Deprem bölgesinde gönüllü olan doktora not: Vakalar her geçen gün artıyor

Firma sözcüsü Saycı Öztürk, bugün yazdığı yazıda deprem bölgesinde gönüllü olarak görev yapan Dr. Sinan Köksal’ın gözlemlerini aktardı. Depremin üçüncü haftasında bölgeye giden Dr. Köksal, tarladaki durumla ilgili notlarında, “Uzun, bit ve pire çok var. İshal vakaları her geçen gün artıyor.”

Transfer Öztürk d. Köksal’ın notları şöyle:


Mardin’in dokusunu bozan binalar yıkılıyor

“Bugün Antakya’daydım. Diğer bölgeleriyle birlikte Hatay da bir hayalet şehir haline geldi. Türk vatandaşları akrabalarına ve çevre illere göç ederken yine çoğunluğu Suriyeliler oluşturuyordu. Hemen her ilin plakalı hafriyat tırları trafiği tıkadı. İstanbul ve İzmir Büyükşehir belediyelerinde sık sık işçi ve araç gördü. Antakya’da hemen hemen bütün devlet kuruluşları var. Çadır kentler kuruldu ama köylere gidince insanlar geçici çadırlara sığındı.

Antakya’nın ara sokaklarına ve mahallelerine araba ile girmelerine izin verilmiyor. Antakya’da evler, apartmanlar, işyerleri, atölyeler, fabrikalar, okullar ve hastaneler yerle bir oldu. Sadece evleri değil, gelecekleri de yok edildi. İskenderun ile Antakya arasında Amek Ovası. Dünyanın en verimli toprağı. Adam dikerseniz hanımefendi, dikerseniz hanımefendi biter. Tanrı’dan belayı hiç diledin mi? O da verdi!

Bizim insanımız ne yaptı? Ovanın ortasına bir şehir kurup adını Ovakent koymuşlar! Evler yıkıldı, Ovakentliler çadırlara girdi. Çadır kentte çocuklar oyun oynuyor, top oynuyor. Yaşlı bir adam çadırın önünde bir bardak çay içiyor. Sanki çayını değil geleceğini içiyor. Dedim ki: Merhaba siz de içer misiniz efendim? dedi. içmedim Çadırın önündeki evde iki kız oynuyordu. Çadır kentte hayat devam ediyor.

Belen’den ovaya iniyorum. Badem yükselişte. Yolun kenarında zeytin ağacı tutan yaşlı bir kadın. Nasıl umutlandım anlatamam. hayat Devam Ediyor. Burası İskenderun. “Sesimi duyan var mı?” Bir ses duymadan dedi. Hiç dokunulmadı! Ruhlar var mı? insanlar var mı? kimse bilmiyor. Eğer biri varsa, o zaman umudunu yitirmiştir. Yetimler mezarlığıdır. Makinelerin demir pençelerini bekliyorlar.

Dün gece gözetim altındaydım. Doğum günüme depremden kurtulan uyuz hastasını kontrol ederek başladım. Sabahı hediye olarak hastalıklı bir kitap okuyarak geçirdim. Uyuz, bit ve pire çok. İshal vakaları her geçen gün artıyor. Sabah sekizde hastanın apsesini boşaltarak yeni güne başladım. Aynı zamanda dermatolog ve çocuk doktoruyum. Bugün buradaki son günüm. Kalbimin bir parçasını burada bırakarak evime ve işime döneceğim. Üç gündür ne yıkandım ne de tıraş oldum. Kiraladığım arabada yattım. Elinde bir zeytin ağacıyla harabelerin yanında yürüyen kadını düşündüm. Tüm acılara rağmen hayat devam ediyor…”

Diğer gönderilerimize göz at

[wpcin-random-posts]

Yorum yapın