Temel bileşenler birleşerek tüm canlıları oluşturur. İnorganik ve organik bileşenlere ayrılır.
1. İnorganik bileşenler
İnorganik çeşitte bulunan maddeler gıda yardımı ile dışarıdan alınır. Sindirilmeden hücre zarından geçebilir. Hasarlı dokuların onarımında önemli bir rol oynarlar ve enerji sağlamak için kullanılmazlar. Karbon içermez. Bu bileşenlerin en önemli avantajlarından biri hücre zarından geçebilmek için sindirilmelerine gerek olmamasıdır.
1.1 Bunlar: Hayati bir niteliğe sahip olan su, hücre yapısının büyük bir bölümünü oluşturur. Su moleküllerinin ayrılmadan bir arada tutulmasına kohezyon denir. Kohezyon, bitkilerin üst kısımlarına taşınması gereken suyu kılcal damarlar yardımıyla yukarı doğru taşır. Hidrojen bağlarının kırılması sıcaklığı düşürür ve yeniden bağların oluşumu ısıyı serbest bırakır. Bu durum, canlı organizmaların hayatta kalması için gerekli olan ısıyı korur.
1.2 Asitler ve Bazlar: Suda çözündüğünde hidrojen iyonu oluşturan maddelere asit, hidroksil iyonu oluşturan maddelere baz denir. Bir çözeltinin asit ve bazik değerleri pH olarak ifade edilir.
1.3 Mineraller ve tuzlar: Kaslara ve sinirlere geri bildirim sağlamada etkilidirler. Ter idrarla atılır.
2. Organik içerikler
Karbon içeren bileşenlerdir. Canlı organizmaların organik bileşenleri, yapılarında karbonun yanı sıra oksijen, hidrojen, azot, fosfor ve azot da içerir. Bununla birlikte, gerçek organik bileşiğin türünü belirleyen karbondur. Yapı malzemeleri, enerji için hammaddeler ve enerji verimliliği gibi gruplara ayrılır. Organik içeriklerin sıralaması da kullanım alanlarına göre değişmektedir. Enerji, hammaddeler olarak sınıflandırıldığında sırasıyla karbonhidratlar, yağlar ve proteinler iken, yapı malzemeleri olarak değerlendirildiğinde proteinler, yağlar ve karbonhidratlar olarak sınıflandırılır. Enerji verimliliğinin sırası yağlar, proteinler ve karbonhidratlar şeklinde gelir. Genel özellikleri aşağıda özetlenen bu bileşenler alt birimlere ayrılmıştır.
2.1. karbonhidratlar: Canlı organizmaların enerji ihtiyacını karşılar. Monosakkaritler, disakkaritler ve polisakkaritler olarak 3’e ayrılır. Glikoz, beyin hücrelerini güçlendirerek kan şekeri oluşturur. İnsülin kan şekerini düşürerek enerji üretir. Vücuda gereğinden fazla karbonhidrat alınırsa, bunlar karaciğerde yağa dönüşür. Aşırı karbonhidrat alımı vücuttaki bakteri üretimini artırır. Ekmek, tahıllar, baklagiller, incir ve hurma karbonhidrat açısından zengin besinlerdir.
2.2. yağlar: Yağlar vücudun temel yapı taşlarıdır. Vitamin ve hormon olarak kullanılabilirler. Metabolik su oluşturmak için hücresel solunumda yakılır. Bu sular kış uykusundaki hayvanların ve göçmen kuşların ihtiyaçlarını karşılar. Esansiyel yağ asitleri vücuda yağlar yardımıyla girer. Yağlı gıdaların aşırı alımı vücuttaki dolaşım sistemine zarar verir ve tansiyonu yükseltir. Zeytinyağı, ayçiçek yağı, soya fasulyesi gibi bitkisel kaynaklı, et, et ürünleri, süt ve yumurta gibi hayvansal kaynaklı olarak vücuda alınabilmektedir.
2.3 Proteinler: Doku yapımı ve onarımı, kanın pıhtılaşması, asit-baz dengesinin sağlanması gibi birçok işlevi vardır. Vücuda bağışıklık kazandırır. Gereğinden fazla alınan protein, karbonhidrat ve yağlara dönüştürülerek depolanır. Yetersiz alım sonucunda bağışıklık zayıflar. Hasarlı dokular yavaş iyileşir. Ödem oluşur. Süt, yoğurt, peynir, fındık, yer fıstığı ve ceviz zengin protein içerir.
enzimler: Canlı metabolizmasında enerji gerektiren olaylarda aktivasyon enerjisini düşürerek katalizör görevi gören biyolojik moleküllerdir. Protein yapısında olmaları dışında bir kısmı sadece proteinden, bir kısmı da protein + protein olmayan kısımdan oluşmaktadır. Protein kısmı apoinsin, protein olmayan kısmı ise kofaktör olarak adlandırılır. Eğer kofaktör organik bir molekülden oluşuyorsa bu kez adı koenzimdir.
2.4 Vitaminler: Vitaminler canlı organizmaların vücudunda diğer organik bileşenlere göre daha az kullanılsa da direnci artıran ve metabolik faaliyetleri düzenleyen bileşenlerdir. Yağda çözünenler ve suda çözünenler olarak iki gruba ayrılırlar. A, D, E ve K vitaminleri yağda eriyen vitaminlerdir ve fazlası karaciğerde depolanır. Vücutta depolanamayan ve suda eriyen vitaminler B grubu ve C vitaminidir.
2.5 Hormonlar: Su dengesi, üreme, büyüme ve gelişme gibi birçok aktivite hormonlar tarafından düzenlenir. Organizmanın kendisi tarafından üretilen bu kimyasal uyaranlar bilgi taşır. İç salgı bezleri tarafından salgılandıktan sonra endokrin sistemde yerini alır ve hedef organlara ve hedef hücrelere taşınır. Burada gerekli metabolik faaliyetleri düzenler. Herhangi bir nedenle endokrin sistemdeki bir dengesizlik hormonal hastalıklara neden olur.
2.6. nükleotitler: Nükleik asitlerin (DNA ve RNA) yapı taşları olan nükleotidler, en az bir fosfat grubu, 5 karbonlu bir şeker ve nükleobazlardan oluşur. 5 karbonlu şekerin türüne göre DNA (deoksiriboz) ve RNA (riboz) molekülleri, nükleotitlerin bir zincir halinde birleşmesi ile oluşur. DNA molekülünü oluşturan nükleotitlere deoksiribonükleotidler, RNA molekülünü oluşturan nükleotidlere ribonükleotidler denir. DNA ve RNA’daki nükleobazlar Adenin, Sitozin, Timin, Guanin ve Urasil’dir. Bunlardan urasil sadece RNA’da bulunurken timin sadece DNA’da bulunur. Kimyasal olarak çift bağlı pürin adenin ve guanin grubu, tek bağlı guanin grubu, sitozin, timin ve urasil pirimidin grubu baz olarak adlandırılır. ATP de bir nükleotiddir ve baz olarak sadece adenine ek olarak bir fosfat grubu ve bir riboz şekeri içerir. DNA ve RNA kalıtımdan sorumlu çok bazlı yapılarken, ATP metabolizma için enerji sağlamaktan sorumlu tek bazlı yapıdır (Adenin).
yazar: Zombi Bernice
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]