir devreye kuantum tünelleme yaparak çeşitli anlamsız verilere neden olur. Bu durumda yeryüzündeki en bol ve ucuz kumdan elde edilen silikon, hayallerimizin sınırlayıcı teknolojisidir. Alternatif olarak geliştirilmeye çalışılan malzemelerin değerlendirilmesi bu limitin oluşturulmasından sonra başlamıştır. Bilgisayar işlemcileri için karbon nanotüpler, organik malzemeler ve hatta DNA üzerinde çalışılmıştır. Malzeme seçimimiz ve doğanın tüm seçimlerini tartamamamız nedeniyle bu noktaya geldik. Böylece henüz görmediğimiz yeni bir sınıra yelken açıyoruz.

Diğer bir örnek ise nükleer enerjinin alternatiflerinden biri olan nükleer füzyon teknolojisidir. Bununla, Güneş’te meydana gelen benzer termonükleer reaksiyonları Dünya’da yaratmayı hedefliyor. Teorik olarak bu mümkündür ve temiz, uzun ömürlü bir enerji kaynağıdır. Laboratuvar ortamında bu reaksiyonlar saniyeler mertebesinde gerçekleşir. Ancak Güneş milyarlarca yıldır ısı ve ışık yaymaktadır. Maddenin dördüncü hali olarak bilinen Dünya’da, sıcaklığı güneş sıcaklığına yaklaşan plazmayı erimeden tutabilecek hiçbir fiziksel kap inşa edilemez. Elektrik yüklü plazmayı manyetik alanlarla sınırlamak için bir girişimde bulunuldu, ancak bu çok kısa bir süre için başarılamadı. Kullanılan malzemelerin sınırları çalışma sıcaklıklarından ve kaotik değişimlerden uzaktır. Ancak Güneş, uzay boşluğunda bütünlüğünü koruyarak parlamaya devam eder. Yani bizim malzememizin sınırları doğanın sınırları değil.

Bunun bir örneği optik teknolojidendir. Teleskoplarımızla daha uzağı görmek istediğimizde atmosfer bariyerine takıldık ve ardından Hubble teleskobunu uzaya gönderdik. Artık Hubble’ın aynaları ve lensleri yeterli değil. Mikroskoplarımızla çok küçük varlıklar gördük ama atomları göremedik. Sonra kuantum tünelleme mikroskopları yapıldı ve kısmen atomların neye benzediğini gördük ama daha fazlasını göremiyoruz, malzememiz buna izin vermiyor.

Bunun gibi birçok örnek teknoloji dünyasında bulunabilir. Hayallerimiz, ne kadar geniş olursa olsun, doğanın sahip olduğu tüm bariz veya gizli kombinasyonları ve seçenekleri barındıramaz. Bir maddeyi, o maddenin tabiatın geri kalanıyla olan etkileşimini ve o maddede hüküm süren doğa kanunlarını dikkate alarak kullanmaya kalktığımızda, insani bir seçim yapıyoruz. Teknolojinin doğasında yaptığımız seçimler ve yönlendirmeler teknolojimizin sınırlarını baştan belirliyor. Hayallerimizi sınırlayan doğanın kendisi değil, ondan ne elde edeceğimizi belirlerken yaptığımız seçimlerdir. Teknolojimiz sadece hayallerimiz ve mevcut bilgi ve yargılarımızla sınırlıdır. Ancak doğa, sınırlarını aşarak yeni teknolojilere ilham vermeye devam edecek. Teknolojimiz kesinlikle bir doğa taklidi içeriyor. Bir kişinin liderliğini takip etmekten başka seçeneği yoktur. Bu, bilim ve teknoloji için elimizdeki tek ders kitabıdır. Onu bozmadan, sayfalarını yırtmadan kullanırsak, gelecek nesillere temiz bırakırsak başka sınırlara ulaşabilirler. Bin yıl öncesine gidip birine bir bilgisayar çipinden bahsetsek ne derdik? “Kuma binlerce cilt kitap yazmayı başardık, herkes alsın, bu kumların üzerindeki yazıları okuyabilsin” diyebiliriz. Bu kişi bunun doğadan elde edilebileceğine asla inanmaz.

yazar: Anais Ecker

Diğer gönderilerimize göz at

[wpcin-random-posts]

Yorum yapın