Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, ANKA Haber Ajansı’nın gündeme ilişkin sorularını yanıtlayarak Silivri Cezaevi’nde görülecek dava öncesinde alınan tedbirleri paylaştı.
Zeynel Emre, ANKA Haber Ajansı’nın gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. 28-30 Kasım’da düzenlenen 39’uncu Olağan Kurultay sonrası şekillenen MYK’da Parti Sözcülüğü görevine getirilen Emre, partinin aktif iletişim strateji izlemesine ilişkin şunları söyledi:
“O kadar çok derdimiz var ki ülke olarak, parti olarak, yaşanan sıkıntılar, partiye yönelik sistematik saldırılar, arkadaşlarımızın tutuklanması, ülkedeki çiftçinin durumu, emeklinin durumu, öğrencinin durumu, kötü yönetimin verdiği sonuçlar, sokaklar şiddet sarmalı içerisinde. Türkiye bir serbest düşüşte. 2017 referandumuna kadar aslında kötü yönetim vardı. Önceki anayasa değişiklikleri, önceki bazı yasal düzenlemeler, çok kötü yönetimin verdiği sonuçlar vardı ama 2017’den sonra dikkat ederseniz bütün gücün tek bir merkezde toplanması, o merkezin de sağlıklı karar alma yetisinin olmaması nedeniyle çok kötü zamanlar geçiriyoruz. Böyle bir dönemde biz gerçekten büyük bir cesaretle, kararlılıkla yurttaşlarımıza umut olmak istiyoruz. Bugün toplumsal muhalefeti düşündünüzde sadece CHP değil, bizim partimize oy vermese de bu düzenden rahatsız olanların içindeki duygu da şu: ‘Bu dönemden çıkışı yine CHP’nin öncülüğünde yapabiliriz. Onun liderliğinde yapabiliriz.’ Biz bu anlamıyla kendimizi tarih önünde ciddi sorumlu hissediyoruz. Dolayısıyla gece gündüz çalışıyoruz. Genel Başkanımızın inanılmaz bir enerjisi var. Hiç durmadan sürekli mitingler, toptular, bir hafta CAO’da, bir hafta MYK’da, çarşamba-cumartesi mitingler, salı grup toplantısı. Biz de ona ayak uydurmaya çalışıyoruz. Türkiye’nin keşke ihtiyacı olmasa da biz haftada iki gün memleketin sorunlarını haykırmak durumunda kalmasak.”
“9 Mart’ta uzun soluklu, dünya tarihine geçecek bir yargısal mücadeleye hazırlanıyoruz”
Emre, partisinin tutuklu Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun 9 Mart’ta Silivri’de başlayacak yargılaması için CHP’nin nasıl hazırlandığı sorusuna şu yanıtı verdi:
“Türk yargı tarihinde kimsenin görmediği bir uygulamayla karşı karşıyayız. Yassıada’ya bu açıdan benzetebiliriz çünkü bize özel inşa edilen bir mahkeme salonu, hiç bu kadar uzun, 4 bin sayfaya yakın iddianamelerin bulunmadığı, 400 küsur sanıklı kalabalık bir şey. Tabii bize özel bir mahkeme salonu yapmak istediler. O kadar beceriksizler ki onu da yetiştiremediler. Biz kendi açımızdan şunu söylüyoruz hep: CHP’nin en iyi sınav verdiği organizasyonlardan biri Adalet Yürüyüşü’ndeki o düzen, gelen yurttaşlarla ilgilenme, partililere sahip çıkma, orada yatanlar için düzen sağlanması. Biz yine Silivri’de gereken tedbirleri, önlemleri alıyoruz. En yakın noktada bir yerde yerleşeceğiz. Çünkü bu uzun soluklu bir mücadele. Dünya tarihine geçecek bir yargısal mücadele. Orada bir defa hiçbir zaman boş bırakmayacağız, arkadaşlarımızı yalnız bırakmayacağız. Nöbetçi MYK üyeleri, milletvekilleri, belediye başkanları, Türkiye genelinde il örgütleri, ilçe örgütleri sürekli nöbet usulü orada arkadaşlarımızla o dayanışmayı göstereceğiz. Yakın bir yerde de dediğim gibi yerleşeceğiz, basın mensuplarıyla sohbet edeceğiz, orada hukuksuzlukları anlatacağız.
“19 Mart’tan bu yana CHP kurumsal olarak çok iyi bir sınav verdi”
19 Mart’tan bugüne kadar geldiğimiz zaman yaklaşık bir yıllık sürede, CHP kurumsal olarak çok iyi sınav verdi. Hem kamuoyunda ahlaki üstünlüğü ele aldı, hem baktığımız zaman tüm araştırmalara CHP’nin haklılığına bugün AK Parti’ye, MHP’ye oy veren seçmenlerin dahi önemli bir kısmının bu dava açısından bizim haklılığımızı işaret eden bir yerde. Dediğim gibi Adalet Yürüyüşü’nde gerçekten büyük bir sınav vermiştik, ona benzer; tabii şartlar biraz daha farklı ama gelenin, izleyenin, basın mensuplarının, dünyadan bunu takip edenlerin orada kurumsal olarak CHP’nin iyi bir organizasyon yaptığını muhakkak göstereceğiz.”
“İmamoğlu ideal bir yargı düzeni varmış gibi savunma yapmayacak, savunması manifesto niteliğinde olacak”
Emre, İmamoğlu’nun yargılama sürecindeki savunmasına ilişkin ise şunları söyledi:
“Sokağa çıkıp yürüyelim ve şu soruyu soralım vatandaşa: Sayın İmamoğlu, ‘Ben cumhurbaşkanı adayı değilim. Böyle bir talebim yok’ deseydi bugün başına gelen bu operasyonlar, ailesine yönelik tutuklamalar, tüm mal varlığına el koyma, seri bir şekilde soruşturmalar yaşanır mıydı? Yaşanmazdı. Demek ki bu mesele sadece Sayın İmamoğlu’nun meselesi değil. Bu mesele Türkiye’deki seçme-seçilme hakkına, anayasal hakka yapılan bir saldırı var, evrensel haklara yapılan saldırı var, demokrasiye yapılan bir saldırı var. Bu yönüyle baktığımız zaman isimlerden çok bu düşüncenin hakim olduğu bir süreçteyiz. Sayın İmamoğlu da operasyon olduğu güne baktığınız zaman dosyaların içi bomboştu. Ondan sonra içeride tutuklu olanlara baskı yapıldı. ‘Gel suçla, aleyhe ifade ver. Sen çık.’ Böyle bir düzen, hiç görülmemiş bir düzen. Dolayısıyla bu düzen içerisinde Sayın İmamoğlu’nun tutup dosya içerisinde ‘O öyle değil de böyledir’ gibi anlatmasının, sanki ideal bir yargı düzeni varmış, her şey çok normal gibi davranmasını bu yönüyle bizce de bir karşılığı yok. Dolayısıyla hem bu olayın arka planını hem başına gelenleri hem bir manifesto niteliğinde bir açıklama yapmasını ben de daha yerinde bulurum açıkçası.”
“19 Mart, İmamoğlu’nu da CHP’yi de aşan çok önemli bir andı Türk demokrasi tarihi açısından”
Zeynel Emre, 18 Mart’ı 19 Mart’a bağlayan gece Saraçhane’de düzenlenecek gece mitinginin detaylarına ilişkin olarak ise şu bilgileri paylaştı:
“Bu ülkenin ağırlıklı olarak gençleri, üniversitede okuyan o gençlerimiz Saraçhane Meydanı’nı bir yönüyle Taksim Meydanı gibi, Kızılay Meydanı gibi, Sıhhiye gibi, Gündoğan gibi tarihi bir meydan haline getirdi. Anlamlı bir yere getirdi. Orası Türkiye’de demokrasinin tamamen ortadan kaldırılmasına yönelik saldırıya karşı direnişin sembollerinden biri haline geldi. Onun için oranın elbette birinci yıl dönümü de ikinci yıl dönümü de bundan sonraki tüm yıl dönümünde de anlamlı olacaktır. Ki orada da gerçekten baktığımız zaman bir hafta boyunca Genel Başkanımız biliyorsunuz belediye binasında kalmıştı. Kötülüğün bir sınırı yok. Orada belki de Genel Başkanımız, partililer, örgütümüz, vatandaşlar gelip de kendi seçtiği iradeye sahip çıkan bir duruş, bir anlayış sergileyip orayı belki o denli savunmasalardı belki bir de üstüne kayyum atanacaktı oraya. O günkü konuşulanlar böyleydi açıkçası. Niye? ‘Büyükşehir belediyesinin rantı var, malları var, mülkü var. Burası elimizden gittiğinden beri birçok hortum kesildi.’ Çünkü biz aldıktan sonra tespit ettik ki kendilerine yakın ne kadar vakıf, dernek, televizyon kanalı, medya, anket firması, siyasetçiler, burs vermeler oradan besleniyor, sınırı olmayan bir şey. Dolayısıyla oranın savunulması 19 Mart, Sayın İmamoğlu’nu da aşan CHP’yi de aşan çok değerli, çok önemli bir andı Türk demokrasi tarihi açısından. Dolayısıyla biz orada da o günü, o buluşmayı çok anlamlı görüyoruz. Büyük bir buluşma olacak. Olan biteni, bir yıllık süreci bir deşifre eden, anlatan, yurttaşlarla buluştuğumuz bir atmosfer olacak. Güzel bir hazırlık içerisindeyiz.”
“Birinci parti olmamız sadece yerel seçimlere özgür bir başarı değil, bu kadar kara propagandaya rağmen hala birinci partiyiz”
CHP’li Emre, “Bir yandan ‘Türkiye İttifakı’ söylemiyle parlamentoda diğer siyasi partilerden milletvekillerinin CHP’ye katıldığını, bir yandan da CHP’li belediye başkanlarının AK Parti’ye geçtiğini görüyoruz. Yerel seçimlerdeki birinci parti olma başarısını, genel seçime taşıyabilmek için belirlediğiniz yol haritası nedir” sorusuna şu yanıtı verdi:
“Biz yerel seçimde yüzde 37’lik bir oy aldık ve birinci parti olduk. 413 belediye başkanlığını kazandık. Ama bunun o güne özgü bir başarı olmadığı görülüyor. O günden bugüne kadar istikrarlı bir şekilde biz rakibimizin önündeyiz, birinci parti olma özelliğini devam ettiriyoruz. Üstelik bu kadar karmaşık yargı operasyonları, bu kadar iftira, bu kadar bilgi kirliliği, dünya kadar kara propaganda, iftira gibi çok çirkin bir ortamı yaşamamıza rağmen birinci parti olma özelliğimizi koruyoruz ki buna ilave bir de partinin kurumsal yapısına yönelik saldırılar var. İstanbul İl Başkanlığı’na yönelik saldırı, Genel Merkez’e yönelik saldırılar. Buralarda olağanüstü kongreler, olağanüstü kurultaylarla gerçeği tekrardan haykırdığımız süreçler. Tüm bunlara rağmen biz birinci partiyiz. Türkiye İttifakı’nı aslında şöyle görmek lazım: Bu ülkenin pırıl pırıl yurttaşları, geleceği için kaygılanan, çocuklarına daha bir iyi bir Türkiye bırakmak isteyen, bu ülkenin bir şahıs devleti değil de 86 milyonun ortak iradesiyle kurulmuş, o millet iradesine, egemenliğe saygı duyan, bunun devamını isteyen insanlarla buluştuğumuz bir anlayıştır Türkiye İttifakı.
“Yurttaşlar bir araya gelecek, biz yol göstericilik yapacağız. Omuz omuza mücadeleyle bu kaotik durumdan ülkeyi çıkartmak durumundayız”
Bizim 410’dan fazla belediye başkanımız var. Bu kadar tehdidin, bu kadar baskının, içeri atmanın olduğu bir dönemde, deseniz ki yüzde 99 başarılı olmuştunuz seçimlerinizde, aldığınız isimlerde; yüzde biri dediğiniz dört-beş yapar. Ancak bu kadar insanın gittiğini görüyorsunuz. O gidenleri de yine soralım vatandaşa; ‘Sizce CHP birinci parti pozisyonuna gelmiş, 50 puanlardan 30 puanların altına düşmüş bir iktidar var. Bu kadar yıpranmış, bu kadar metal yorgunluğu yaşıyor ve sürekli siz de siyaset yaparken bu yapıyı eleştirerek yapmışsınız. Batan gemiye niye binersiniz?’ Demek ki utanacağınız, sıkılacağınız, endişe duyacağınız bir şey var. Böyle baktığınız zaman birkaç isim dışında o dayanışmayı arkadaşlarımız sürdürüyor, haklarını yemeyelim. Bu kadar görevin, hizmetin engellenmesi, tarafsızlığın olmadığı ortamda halka hizmet etmeye çalışıyorlar. Bu kısım kıymetli. Milletvekillerine gelince de büyük bir oranda o dayanışmanın sürdüğünü görüyoruz. Ekrem Bey’e yönelik bu operasyon olduğunda, CHP milletvekili grubunun tamamı imza verdi cumhurbaşkanı adayımız diye, bir de 15 buçuk milyon yurttaş geldi, oy verdi. İşte Türkiye İttifakı’nı bu ruhta aramak lazım. Türkiye İttifakı içinde bulunduğumuz bu kaotik düzende, aslında dünyayı da katarak söylemek lazım, bütün dünyaya Türkiye’den gerçekten sağlıklı bir demokrasinin inşası ve esasında da örnek alınan bir anlayış değil de örnek olarak gösterilen bir düzeni birlikte inşa edeceğiz. Yeni kurumları birlikte kuracağız, kuvvetler ayrılığını birlikte, bağımsız yargıyı birlikte yapacağız, medya özgürlüğünü birlikte yapacağız. Türkiye İttifakı bu topraklarda umudu tekrardan yeşertecek, bunu başaracak bir ittifak olacak. Dolayısıyla yurttaşlar bir araya gelecek, değerlendirecek, biz yol göstericilik yapacağız. O omuz omuza mücadeleyle bu kaotik durumdan ülkeyi çıkartmak durumundayız. Çeyrek yüzyılda Türkiye Cumhuriyeti inanılmaz zarar gördü. Malları yağmalandı, özelleştirme adı altında peşkeş çekildi, doğası tahrip edildi, çiftçisi ötelendi, her şey çok ciddi zarar gördü. Dolayısıyla Türkiye’nin hala imkanları, potansiyeli var, hala genç nüfusuz. Kendimizi de bu dönem içerisinde bu sorumluluğu hisseden siyasetçiler olarak görüyoruz.”
“Kesinlikle korkmayacağız, yılmayacağız, sinmeyeceğiz”
Emre, CHP’li belediye başkanlarına yönelik düzenlenen operasyonlar ve son olarak Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın tutuklanması sonrası partinin yol haritasında bir değişiklik olup olmayacağı sorusunu ise şöyle yanıtladı:
“Biz bu tip otokratik anlayışı kurumsal hale getirmek isteyen, bir aile devleti, aile ülkesi haline getirmek isteyen, bunun için zulüm edenlere karşı ne yapılabilir dediğimizde üç tane temel şey var. Bir defa kesinlikle korkmayacağız, yılmayacağız. Çünkü esas itibarıyla bir sindirmenin ihtiyacı var. İnsanların sandığa olan inancını kaybettirmeyeceğiz. Vatandaşta şu duygu asla olmayacak: ‘Biz artık böyleyiz. Burası aldı bir aile, artık bize vermeyecek, bari bizde sandığa gitmeyelim, uğraşmayalım.’ Asla bu düşüncede olunmayacak. Sandığa olan inancı devam ettireceğiz ve cesaretle de geleceği hazırlayacağız birlikte. Evet bu kolay değil.
Bolu Belediye Başkanımız Tanju Bey tutuklandı. Diğer belediye başkanları tutuklandı. Bürokratlar, önemli siyasetçiler, gazeteciler tutuklandı. Ama vazgeçmeyeceğiz. O tutuklanan öğrencileri aileler nasıl alkışlarla uğurladı, alkışlarla karşılıyorsa aynı anlayışla tutuklanan arkadaşlarla dayanışma göstereceğiz. Ama pes etmeden önümüze gideceğiz. Kim ne kadar saldırıya uğrarsa uğrasın bu anlayıştan vazgeçmeyeceğiz. Bugün Büyükçekmece Belediye Başkanı yedi dönem bir insan tesadüfen belediye başkanı olamaz. Kötü yönetiyorsa olamaz, hırsızlık yapıyorsa olamaz. Çünkü orada halkın hakemliği var, 35 yıl. Türk demokrasi tarihinde örneği yok, dünyada da pek bulamazsınız bunu. Bu kadar milletin onayını almış bir ismin tecrübelerinden yararlanman lazım esasında. 70 yaşında insanı cezaevine atıyorsun, dava açmıyorsun, bir yıl oldu iddianame yok, suçlama yok. Öte yandan Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı, adamla ilgili mal varlığı araştırması yapıyorsun, hiç üstünde bir şey yok. Halasının evinde oturuyor. Para çıktı dedikleri kasadan belediyenin mühürü çıktı. O kadar büyük kötülük yapıyorlar ki. Gençlik Kolları’ndan gelen bir arkadaşımız, bir yıl oldu içeride, iddianamesi yok. Beyoğlu Belediye Başkanı için aynı şey geçerli, ortada bir iddianame yok.
“Halkın hakemliğine gidelim”
Bu muameleyi başka gören bir parti, bir belediye başkanı oldu mu? Aynı muameleyle karşılaşan, hakkında dava açıldığında ya da bir soruşturma olduğunda bu kadar uzun süre tutuklu tutulan başka kimse oldu mu? Bolu’da bakıyorsunuz aslında, suçlanan meseleyle ilgili şikayette daha önce soruşturmaya izin verilmemesi kararı var. Çünkü absürt. Çünkü Bolu Belediye Başkanı, Başsavcılığa şikayetçi olmuş, demiş ki ‘Bu yangında hayatını kaybeden yurttaşlarla ilgili soruşturmada bilirkişi raporları hazırlayanlara baskı var.’ Beş tane bilirkişiyi birden aynı anda niye görevden el çektirilsin en kritik anda? Baskı yapıyorlar, ‘Aman Kültür ve turizm Bakanlığı’nı atla.’ Orada bir hasmane tutum var ve bir intikam aracı haline getirilmiş. ‘Bu benim silahım. Yargı benim elimde. Ben intikam alacağım’ diyor. Burada bir defa yurttaşlarımızın vicdanına sesleniyorum: Bunu sadece bize bırakmayın, siz de inceleyin. Biz niye sürekli diyoruz ki ‘TRT’den canlı verilsin.’ Çünkü milli irade sadece genel seçimde olmaz, yerel seçimde de olur. Anayasa açıktır. İdare dediğiniz şey yerel ve merkezi idarenin bütününden oluşur. Bunları devletin sağ ve sol eli gibi düşünün. Bu iki el birbiriyle kavga edemez, düşmanlık yapamaz. Yapıyorsa burada halkın kendine ihtiyaç var. Mahkemelere gelin, TRT canlı versin ya da hadi buyurun seçime gidelim, halkın hakemliğine gidelim. Görelim, bakalım halk kimi haklı görüyor
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]